Antalya Kemer Suluda Ada Tur Adalar Turu Gemi Turu Turlar Setur Gezi Turları

“Kocam çocukları sadece kusursuz baba gibi görünmek için istiyordu. Ama hesaba katmadığı bir şey vardı » T.C. Haber T.C. Haber
Ana Sayfa 9.05.2026

“Kocam çocukları sadece kusursuz baba gibi görünmek için istiyordu. Ama hesaba katmadığı bir şey vardı

2 / 2

Ben ayağa kalktım.

“Yeter artık!”

Sesim çatladı.

“Çocuklarımı rahat bırak!”

Hakim elini kaldırdı.

“Herkes sakin olacak.”

Sonra Emir’e döndü.

“Devam et evladım.”

Emir cihazın düğmesine bastı.

İlk birkaç saniye cızırtı duyuldu.

Ardından Kerem’in sesi geldi.

Net.

Soğuk.

Tanıdık.

“Meliş, merak etme.”

“Velayet kesinlikle bende kalacak.”

“O iki çocuk sorun değil.”

“Bir süre yanımda görünmeleri yeterli.”

Kalbim duracak gibi oldu.

Salondaki herkes donmuştu.

Kayıt devam etti.

“Boşanmış adam imajı kötü olur.”

“Çocukları annelerine bırakırsam insanlar beni suçlar.”

“Önce mahkemeyi kazanacağım.”

“Sonra ikisini de yatılı okula yollarız.”

Ardından genç bir kadının kahkahası duyuldu.

Melis.

“Ben başkasının çocuklarıyla uğraşamam Kerem.”

Kerem güldü.

“Sen merak etme güzelim.”

“O yükü sana bırakmam.”

Kayıt bitti.

Sessizlik.

Korkunç bir sessizlik.

Sanki salonun içindeki hava bile çökmüştü.

Hakim yavaşça gözlüğünü çıkardı.

Yüzü kapkaraydı.

Ben ise olduğum yerde kalmıştım.

Kulaklarım uğulduyordu.

“O yük…”

Çocuklarından “yük” diye bahsetmişti.

Kendi oğullarından.

Kerem bir anda ayağa fırladı.

“Bu yasa dışı kayıt!”

“Beni tuzağa düşürdüler!”

“Bu çocuk ne yaptığını bilmiyor!”

Emir ilk kez dönüp babasına baktı.

Bakışı buz gibiydi.

“Ben her şeyi biliyorum baba.”

Kerem’in sesi bir anda kesildi.

Emir’in gözleri dolmuştu ama ağlamıyordu.

“Annem her gece bizi uyuttuktan sonra mutfakta tek başına oturuyordu.”

“Sen başka kadınlarla gezerken…”

“Annem elektrik faturası nasıl ödenecek diye ağlıyordu.”

Ben nefes alamıyordum artık.

Oğlum…

Benim saklamaya çalıştığım bütün acıları tek tek içinde taşımıştı.

Emir cebinden buruşturulmuş küçük bir kağıt çıkardı.

Hakime uzattı.

“Bu da babamın attığı mesaj.”

Hakim kağıdı açtı.

Kaşları çatıldı.

Mesaj kısa ama yeterince ağırdı.

“Çocukların yanında düzgün davran. Mahkemeye kadar sorun çıkarmayın.”

Hakim başını kaldırıp Kerem’e baktı.

“Oğullarınızı mahkeme süreci için yönlendirdiniz mi?”

Kerem konuşamadı.

İlk kez.

O kusursuz adamın dili tutulmuştu.

Kadın avukatı araya girmeye çalıştı.

“Sayın hakim çocuklar etkilenmiş olabilir—”

“Yeter!”

Hakim masaya sertçe vurdu.

“Bu dava artık tamamen farklı bir boyuta geçti.”

Kerem’in yüzündeki bütün kibir yavaş yavaş parçalanıyordu.

Çünkü ilk kez kontrolü kaybediyordu.

Ve bunu yapan kişi bendim değil…

Kendi oğluydu.

Tam o sırada Eren korkarak ayağa kalktı.

Küçük elleri titriyordu.

Gözyaşlarını silip sessizce konuştu.

“Ben… annemle kalmak istiyorum.”

Salonda yine sessizlik oldu.

Eren burnunu çekti.

“Çünkü annem bize hiç yalan söylemedi.”

Eren’in o cümlesinden sonra mahkeme salonunda kimse birkaç saniye konuşamadı.

“Çünkü annem bize hiç yalan söylemedi.”

Dokuz yaşındaki bir çocuğun ağzından çıkan o söz… Kerem’in bütün savunmalarından daha ağırdı.

Ben artık ağladığımı bile fark etmiyordum. Gözyaşlarım sessizce akıyordu sadece. Çünkü yıllardır ilk kez biri beni savunuyordu. Hem de en çok korumaya çalıştığım çocuklarım.

Kerem’in yüzü korkunç bir hâl almıştı.

“Eren! Emir!”

Sesi çatladı.

“Ne söylediğinizin farkında mısınız siz?”

Ama bu kez çocuklar korkmadı.

Çünkü bazı çocuklar çok erken büyür.

Hakim dosyayı kapattı. Uzun süre kimseye bakmadan düşündü. Ardından gözlüğünü çıkarıp masaya bıraktı.

“Mahkeme kısa bir ara verecek.”

Tokmağın sesi vurduğunda herkes ayağa kalktı.

Kerem hızla bana doğru geldi.

Gözleri öfkeyle kıpkırmızıydı.

“Mutlu oldun mu şimdi?”

“Çocukları bana düşman ettin!”

Ben geri çekilmedim.

İlk kez.

