DOLAR
Alış: 45.15
Satış: 45.33
EURO
Alış: 53.09
Satış: 53.31
GBP
Alış: 61.31
Satış: 61.77
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
9.05.2026
“Kocam çocukları sadece kusursuz baba gibi görünmek için istiyordu. Ama hesaba katmadığı bir şey vardı
- Ankara Adliyesi’nin o soğuk koridorunda yürürken dizlerimin titrediğini hissediyordum. İnsan bazen hayatının bittiği yere kendi ayaklarıyla gider mi? Gidermiş. Hem de sessizce. Başını eğe eğe. Çünkü artık savaşacak gücü kalmamıştır. Benim adım Selin Arslan’dı. Ya da birkaç saat sonra eski soyadımı geri alacak kadın. On yıl önce Kerem Yalçın’la evlendiğim gün herkes bana imrenerek bakıyordu. Yakışıklı, zengin, kültürlü bir adam… Ankara’nın en gözde iş insanlarından biri. O zamanlar ben de bir yayınevinde editördüm. Kendi maaşım vardı. Hayallerim vardı. Gece kahve içip roman çevirileri yaptığım küçük ama huzurlu bir hayatım vardı. Sonra evlendim. Ardından Emir ve Eren doğdu. Ve ben yavaş yavaş kendi hayatımdan silindim. Önce işten ayrıldım çünkü çocuklara bakacak kimse yoktu. Sonra arkadaşlarımı kaybettim çünkü “yoğunum” demekten görüşemez oldum. Daha sonra aynalara bakmayı bıraktım. Çünkü baktığım kadın artık ben değildim. Kerem ise tam tersine yükseliyordu. Yeni şirketler. Yeni bağlantılar. Yeni davetler. Yeni kadınlar… Özellikle son iki yıldır eve geliş saatleri değişmişti. Gömleğinde yabancı parfüm kokuları taşıyordu. Telefonunu banyoya bile götürüyordu. Bana dokunmamaya başlamıştı. Ama ne gariptir biliyor musunuz? İnsan ihaneti önce gözleriyle değil, sessizlikle hissediyor. Bir gün sofrada çatalın sesi fazla çıkıyor. Bir gün karşındaki adam sana hiç bakmıyor. Bir gün aynı evde iki yabancı oluyorsunuz. Ben yine sustum. Çocuklar duymasın diye. Ailemiz dağılmasın diye. Ama sonunda dağılan ben oldum. Şimdi ise karşımda takım elbisesinin içinde kusursuz görünen Kerem vardı. Sanki boşanma davasına değil de televizyon programına çıkmış gibiydi. Kravatı bile özenle seçilmişti. Yanındaki avukat kadın dosyaları açtı. Ses tonu sertti. “Müvekkilim Sayın Kerem Yalçın, çocuklarına üst düzey yaşam koşulları sağlayabilecek ekonomik güce sahiptir.” Sonra gözlüğünün üzerinden bana baktı. “Ancak karşı taraf uzun süredir çalışmamaktadır.” “Toplumdan tamamen kopmuştur.” “Müvekkilimin elindeki verilere göre psikolojik olarak dengesiz davranışlar sergilemektedir.” Kalbim sıkıştı. Devam etti. “Çocukların sağlıklı gelişimi açısından velayetin anneye verilmesi uygun değildir.” İnsanların bana baktığını hissediyordum. Acıyarak. Yargılayarak. Belki küçümseyerek. Üzerimde yıllardır kullandığım solmuş gömlek vardı. Çünkü son paramı çocukların okul taksidine vermiştim. Kerem’in yanında ise pahalı saatler, marka ayakkabılar, güçlü avukatlar vardı. Benim sadece anneliğim vardı. Ve şimdi onu da elimden almaya çalışıyordu. Hakim Kerem’e döndü. “Söylenenler doğru mu?” Kerem ağır