DOLAR
Alış: 46.87
Satış: 47.06
EURO
Alış: 53.56
Satış: 53.77
GBP
Alış: 62.67
Satış: 63.13
Oğlum bir dilenciyi işaret etti ve fısıldadı
BÖLÜM 1
“Baba… o kadın benim annem.”
Oğlumun sesi o kadar kısıktı ki, Konya şehir merkezindeki korna seslerinin, sokakta mısır satan satıcıların bağırışlarının ve uzaktan gelen sokak çalgıcısının ezgisinin arasında neredeyse kaybolacaktı. Ama o beş kelime hayatımı ikiye böldü.
Olduğum yerde çakılı kaldım, Mete’nin elini sıkıca tutuyordum.
Çünkü eşim Selin, üç yıl önce ölmüştü.
Onu ben toprağa vermiştim.
Kapalı tabutunun başında ben durmuştum.
O zaman henüz üç yaşında olan oğlumun, gömleğime sarılıp “Annem neden uyanmıyor?” diye ağlayışını ben görmüştüm.
Bu yüzden Mete, eski bir eczanenin dökülen duvarının dibinde oturan, dilenen bir kadını işaret edip onun annesi olduğunu söylediğinde öfkelendim.
“Böyle şeyler söyleme,” dedim, istemediğim kadar sert bir sesle. “Annen cennette.”
Ama Mete elini indirmedi.
Gözleri doldu.
“O baba… o annem. Biliyorum.”
Ben Emre Yılmaz’dım. İç Anadolu’da, Konya ovasında en büyük hayvancılık çiftliklerinden birinin sahibiydim. Adım hayır işlerinde, cami bağışlarında, belediye etkinliklerinde ve bölgedeki ticaret listelerinde geçerdi. İnsanlar bana saygıyla, bazıları korkuyla, bazıları ise çıkar için yaklaşırdı.
Sokakta kolay kolay çökecek bir adam değildim.
Ama o kadın başını kaldırdı.
Önce tozu gördüm. Dağınık saçları. Çatlamış dudakları. Güneşten yanmış teni. Eski morluklarla dolu kolları. Titreyen bir teneke kutu.
Sonra gözlerini gördüm.
Ve dünya sustu.
O gözler Selin’in gözleriydi.
Çiftliğe geç saatlerde döndüğümde beni koridorda karşılayan aynı kahverengi gözler. Mete koşup ona sarıldığında yumuşayan bakışlar. Kaybettiğimi sandığım o bakışlar.
Kadın beni görünce kalkmaya çalıştı.
Bir anlığına korkmuş gibiydi, sanki benden kaçmak ister gibi.
İki adım attı ve kaldırıma dizlerinin üzerine çöktü.
Teneke kutu devrildi. Bozuk paralar etrafa saçıldı.
Mete elimi bıraktı ve ona doğru koştu.
“Anne!”
Bu çığlık içimi paramparça etti.
Kadının yanına diz çöktüm ve onu kucağıma aldım. Neredeyse hiçbir ağırlığı yoktu. Kemik, ateş ve korku.
“Ambulans çağırın!” diye bağırdım.
Etrafta bir kalabalık oluştu. Bir kadın dua etti. Bir adam beni tanıyıp ismimi fısıldadı. Bir başkası “Ama Emre Bey’in eşi ölmüştü…” dedi.
Mete titreyen elleriyle kadının yüzüne dokunuyordu.
“Anne, benim. Mete…”
Kadın gözlerini araladı. Bir damla yaş yanağından süzüldü.
“Yavrum…”
İçim parçalandı.
Çünkü onu sadece Selin böyle çağırırdı.
Onu özel bir kliniğe götürdüm. Doktor ciddi bir yüzle dışarı çıktı.
“Şiddetli yetersiz beslenme, susuzluk, eski kırıklar ve kötü tedavi edilmiş travmalar var. Çok ağır şeyler yaşamış.”
“Yaşıyor mu?” diye sordum.
Doktor bana baktı.
“Evet. Yaşıyor.”
O kelime beni daha önceki cenazeden bile daha derinden yıktı.