Yıllardır ilk kez ondan korkmadım.

“Hayır Kerem.”

Sakin konuştum.

“Seni çocuklarından ben uzaklaştırmadım.”

“Kendi yaptıkların uzaklaştırdı.”

Kerem dişlerini sıktı.

“Bunun hesabını ödeyeceksin.”

Tam o anda Emir önüme geçti.

Küçücük bedeniyle beni korumaya çalışıyordu.

“Annemi tehdit etmeyi bırak!”

O an içimde bir şey tamamen kırıldı.

Bir annenin yaşayabileceği en ağır şeylerden biri, çocuğunun çocukluğunu kaybettiğini görmekti.

Ben oğlumu oyuncaklarla büyütmek istemiştim.

O ise insanların gerçek yüzlerini öğrenerek büyümüştü.

Kerem birkaç saniye oğluna baktı.

Bakışlarında öfke vardı.

Ama daha çok… yenilmişlik.

Çünkü Emir artık ona hayranlıkla bakan küçük çocuk değildi.

Gerçeği görmüştü.

Aradan yarım saat geçti.

Mahkeme yeniden başladı.

Bu kez salondaki hava tamamen değişmişti.

Biraz önce “mükemmel baba” gibi duran Kerem şimdi herkesin gözünde yabancı bir adama dönüşmüştü.

Hakim ciddi bir sesle konuşmaya başladı.

“Sunulan ses kayıtları, mesaj içerikleri ve çocukların ifadeleri dikkate alınmıştır.”

Kerem’in avukatı ayağa kalktı.

“Sayın hakim, çocukların psikolojik etk—”

“OTURUN.”

Hakimin sesi sertti.

“Bu çocukların yaşadığı baskıyı görmezden gelemem.”

Sonra bana döndü.

“Sayın Selin Arslan…”

Kalbim hızlandı.

“Oğullarınızın geçici velayeti mahkeme sonuçlanana kadar size verilecektir.”

Ben nefesimi tuttum.

“…Ayrıca Sayın Kerem Yalçın hakkında çocuklar üzerinde psikolojik baskı kurduğu iddiasıyla inceleme başlatılacaktır.”

Kerem ayağa fırladı.

“Bu saçmalık!”

Ama artık kimse onu dinlemiyordu.

Çünkü gerçek ortaya çıkmıştı.

Hakim son kez tokmağı vurdu.

“Duruşma ertelenmiştir.”

Salon karıştı.

İnsanlar fısıldaşıyor, avukatlar konuşuyor, gazeteciler kapıya yöneliyordu.

Ama ben hiçbirini duymuyordum.

Sadece çocuklarımın ellerini hissediyordum.

Sıcacık.

Gerçek.

Emir bana baktı.

“Anne…”

Sesi sonunda çocuk gibi çıkmıştı.

“Biz kötü bir şey yapmadık değil mi?”

Ben çömeldim.

İkisini de kollarımın arasına aldım.

“Hayır.”

Sesim titredi.

“Siz sadece doğruyu söylediniz.”

Eren hıçkırmaya başladı.

“Korktum…”

“Biliyorum bebeğim.”

“Babam artık bizi sevmeyecek mi?”

Kalbim parçalandı.

Çünkü bir çocuğun aklı hâlâ sevgiyi kaybetmekten korkuyordu.

Ben Eren’in saçlarını öptüm.

“Bir insanın sevgisi gerçekse seni korkutmaz.”

Kerem birkaç metre ötede durmuş bizi izliyordu.

Yalnızdı.

İlk kez gerçekten yalnız görünüyordu.

Ne pahalı takım elbisesi…

Ne avukatları…

Ne parası…

Hibiri işe yaramamıştı.

Çünkü iki küçük çocuğun gözyaşı, onun kurduğu bütün sahte dünyayı yıkmıştı.

Biz adliyeden çıktığımızda Ankara’da hafif yağmur başlamıştı.

Gökyüzü griydi.

Ama nedense yıllardır ilk kez içim biraz hafifti.

Emir bir elimden tuttu.

Eren diğerinden.

Merdivenlerden birlikte indik.

Basın mensupları kapıda bekliyordu.

Flaşlar patladı.

“Selin Hanım! Bir açıklama yapacak mısınız?”

“Çocuklar babalarıyla görüşecek mi?”

“İddialar doğru mu?”

Ben hiçbirine cevap vermedim.

Çünkü o anda önemli olan tek şey çocuklarımdı.

Tam arabaya bineceğimiz sırada arkamdan bir ses geldi.

“Selin…”

Kerem’di.

Yavaşça döndüm.

Yağmur saçlarını ıslatıyordu.

İlk kez güçlü görünmüyordu.

Sadece yorgundu.

“Ben…”

Sustu.

Sanki kelime bulamıyordu.

Sonra gözleri çocuklara kaydı.

“Beni gerçekten bu kadar kötü biri olarak mı hatırlayacaksınız?”

Emir uzun süre babasına baktı.

Sonra sessizce konuştu.

“Biz seni kötü biri olarak hatırlamak istemedik baba.”

“Sen bize başka seçenek bırakmadın.”

Kerem’in gözleri doldu.

Ama artık çok geçti.

Bazı kırıklar tamir edilmezdi.

Ben araba kapısını açtım.

Çocuklar içeri bindi.

Son kez Kerem’e baktım.

Bir zamanlar uğruna hayatımı verdiğim adam şimdi yağmurun altında tek başına duruyordu.

Ve ben ilk kez şunu hissettim:

Bir kadının yeniden başlaması bazen bir evliliğin bitmesiyle değil…

Korkusunun bitmesiyle başlıyordu.

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.

2 / 2
Tema Tasarım |