ağır ayağa kalktı. Başını öne eğdi. O kadar iyi oynuyordu ki bir an ben bile inanacaktım. “Sayın hakim…” Sesi titriyordu. “Selin çok yoruldu.” “Çocuklara bazen bağırıyordu.” “Moral bozukluğu yaşadığında günlerce odadan çıkmıyordu.” “Çocuklar geceleri aç kalıyordu.” “Bir baba olarak endişelenmem normal değil mi?” Yalan. Hepsi yalandı. Ben yerimden fırladım. “YALAN SÖYLÜYORSUN!” Sesim salonun içinde yankılandı. Hakim kaşlarını çattı. “Lütfen sakin olun.” Ama nasıl sakin olabilirdim? Bu adam beni yıllarca yalnız bıraktıktan sonra şimdi çocuklarımın önünde beni kötü anne ilan ediyordu. Tırnaklarımı avuç içime geçirdim. Sakin ol Selin. Ağlama. Bağırma. Çünkü kadın ağlayınca “zayıf”, bağırınca “deli” oluyordu. Ama gözyaşlarım yine de durmadı. Kerem tam bunu istiyordu zaten. Kontrolünü kaybetmiş bir kadın görüntüsü. Çünkü mahkemeler güçlü görünen erkekleri severdi. Bir süre sonra hakim derin nefes aldı. Belli ki yorulmuştu. Sonra gözlerini çocuklarıma çevirdi. Benim canım. Benim ikizlerim. Emir ve Eren yan yana oturuyordu. Üzerlerinde aynı lacivert takım vardı. Kerem özellikle giydirmişti. Dışarıdan bakınca kusursuz aile tablosu gibi görünelim diye. Eren korkudan başını eğmişti. Ama Emir… Emir çok sakindi. Fazla sakin. İçimde kötü bir korku büyümeye başladı. Ya babasını seçerse? Onu suçlayabilir miydim? Kerem’in villası vardı. Şoförü vardı. Özel okul gücü vardı. Benimse sadece sevgim. Hakimin sesi yumuşadı. “Emir… Eren…” “Hangi ebeveyninizle yaşamak istiyorsunuz?” Kalbim duracak gibiydi. Kerem’in dudak kenarı hafifçe kıvrıldı. Kendinden emindi. Tam o sırada Emir ayağa kalktı. Küçücük bedeni dimdikti. Önce babasına baktı. Öyle bir baktı ki… Bir çocuk değil de kırk yaşında yorgun bir adam gibiydi. Sonra hakime döndü. “Sayın hakim…” Salon sessizleşti. Emir’in sesi küçüktü ama herkes duydu. “Size annemin bile bilmediği bir sırrı anlatabilir miyim?” O an içimde bir şey dondu. Kerem’in yüzündeki renk aniden çekildi. İlk kez korktuğunu gördüm. Gerçekten korktuğunu. Ve ben o anda anladım. Oğlum… Babası hakkında benim bilmediğim bir şey biliyordu. Mahkeme salonunun kapısı kapandığında içerideki uğultu da bir anda kesildi. Sanki herkes aynı anda nefesini tutmuştu. Emir hâlâ ayaktaydı. Küçük elleri yumruk olmuştu ama sesi titremiyordu. Kerem’in yüzü ise gittikçe beyazlıyordu. Ben oğluma bakıyordum. İçimde korkuyla karışık tuhaf bir his vardı. Çünkü Emir’in gözlerinde dokuz yaşındaki bir çocuğun bakışı yoktu artık. Çok uzun süredir susan birinin bakışı vardı. Hakim sandalyesine yaslandı. “Emir, anlatmak istediğin şeyi korkmadan söyleyebilirsin.” Kerem aniden ayağa kalktı. “Sayın hakim, çocuk psikolojik baskı altında olabilir. Karşı taraf—” “OTURUN!” Hakimin sert sesi salonda yankılandı. Kerem mecburen yerine geçti. Ama alnındaki damarlar şişmişti. Çenesini öyle sıkıyordu ki dişlerinin sesi neredeyse duyulacaktı. Emir