DOLAR
Alış: 45.79
Satış: 45.97
EURO
Alış: 53.36
Satış: 53.58
GBP
Alış: 61.55
Satış: 62.01
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
1.06.2026
Oğlum beni emekliliğimin tadını çıkarmam için Fransa’ya götürdüğünü söylüyordu
- Oğlum beni emekliliğimin tadını çıkarmam için Fransa’ya götürdüğünü söylüyordu. Ama İstanbul Havalimanı’nda, 8 yaşındaki torunum elime katlanmış küçük bir kâğıt sıkıştırıp fısıldadı: — Babaanne, bunu babam görmeden oku. Ona bir şey sormaya fırsat bulamadım. Elif gözlerini hemen yere indirdi, sanki büyük bir suç işlemiş gibiydi. Oğlum Murat ise check-in bankosunun yanında pasaportları sallıyor, etrafta insanlar varken takındığı o kusursuz gülümsemeyle bizi izliyordu. — Anne, hadi. Check-in’e az kaldı. Elimi hafifçe açtım. Mor kurşun kalemle yazılmış tek bir kelime gördüm: “Kaç.” Bir anda havalimanının bütün sesleri kaybolmuş gibi oldu. İnsanlar valizleriyle koşturuyor, çocuklar ağlıyor, bir köşede simit ve çay satılıyordu. Ama ben sadece torunuma bakıyordum. Dudaklarını sıkmıştı, gözleri ise korkuyla parlıyordu. — Elindeki ne? — diye sordu Murat, gereğinden hızlı bir şekilde yanıma yaklaşarak. Avucumu kapattım. — Bir şey değil. Kızın bana küçük bir not verdi. Gülümsedi. Ama gözleri gülmüyordu. — Anne, yine kuruntu yapmaya başlama. Paris uçağı bizi beklemeyecek. Paris… Ona göre beni güzel bir daire, iyi doktorlar, sakin yürüyüşler ve huzurlu bir yaşlılık bekliyordu. Ona göre artık İstanbul’daki evimde yalnız yaşamamalıydım. Özellikle de evi sattıktan sonra. Ona göre yaptığı her şey benim iyiliğim içindi. Ama haftalardır bazı şeyler yerine oturmuyordu. Önce “işleri kolaylaştırmak için” imzalattığı evraklar gelmişti. Sonra benden uzaklaşarak yaptığı telefon görüşmeleri. Ardından Elif sürekli aynı resmi çizmeye başlamıştı: Bir ev, üzeri çizilmiş bir pencere ve kapının yanında siyah bir kare. Ona bunun ne olduğunu sorduğumda sadece şöyle demişti: — Oradan çıkmalarına izin vermiyorlar. O gün, bekleme salonunun önünde Murat kolumu gereğinden sert tuttu. — Anne, yürüsene. Derin bir nefes aldım ve elimi karnıma götürdüm. — Kendimi iyi hissetmiyorum. — Yine mi? — Tuvalete gitmem lazım. Saatine baktı. — Beş dakikan var. Eğer uçuşu kaçırırsak yemin ederim ki… Yanımızdan geçen bir aileyi görünce cümlesini yarıda kesti. Sonra yeniden gülümsedi. — Seni burada bekliyorum anneciğim. Yavaş adımlarla tuvaletlere doğru yürüdüm. Koşmadım. Arkama bakmadım. Ama mavi tabelalara yaklaşınca yönümü çıkış kapılarına çevirdim. Otomatik kapılar açıldı. Yüzüme çarpan sıcak İstanbul havası, sanki yeniden hayata döndüğümü hatırlatan bir tokat gibiydi. Kâğıdı çıkarıp tamamen açtım. “Kaç. Uçağa binme. Siyah kareyi bul.” Altında titrek çizgilerle yapılmış bir resim vardı: Bir ev, üzeri çizilmiş bir pencere ve küçük siyah bir kare. Telefonum titredi. “Anne, neredesin?” Ardından ikinci mesaj geldi.
