DOLAR
Alış: 45.15
Satış: 45.33
EURO
Alış: 53.09
Satış: 53.31
GBP
Alış: 61.31
Satış: 61.77
“Kocam çocukları sadece kusursuz baba gibi görünmek için istiyordu. Ama hesaba katmadığı bir şey vardı
Ankara Adliyesi’nin o soğuk koridorunda yürürken dizlerimin titrediğini hissediyordum. İnsan bazen hayatının bittiği yere kendi ayaklarıyla gider mi? Gidermiş. Hem de sessizce. Başını eğe eğe. Çünkü artık savaşacak gücü kalmamıştır.
Benim adım Selin Arslan’dı. Ya da birkaç saat sonra eski soyadımı geri alacak kadın.
On yıl önce Kerem Yalçın’la evlendiğim gün herkes bana imrenerek bakıyordu. Yakışıklı, zengin, kültürlü bir adam… Ankara’nın en gözde iş insanlarından biri. O zamanlar ben de bir yayınevinde editördüm. Kendi maaşım vardı. Hayallerim vardı. Gece kahve içip roman çevirileri yaptığım küçük ama huzurlu bir hayatım vardı.
Sonra evlendim.
Ardından Emir ve Eren doğdu.
Ve ben yavaş yavaş kendi hayatımdan silindim.
Önce işten ayrıldım çünkü çocuklara bakacak kimse yoktu. Sonra arkadaşlarımı kaybettim çünkü “yoğunum” demekten görüşemez oldum. Daha sonra aynalara bakmayı bıraktım. Çünkü baktığım kadın artık ben değildim.
Kerem ise tam tersine yükseliyordu.
Yeni şirketler.
Yeni bağlantılar.
Yeni davetler.
Yeni kadınlar…
Özellikle son iki yıldır eve geliş saatleri değişmişti. Gömleğinde yabancı parfüm kokuları taşıyordu. Telefonunu banyoya bile götürüyordu. Bana dokunmamaya başlamıştı. Ama ne gariptir biliyor musunuz? İnsan ihaneti önce gözleriyle değil, sessizlikle hissediyor.
Bir gün sofrada çatalın sesi fazla çıkıyor.
Bir gün karşındaki adam sana hiç bakmıyor.
Bir gün aynı evde iki yabancı oluyorsunuz.
Ben yine sustum.
Çocuklar duymasın diye.
Ailemiz dağılmasın diye.
Ama sonunda dağılan ben oldum.
Şimdi ise karşımda takım elbisesinin içinde kusursuz görünen Kerem vardı. Sanki boşanma davasına değil de televizyon programına çıkmış gibiydi. Kravatı bile özenle seçilmişti.
Yanındaki avukat kadın dosyaları açtı.
Ses tonu sertti.
“Müvekkilim Sayın Kerem Yalçın, çocuklarına üst düzey yaşam koşulları sağlayabilecek ekonomik güce sahiptir.”
Sonra gözlüğünün üzerinden bana baktı.
“Ancak karşı taraf uzun süredir çalışmamaktadır.”
“Toplumdan tamamen kopmuştur.”
“Müvekkilimin elindeki verilere göre psikolojik olarak dengesiz davranışlar sergilemektedir.”
Kalbim sıkıştı.
Devam etti.
“Çocukların sağlıklı gelişimi açısından velayetin anneye verilmesi uygun değildir.”
İnsanların bana baktığını hissediyordum.
Acıyarak.
Yargılayarak.
Belki küçümseyerek.
Üzerimde yıllardır kullandığım solmuş gömlek vardı. Çünkü son paramı çocukların okul taksidine vermiştim. Kerem’in yanında ise pahalı saatler, marka ayakkabılar, güçlü avukatlar vardı.
Benim sadece anneliğim vardı.
Ve şimdi onu da elimden almaya çalışıyordu.
Hakim Kerem’e döndü.
“Söylenenler doğru mu?”
Kerem ağır ağır ayağa kalktı.
Başını öne eğdi.
O kadar iyi oynuyordu ki bir an ben bile inanacaktım.
“Sayın hakim…”
Sesi titriyordu.
“Selin çok yoruldu.”
“Çocuklara bazen bağırıyordu.”
“Moral bozukluğu yaşadığında günlerce odadan çıkmıyordu.”
“Çocuklar geceleri aç kalıyordu.”
“Bir baba olarak endişelenmem normal değil mi?”
Yalan.
Hepsi yalandı.
Ben yerimden fırladım.
“YALAN SÖYLÜYORSUN!”
Sesim salonun içinde yankılandı.
Hakim kaşlarını çattı.
“Lütfen sakin olun.”
Ama nasıl sakin olabilirdim?
Bu adam beni yıllarca yalnız bıraktıktan sonra şimdi çocuklarımın önünde beni kötü anne ilan ediyordu.
Tırnaklarımı avuç içime geçirdim.
Sakin ol Selin.
Ağlama.
Bağırma.
Çünkü kadın ağlayınca “zayıf”, bağırınca “deli” oluyordu.
Ama gözyaşlarım yine de durmadı.
Kerem tam bunu istiyordu zaten.