yavaşça okul çantasını açtı. İçinden eski, gümüş renkli küçük bir ses kayıt cihazı çıkardı. Ben cihazı görünce donup kaldım. Yıllar önce benim kullandığım eski MP3 çalar… Bozuldu sanıp çekmeceye kaldırmıştım. Emir cihazı iki eliyle tuttu. “Babam annemin bize kötü davrandığını söyledi.” “Ama annem hiçbir zaman bize zarar vermedi.” Kerem bağırdı. “Kes şunu Emir!” Emir hiç dönüp bakmadı bile. “Babam eve her geldiğinde annem ağlıyordu.” “Çünkü sürekli kavga ediyorlardı.” “Babam anneme bağırıyordu.” “Bazen annem gece bizi uyuyor sanıp mutfakta sessiz sessiz ağlıyordu.” Boğazım düğümlendi. Ben çocuklarımın hiçbir şey anlamadığını sanıyordum. Meğer her şeyi görüyorlarmış. Her şeyi. Emir devam etti. “Babam geçen hafta Eren’in önünde anneme ‘işe yaramaz kadın’ dedi.” “Sonra tabağı yere fırlattı.” Eren korkuyla bana sarıldı. Küçük bedeni titriyordu. Hakimin yüzü sertleşmeye başlamıştı. Kerem ise artık koltuğunda duramıyordu. “Çocuk saçmalıyor!” “Bunların hepsini annesi öğretti!”
- Ben ayağa kalktım. “Yeter artık!” Sesim çatladı. “Çocuklarımı rahat bırak!” Hakim elini kaldırdı. “Herkes sakin olacak.” Sonra Emir’e döndü. “Devam et evladım.” Emir cihazın düğmesine bastı. İlk birkaç saniye cızırtı duyuldu. Ardından Kerem’in sesi geldi. Net. Soğuk. Tanıdık. “Meliş, merak etme.” “Velayet kesinlikle bende kalacak.” “O iki çocuk sorun değil.” “Bir süre yanımda görünmeleri yeterli.” Kalbim duracak gibi oldu. Salondaki herkes donmuştu. Kayıt devam etti. “Boşanmış adam imajı kötü olur.” “Çocukları annelerine bırakırsam insanlar beni suçlar.” “Önce mahkemeyi kazanacağım.” “Sonra ikisini de yatılı okula yollarız.” Ardından genç bir kadının kahkahası duyuldu. Melis. “Ben başkasının çocuklarıyla uğraşamam Kerem.” Kerem güldü. “Sen merak etme güzelim.” “O yükü sana bırakmam.” Kayıt bitti. Sessizlik. Korkunç bir sessizlik. Sanki salonun içindeki hava bile çökmüştü. Hakim yavaşça gözlüğünü çıkardı. Yüzü kapkaraydı. Ben ise olduğum yerde kalmıştım. Kulaklarım uğulduyordu. “O yük…” Çocuklarından “yük” diye bahsetmişti. Kendi oğullarından. Kerem bir anda ayağa fırladı. “Bu yasa dışı kayıt!” “Beni tuzağa düşürdüler!” “Bu çocuk ne yaptığını bilmiyor!” Emir ilk kez dönüp babasına baktı. Bakışı buz gibiydi. “Ben her şeyi biliyorum baba.” Kerem’in sesi bir anda kesildi. Emir’in gözleri dolmuştu ama ağlamıyordu. “Annem her gece bizi uyuttuktan sonra mutfakta tek başına oturuyordu.” “Sen başka kadınlarla gezerken…” “Annem elektrik faturası nasıl ödenecek diye ağlıyordu.” Ben nefes alamıyordum artık. Oğlum… Benim saklamaya çalıştığım bütün acıları tek tek içinde taşımıştı. Emir cebinden buruşturulmuş küçük bir kağıt çıkardı. Hakime uzattı. “Bu da babamın attığı mesaj.” Hakim kağıdı açtı. Kaşları çatıldı. Mesaj kısa ama yeterince ağırdı. “Çocukların yanında düzgün davran. Mahkemeye kadar sorun çıkarmayın.” Hakim başını kaldırıp Kerem’e