Saatler sonra, beyaz ve ilaç kokan odada gözlerini açtı. Mete sandalyede uyuyakalmış, montuma sarılmıştı.
Yatağa yaklaştım.
“Sen kimsin?” dedim, kalbim cevabı bilse de.
Dudakları titredi.
“Emre… benim.”
“Hayır.”
“Ben Selin’im.”
Sandalye geriye devrildi.
“Ben Selin’i gömdüm.”
Gözlerini kapadı ve ağladı.
“Hayır… sen Selin’i değil, ikiz kardeşimi gömdün.”
O an oda döndü.
“Deniz?”
Zorla başını salladı.
İkiz kardeşi Deniz. Sorunlu olan. Aylarca ortadan kaybolan. Selin’in hep kurtarmaya çalıştığı, borçlarla ve yanlış insanlarla boğuşan kardeş.
Yüzleri aynıydı ama ben asla karıştırmam sanmıştım.
“Bunu kim yaptı?” diye sordum.
Selin kapıya bakarak korkuyla fısıldadı.
“Benim yaşadığımı kimse bilmemeli.”
“Kim?”
Sesi kırıldı.
“Rıza.”
Ortağım.
Dostum.
Cenazede yanımda duran adam.
O hafta yeni araziler için imzamı bekleyen adam.
Ve o anda anladım ki, üç yıldır bir yalanın yasını tutuyordum.
Ama asıl felaket daha yeni başlıyordu.
BÖLÜM 2
Rıza Demir sadece ortağım değildi. O, neredeyse kardeşim gibiydi.
Birlikte Konya Ovası’nda büyük bir hayvancılık ve et ihracatı işi kurmuştuk. Çiftliğime kapıyı çalmadan girerdi. Mete ona “Rıza amca” derdi. Selin “öldü” dendiğinde, beni tabutun başında tutan, noter işlerini halleden, belgeleri düzenleyen, “onu görmeye hazır değilsin” diyen oydu.
Ve ben ona inanmıştım.
O gece, Selin biraz daha konuşabilecek hale geldiğinde, Mete’yi yıllardır bizimle çalışan hizmetçimiz Ayşe ile dışarı çıkardım. Selin’i görünce Ayşe neredeyse bayılacaktı.
“Allah’ım… kızım…”
Ayşe tereddüt etmedi. Tanımadığı birine bakmadı. Selin’i gördü.
Kapıyı kapattığımızda, eşim gerçeği anlatmaya başladı.
Üç yıl önce Deniz, çiftliğe perişan halde gelmişti. Tarsus tarafında tehlikeli adamlara borcu vardı ve iki günlüğüne saklanmak istemişti. Selin evin içine sorun sokmak istemedi ama Deniz ağlayıp değiştiğine yemin edince onu çiftliğin arkasındaki eski bir depoya sakladı.
Sonra Selin, benim çalışma odamda bazı belgeler buldu.
Sahte sözleşmeler.
Taklit imzalar.
Hayali şirketler üzerinden alınmış araziler.
Rıza beni yıllarca dolandırmıştı. Sadece para değil; Konya’ya yapılacak yeni otoyol güzergâhının geçtiği, değeri katlanacak aile arazilerini de ele geçirmek istiyordu.
Selin beni şehir dışındayken onunla yüzleşti.
“Bana 24 saat verdiğini söylemiştim sana anlatman için,” diye fısıldadı.
“Bunu bana söylemeliydin.”
“Biliyorum.”
Gözleri doldu.
“O gece çiftliğe geldi. Konuşmak istediğini söyledi. Deniz de oradaydı ve tartışmayı duydu. Rıza bana vurdu. Uyandığımda bir kamyonetin içindeydim, ellerim bağlıydı. Deniz çığlık atıyordu. Her yer kan içindeydi.”
Ellerim istemsizce yumruk oldu.
“Rıza beni öldürmek istedi,” dedi Selin. “Ama Deniz üstüne atladı. Kamyonet yoldan çıktı. Benzin vardı. Alev…”
Kazayı hatırladım.
Yanmış araç.
Tanımlanamayan bir beden.
