- Mutfak masasının üzerinde annemin bıraktığı el yazısı bir not duruyordu: “Sağlık tedavisi için ayırdığımız parayı aldık, gemi turuna gidiyoruz. Döndüğünde Reşat ile sen ilgilenirsin. Artık ona bakmaktan bıktık.” Deniz tabip subayı olarak görev yaptığım dokuz aylık zorlu görevden henüz yeni dönmüştüm. Aylardır evime gelmenin, özellikle de beni kendi kızı gibi büyüten üvey babam Reşat’a sarılmanın hayalini kuruyordum. Ancak Çanakkale’deki evimizin kapısını açtığımda beni soğuk, karanlık ve sessiz bir ev karşıladı. Yatak odasına koştuğumda Reşat’ı yatakta titrerken buldum. Aşırı derecede susuz kalmıştı, üstü başı kirliydi ve konuşacak gücü bile yoktu. İleri derece pankreas kanseriydi ve doğrulmak için bile yardıma ihtiyacı vardı. Onu temizledim, ısıttım ve hemen doktorunu aradım. Bir yandan da mutfakta hazırladığım çorbayı içirirken, “Annem nerede?” diye sordum. Reşat gözlerini kapatıp fısıldadı: “Tatile gittiler…” Ortak banka hesabımıza baktığımda gözlerime inanamadım. Bakiye sadece 800 liraydı! Her ay maaşımdan aktardığım yaklaşık 6 milyon lira (170 bin dolar); lüks gemi turlarına, kumarhanelere ve marka kıyafetlere harcanarak bir haftada bitirilmişti. Üstelik annem Birsen, Reşat’ın gazi madalyalarını bile “eski metal parçaları” diyerek internette satmıştı.
- Ama en korkunç keşif bu değildi. Reşat şiddetli bir ağrı krizi geçirdiğinde, başucundaki sıvı morfin şişesine uzandım. Reşat kolumu tuttu ve ağlayarak fısıldadı: “O ilacı içirme Gizem… Annem içindeki morfini döküp yerine çeşme suyu doldurdu. ‘Zaten ölecek bir adama bu kadar pahalı ilaç fazla’ dedi…” Dehşet içindeydim. Ertesi gün evi adeta bir olay yeri inceleme uzmanı gibi belgeledim. Doktoru ve komşumuz Ayşe Teyze ile görüştüm. Reşat ise o öğleden sonra bana hayatının en büyük sırrını açıkladı. Kütüphanenin arkasından gizli bir dosya çıkarttırdı. Annem onun emekli olunca parasız kaldığını sanıyordu ama Reşat senelerce uluslararası finans dünyasında çalışmıştı. “Annene hiç bahsetmedim çünkü parası olanın etrafında herkes olur. Parasız kaldığımda ise herkes kaçar,” dedi ve bombayı patlattı: “Benim tam 2 milyar lira (58 milyon dolar) değerinde gizli bir fonum ve mülklerim var.” Reşat hastayken ve parası yokken yanındakilerin gerçek yüzünü görmek istemişti. “Gerçek sınav para değildi Gizem. Bir yudum suyu karşılıksız verip vermeyeceklerdi. Ve o sınavdan geçen tek kişi sen oldun,” dedi. Derhal avukatı Pelin ve noter çağrıldı. Reşat vasiyetini güncelledi. Ancak aileme son bir şans vermek istedim. Grup sohbetimize “Reşat çok kötü, son anları olabilir” diye mesaj attım. Erkek kardeşim Görkem, kız kardeşim Cansu ve annem umursamadı. Görüntülü aradığımda annem lüks geminin güvertesindeki partiden içki kadehiyle bağırıyordu: “Tüm tatilimizi onun kötüleşmesi yüzünden yakamayız!” Görkem ise arkadan gülerek, “İhtiyara söyle Tuesday’e (Salı’ya) kadar dayansın!” diye bağırdı. Reşat yatağından her şeyi duydu. Gözlerindeki son umut kırıntısı da söndü ve avukatına dönerek şu unutulmaz sözleri söyledi: “Bu videoyu saklayın. Döndüklerinde, çıktıkları bu tatilin onlara 170 bin dolara değil, tam 58 milyon dolara patladığını öğrenecekler…”O gece