baktı. “Oğullarınızı mahkeme süreci için yönlendirdiniz mi?” Kerem konuşamadı. İlk kez. O kusursuz adamın dili tutulmuştu. Kadın avukatı araya girmeye çalıştı. “Sayın hakim çocuklar etkilenmiş olabilir—” “Yeter!” Hakim masaya sertçe vurdu. “Bu dava artık tamamen farklı bir boyuta geçti.” Kerem’in yüzündeki bütün kibir yavaş yavaş parçalanıyordu. Çünkü ilk kez kontrolü kaybediyordu. Ve bunu yapan kişi bendim değil… Kendi oğluydu. Tam o sırada Eren korkarak ayağa kalktı. Küçük elleri titriyordu. Gözyaşlarını silip sessizce konuştu. “Ben… annemle kalmak istiyorum.” Salonda yine sessizlik oldu. Eren burnunu çekti. “Çünkü annem bize hiç yalan söylemedi.” Eren’in o cümlesinden sonra mahkeme salonunda kimse birkaç saniye konuşamadı. “Çünkü annem bize hiç yalan söylemedi.” Dokuz yaşındaki bir çocuğun ağzından çıkan o söz… Kerem’in bütün savunmalarından daha ağırdı. Ben artık ağladığımı bile fark etmiyordum. Gözyaşlarım sessizce akıyordu sadece. Çünkü yıllardır ilk kez biri beni savunuyordu. Hem de en çok korumaya çalıştığım çocuklarım. Kerem’in yüzü korkunç bir hâl almıştı. “Eren! Emir!” Sesi çatladı. “Ne söylediğinizin farkında mısınız siz?” Ama bu kez çocuklar korkmadı. Çünkü bazı çocuklar çok erken büyür. Hakim dosyayı kapattı. Uzun süre kimseye bakmadan düşündü. Ardından gözlüğünü çıkarıp masaya bıraktı. “Mahkeme kısa bir ara verecek.” Tokmağın sesi vurduğunda herkes ayağa kalktı. Kerem hızla bana doğru geldi. Gözleri öfkeyle kıpkırmızıydı. “Mutlu oldun mu şimdi?” “Çocukları bana düşman ettin!” Ben geri çekilmedim. İlk kez. Yıllardır ilk kez ondan korkmadım. “Hayır Kerem.” Sakin konuştum. “Seni çocuklarından ben uzaklaştırmadım.” “Kendi yaptıkların uzaklaştırdı.” Kerem dişlerini sıktı. “Bunun hesabını ödeyeceksin.” Tam o anda Emir önüme geçti. Küçücük bedeniyle beni korumaya çalışıyordu. “Annemi tehdit etmeyi bırak!” O an içimde bir şey tamamen kırıldı. Bir annenin yaşayabileceği en ağır şeylerden biri, çocuğunun çocukluğunu kaybettiğini görmekti. Ben oğlumu oyuncaklarla büyütmek istemiştim. O ise insanların gerçek yüzlerini öğrenerek büyümüştü. Kerem birkaç saniye oğluna baktı. Bakışlarında öfke vardı. Ama daha çok… yenilmişlik. Çünkü Emir artık ona hayranlıkla bakan küçük çocuk değildi. Gerçeği görmüştü. Aradan yarım saat geçti. Mahkeme yeniden başladı. Bu kez salondaki hava tamamen değişmişti. Biraz önce “mükemmel baba” gibi duran Kerem şimdi herkesin gözünde yabancı bir adama dönüşmüştü. Hakim ciddi bir sesle konuşmaya başladı. “Sunulan ses kayıtları, mesaj içerikleri ve çocukların ifadeleri dikkate alınmıştır.” Kerem’in avukatı ayağa kalktı. “Sayın hakim, çocukların psikolojik etk—” “OTURUN.” Hakimin sesi sertti. “Bu çocukların yaşadığı baskıyı görmezden gelemem.” Sonra bana döndü. “Sayın Selin Arslan…” Kalbim hızlandı. “Oğullarınızın geçici velayeti mahkeme sonuçlanana kadar size verilecektir.” Ben nefesimi