Kontrolünü kaybetmiş bir kadın görüntüsü.
Çünkü mahkemeler güçlü görünen erkekleri severdi.
Bir süre sonra hakim derin nefes aldı. Belli ki yorulmuştu.
Sonra gözlerini çocuklarıma çevirdi.
Benim canım.
Benim ikizlerim.
Emir ve Eren yan yana oturuyordu. Üzerlerinde aynı lacivert takım vardı. Kerem özellikle giydirmişti. Dışarıdan bakınca kusursuz aile tablosu gibi görünelim diye.
Eren korkudan başını eğmişti.
Ama Emir…
Emir çok sakindi.
Fazla sakin.
İçimde kötü bir korku büyümeye başladı.
Ya babasını seçerse?
Onu suçlayabilir miydim?
Kerem’in villası vardı.
Şoförü vardı.
Özel okul gücü vardı.
Benimse sadece sevgim.
Hakimin sesi yumuşadı.
“Emir… Eren…”
“Hangi ebeveyninizle yaşamak istiyorsunuz?”
Kalbim duracak gibiydi.
Kerem’in dudak kenarı hafifçe kıvrıldı.
Kendinden emindi.
Tam o sırada Emir ayağa kalktı.
Küçücük bedeni dimdikti.
Önce babasına baktı.
Öyle bir baktı ki…
Bir çocuk değil de kırk yaşında yorgun bir adam gibiydi.
Sonra hakime döndü.
“Sayın hakim…”
Salon sessizleşti.
Emir’in sesi küçüktü ama herkes duydu.
“Size annemin bile bilmediği bir sırrı anlatabilir miyim?”
O an içimde bir şey dondu.
Kerem’in yüzündeki renk aniden çekildi.
İlk kez korktuğunu gördüm.
Gerçekten korktuğunu.
Ve ben o anda anladım.
Oğlum…
Babası hakkında benim bilmediğim bir şey biliyordu.
Mahkeme salonunun kapısı kapandığında içerideki uğultu da bir anda kesildi. Sanki herkes aynı anda nefesini tutmuştu. Emir hâlâ ayaktaydı. Küçük elleri yumruk olmuştu ama sesi titremiyordu.
Kerem’in yüzü ise gittikçe beyazlıyordu.
Ben oğluma bakıyordum.
İçimde korkuyla karışık tuhaf bir his vardı. Çünkü Emir’in gözlerinde dokuz yaşındaki bir çocuğun bakışı yoktu artık. Çok uzun süredir susan birinin bakışı vardı.
Hakim sandalyesine yaslandı.
“Emir, anlatmak istediğin şeyi korkmadan söyleyebilirsin.”
Kerem aniden ayağa kalktı.
“Sayın hakim, çocuk psikolojik baskı altında olabilir. Karşı taraf—”
“OTURUN!”
Hakimin sert sesi salonda yankılandı.
Kerem mecburen yerine geçti. Ama alnındaki damarlar şişmişti. Çenesini öyle sıkıyordu ki dişlerinin sesi neredeyse duyulacaktı.
Emir yavaşça okul çantasını açtı.
İçinden eski, gümüş renkli küçük bir ses kayıt cihazı çıkardı.
Ben cihazı görünce donup kaldım.
Yıllar önce benim kullandığım eski MP3 çalar…
Bozuldu sanıp çekmeceye kaldırmıştım.
Emir cihazı iki eliyle tuttu.
“Babam annemin bize kötü davrandığını söyledi.”
“Ama annem hiçbir zaman bize zarar vermedi.”
Kerem bağırdı.
“Kes şunu Emir!”
Emir hiç dönüp bakmadı bile.
“Babam eve her geldiğinde annem ağlıyordu.”
“Çünkü sürekli kavga ediyorlardı.”
“Babam anneme bağırıyordu.”
“Bazen annem gece bizi uyuyor sanıp mutfakta sessiz sessiz ağlıyordu.”
Boğazım düğümlendi.
Ben çocuklarımın hiçbir şey anlamadığını sanıyordum.
Meğer her şeyi görüyorlarmış.
Her şeyi.
Emir devam etti.
“Babam geçen hafta Eren’in önünde anneme ‘işe yaramaz kadın’ dedi.”
“Sonra tabağı yere fırlattı.”
Eren korkuyla bana sarıldı.
Küçük bedeni titriyordu.
Hakimin yüzü sertleşmeye başlamıştı.
Kerem ise artık koltuğunda duramıyordu.
“Çocuk saçmalıyor!”
“Bunların hepsini annesi öğretti!”
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.
Diğer Galeriler
-
Düğün gecemde, engelli kocamı yatağa taşırken birlikte düştük
-
Doktorlar, üç aydır komada olan bir kadını makineden ayırmaya karar verdiler
-
“Kocam çocukları sadece kusursuz baba gibi görünmek için istiyordu. Ama hesaba katmadığı bir şey vardı
-
Oğlum ölmüştü — ama 5 yaşındaki kızım onun karşı apartmanın penceresinde olduğunu söyledi
-
17 yaşında hamileyken beni evden atan ailem
-
Nişanlım yanımda duruyordu