Acele hazırlanmış rapor.
Ve Rıza’nın sesi: “Kendini yıpratma Emre, bırak huzur bulsun.”
Selin çarşafı sıktı.
“Deniz araçta sıkıştı. Rıza beni çıkardı ama kurtarmak için değil. Bana, bağırırsam Mete’nin de yok olacağını söyledi.”
Nefesim kesildi.
“Sonra herkesin Deniz’i sen sanmasını sağladı.”
Selin başını salladı.
“Beni bir depoya kilitledi. Önce Tarsus yakınlarında bir antrepoda. Sonra bir atölyenin arkasındaki küçük bir odada. Adamlar gönderdi, kontrol ettirdi. Aç bırakmadı ama hayatta kalacak kadar verdi.”
“Üç yıl mı?”
“Üç yıl.”
Çıkıp Rıza’yı kendi ellerimle öldürmek istedim.
Ama Selin bileğimi tuttu.
“Ona dönüşme,” dedi yalvararak. “Mete sana ihtiyaç duyuyor. Ben sana ihtiyaç duyuyorum.”
Bu yüzden yalnızca tek bir kişiyi aradım: İl Emniyet’ten Komiser Lale Yılmaz. Yıllar önce çiftliğimdeki bir hayvan hırsızlığı soruşturmasında tanışmıştık. Bana o gün şu cümleyi söylemişti:
“Güçlü insanlar, kimsenin ayaklarının altına bakmaya cesaret edemeyeceğini sanır.”
Lale gece yarısından önce geldi. Selin’i sözünü kesmeden dinledi. Sonra tek cümle söyledi:
“Rıza sizi öldü sanıyorsa, elimizdeki tek avantaj bu.”
Sonraki günler sessiz bir savaş gibiydi.
Selin koruma altına alındı, adı değiştirildi. Mete sadece annesinin çok hasta olduğunu ve dinlenmesi gerektiğini biliyordu. Ben ise hiçbir şey olmamış gibi çiftliğe döndüm.
Ama her oda bana saldırıyordu.
Selin’in kahvesi. Kitapları. Elbiseleri. Salonda asılı fotoğrafı… Önünde gecelerce özür dilediğim fotoğraf.
Sonra telefonum çaldı.
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.
Diğer Galeriler
-
Babamın hamile bedenimi örten battaniyeyi çektiği gün, kocamın ve kayınvalidemin aylarca sakladığı yalanlar tek bir kalp atışında yok oldu.
-
Ablam Nashville’de bir daire alırken ben de bir dağ evi miras aldım. Ablam bana alaycı bir şekilde, “Sana çok yakıştı, pis kadın!” deyip uzak durmamı söylediğinde, geceyi dağ evinde geçirmeye karar verdim… Oraya vardığımda gördüklerim karşısında olduğum yerde donakaldım…
-
Kocam beni aile yemeğine davet etti, ama vardığımda yemek yoktu: sadece bir DNA testi, öfkeli bir kayınvalide ve kalbimi kıran bir suçlama vardı: “O çocuk benim oğlumun değil,” ta ki bir yabancı içeri girip gizli gerçeği ortaya çıkarana kadar.
-
Kocam metresini benim yüzüğümle, elbisemle ve baş masadaki yerimle birlikte galaya getirdi; biri metresine karısı dediğinde tek kelime etmedi. Ben de siyah bir takım elbise giydim, avukatı aradım ve oğlumun “Baba, bugün her şeyin parasını sen ödeyeceksin” demesini bekledim.
-
Kocamı almaya giderken, soğuk tavırlı sekreteri yolumu kesti. “Karısı ve oğlu içeride.” Kızımın kulaklarını kapattım ve mafyayı ve polisi yöneten üçüncü kardeşimi aradım. “O evi yerle bir edin!”
-
Eski sevgilimin annesi, herkesin beni küçük düşürülürken izlemesi için beni lüks düğününe davet etti—ama ben onun hiç tanımadığı üç çocuğuyla birlikte içeri girdim… Sonra küçük kızım masum bir soru sordu ve bu soru tüm töreni tamamen durdurdu.