tuttum. “…Ayrıca Sayın Kerem Yalçın hakkında çocuklar üzerinde psikolojik baskı kurduğu iddiasıyla inceleme başlatılacaktır.” Kerem ayağa fırladı. “Bu saçmalık!” Ama artık kimse onu dinlemiyordu. Çünkü gerçek ortaya çıkmıştı. Hakim son kez tokmağı vurdu. “Duruşma ertelenmiştir.” Salon karıştı. İnsanlar fısıldaşıyor, avukatlar konuşuyor, gazeteciler kapıya yöneliyordu. Ama ben hiçbirini duymuyordum. Sadece çocuklarımın ellerini hissediyordum. Sıcacık. Gerçek. Emir bana baktı. “Anne…” Sesi sonunda çocuk gibi çıkmıştı. “Biz kötü bir şey yapmadık değil mi?” Ben çömeldim. İkisini de kollarımın arasına aldım. “Hayır.” Sesim titredi. “Siz sadece doğruyu söylediniz.” Eren hıçkırmaya başladı. “Korktum…” “Biliyorum bebeğim.” “Babam artık bizi sevmeyecek mi?” Kalbim parçalandı. Çünkü bir çocuğun aklı hâlâ sevgiyi kaybetmekten korkuyordu. Ben Eren’in saçlarını öptüm. “Bir insanın sevgisi gerçekse seni korkutmaz.” Kerem birkaç metre ötede durmuş bizi izliyordu. Yalnızdı. İlk kez gerçekten yalnız görünüyordu. Ne pahalı takım elbisesi… Ne avukatları… Ne parası… Hibiri işe yaramamıştı. Çünkü iki küçük çocuğun gözyaşı, onun kurduğu bütün sahte dünyayı yıkmıştı. Biz adliyeden çıktığımızda Ankara’da hafif yağmur başlamıştı. Gökyüzü griydi. Ama nedense yıllardır ilk kez içim biraz hafifti. Emir bir elimden tuttu. Eren diğerinden. Merdivenlerden birlikte indik. Basın mensupları kapıda bekliyordu. Flaşlar patladı. “Selin Hanım! Bir açıklama yapacak mısınız?” “Çocuklar babalarıyla görüşecek mi?” “İddialar doğru mu?” Ben hiçbirine cevap vermedim. Çünkü o anda önemli olan tek şey çocuklarımdı. Tam arabaya bineceğimiz sırada arkamdan bir ses geldi. “Selin…” Kerem’di. Yavaşça döndüm. Yağmur saçlarını ıslatıyordu. İlk kez güçlü görünmüyordu. Sadece yorgundu. “Ben…” Sustu. Sanki kelime bulamıyordu. Sonra gözleri çocuklara kaydı. “Beni gerçekten bu kadar kötü biri olarak mı hatırlayacaksınız?” Emir uzun süre babasına baktı. Sonra sessizce konuştu. “Biz seni kötü biri olarak hatırlamak istemedik baba.” “Sen bize başka seçenek bırakmadın.” Kerem’in gözleri doldu. Ama artık çok geçti. Bazı kırıklar tamir edilmezdi. Ben araba kapısını açtım. Çocuklar içeri bindi. Son kez Kerem’e baktım. Bir zamanlar uğruna hayatımı verdiğim adam şimdi yağmurun altında tek başına duruyordu. Ve ben ilk kez şunu hissettim: Bir kadının yeniden başlaması bazen bir evliliğin bitmesiyle değil… Korkusunun bitmesiyle başlıyordu.
Benzer Galeriler
-
Doktorlar, üç aydır komada olan bir kadını makineden ayırmaya karar verdiler
-
“Kocam çocukları sadece kusursuz baba gibi görünmek için istiyordu. Ama hesaba katmadığı bir şey vardı
-
Oğlum ölmüştü — ama 5 yaşındaki kızım onun karşı apartmanın penceresinde olduğunu söyledi
-
17 yaşında hamileyken beni evden atan ailem
-
Nişanlım yanımda duruyordu
-
Kızımın düğün gecesinden kanlar içinde dönmesiyle yaşadığım panik