Reşat’ın başucundan bir an bile ayrılmadım. Gece yarısı canı taraçınlı ılık şeftali tatlısı istedi. Çocukluğunda annesinin yaptığı bu tatlıyı kendi ellerimle hazırladım. Yüzünde beliren o hafif tebessümle, “Tadı berbat ama buram buram ev kokuyor,” diye fısıldadı. Ardından parmağındaki gazi yüzüğünü çıkarıp avucuma bıraktı: “Onlar seninle aynı kanı taşıyor olabilir ama benim gerçek kızım sensin.” Sabaha karşı, elimi tutarak huzur içinde son nefesini verdi. Salı günü öğleden sonra ailem eve döndü. Reşat’ın küllerini bir vazoya koyup salondaki masaya yerleştirmiştim. Yanında avukatımız Pelin ve noter duruyordu. Annem Birsen, ellerinde lüks alışveriş çantalarıyla içeri girdi. “Gizem! Umarım evi temizlemişsindir,” diye bağırdı. Masadaki vazoyu görünce donakaldı. “O da ne?” “Reşat,” dedim sakince. “Pazar sabahı vefat etti.” Annem üzülmek yerine bağırmaya başladı: “Bize haber vermeden nasıl yakılmasına izin verirsin!” Tek derdi cenazedeki gösterişi kaçırmaktı. Gemi turundaki o vicdansız konuşmalarının videosunu ve banka dökümlerini masaya koyduğumda hepsi buz kesti. Görkem’in kız arkadaşı Merve, videodaki acımasız sözleri duyunca Görkem’i oracıkta terk edip gitti. Annem, “Ben onun resmi karısıyım! Bütün mirası ve mülkleri ben yöneteceğim!” diye bağırmaya başladı. Avukat Pelin öne çıktı ve bombayı patlattı: “Reşat Bey’in evlilik öncesi yapılan anlaşması ve özel bir vakıf fonu mevcuttur. Tam 58 milyon dolar (2 milyar lira) değerindeki bu servetten tek bir kuruş bile alamıyorsunuz!” Annem ve kardeşlerim şok içinde birbirine baktı. “Ne! 58 milyon dolar mı?” diye çığlık attı annem. Avukat Pelin devam etti: “Servetin büyük kısmı gazilere ve askeri hastanelere bağışlandı. Kalan yönetim yetkisi ve pay ise tamamen Gizem Hanım’a bırakıldı.” Annem çıldırmış gibi üzerime yürümeye çalıştı ancak televizyonda Reşat’ın ölmeden önce kaydettiği video oynamaya başladı. Reşat ekrandan onlara bakarak şöyle diyordu: “Beni tatile veya paraya tercih ettiniz. İnsan hayatına sadece size para sağladığı sürece değer verdiğinizi kanıtladınız. Gizem benim öz kızım değil ama gerçek ailem olmayı başaran tek kişi oldu.” Salonda derin bir sessizlik hakim oldu. Annem mahkemeye başvuracağını söyleyerek tehditler savurdu ancak Avukat Pelin son darbeyi vurdu: “Mahkemeden önce iyi bir ceza avukatı tutmanızı tavsiye ederim. Çünkü polise ‘yaşlı bakımsızlığı, ölüme terk etme, nitelikli dolandırıcılık ve tıbbi ilaca sahte madde karıştırmak’ suçlarından suç duyurusunda bulunuldu.” Kardeşim Cansu gözyaşlarına boğuldu, Görkem ise ortak hesaptan harcadığı paraları geri ödemek için arabasını satmak zorunda kaldı. Annem hakkında ise soruşturma başlatıldı. Hepsi lüks bir tatil uğruna hem insanlıklarını hem de hayal bile edemeyecekleri devasa bir serveti kaybetmişti. Gelecek aylarda, Reşat’tan kalan kaynakların bir kısmıyla gazi ailelerine ve amansız hastalıklarla mücadele eden asker yakınlarına destek olmak amacıyla “Reşat Salgado Anı Vakfı”nı kurdum. Vicdanın parayla satın alınamayacağını, öz evlat olmanın kanda değil yürekte bittiğini herkese öğreten Reşat babamın aziz hatırası, kurduğumuz bu vakıfla sonsuza dek yaşamaya devam edecek.