- “Saçmalamayı bırak.” Başımı kaldırıp havalimanının camlarına baktım. Murat artık gülümsemiyordu. Olduğu yerde durmuş, gözlerini hiç ayırmadan bana bakıyordu. Bölüm 2 Oğlum beni emekliliğimin tadını çıkarmam için Fransa’ya götürdüğünü söylüyordu. Ama İstanbul Havalimanı’nda, 8 yaşındaki torunum elime katlanmış küçük bir kâğıt sıkıştırıp fısıldadı: — Babaanne, bunu babam görmeden oku. Ona bir şey sormaya fırsat bulamadım. Elif gözlerini hemen yere indirdi, sanki büyük bir suç işlemiş gibiydi. Oğlum Murat ise check-in bankosunun yanında pasaportları sallıyor, etrafta insanlar varken takındığı o kusursuz gülümsemeyle bizi izliyordu. — Anne, hadi. Check-in’e az kaldı. Elimi hafifçe açtım. Mor kurşun kalemle yazılmış tek bir kelime gördüm: “Kaç.” Bir anda havalimanının bütün sesleri kaybolmuş gibi oldu. İnsanlar valizleriyle koşturuyor, çocuklar ağlıyor, bir köşede simit ve çay satılıyordu. Ama ben sadece torunuma bakıyordum. Dudaklarını sıkmıştı, gözleri ise korkuyla parlıyordu. — Elindeki ne? — diye sordu Murat, gereğinden hızlı bir şekilde yanıma yaklaşarak. Avucumu kapattım. — Bir şey değil. Kızın bana küçük bir not verdi. Gülümsedi. Ama gözleri gülmüyordu. — Anne, yine kuruntu yapmaya başlama. Paris uçağı bizi beklemeyecek. Paris… Ona göre beni güzel bir daire, iyi doktorlar, sakin yürüyüşler ve huzurlu bir yaşlılık bekliyordu. Ona göre artık İstanbul’daki evimde yalnız yaşamamalıydım. Özellikle de evi sattıktan sonra. Ona göre yaptığı her şey benim iyiliğim içindi. Ama haftalardır bazı şeyler yerine oturmuyordu. Önce “işleri kolaylaştırmak için” imzalattığı evraklar gelmişti. Sonra benden uzaklaşarak yaptığı telefon görüşmeleri. Ardından Elif sürekli aynı resmi çizmeye başlamıştı: Bir ev, üzeri çizilmiş bir pencere ve kapının yanında siyah bir kare. Ona bunun ne olduğunu sorduğumda sadece şöyle demişti: — Oradan çıkmalarına izin vermiyorlar. O gün, bekleme salonunun önünde Murat kolumu gereğinden sert tuttu. — Anne, yürüsene. Derin bir nefes aldım ve elimi karnıma götürdüm. — Kendimi iyi hissetmiyorum. — Yine mi? — Tuvalete gitmem lazım. Saatine baktı. — Beş dakikan var. Eğer uçuşu kaçırırsak yemin ederim ki… Yanımızdan geçen bir aileyi görünce cümlesini yarıda kesti. Sonra yeniden gülümsedi. — Seni burada bekliyorum anneciğim. Yavaş adımlarla tuvaletlere doğru yürüdüm. Koşmadım. Arkama bakmadım. Ama mavi tabelalara yaklaşınca yönümü çıkış kapılarına çevirdim. Otomatik kapılar açıldı. Yüzüme çarpan sıcak İstanbul havası, sanki yeniden hayata döndüğümü hatırlatan bir tokat gibiydi. Kâğıdı çıkarıp tamamen açtım. “Kaç. Uçağa binme. Siyah kareyi bul.” Altında titrek çizgilerle yapılmış bir resim vardı: Bir ev, üzeri çizilmiş bir pencere ve küçük siyah bir kare. Telefonum titredi. “Anne, neredesin?” Ardından ikinci mesaj geldi. “Saçmalamayı bırak.” Başımı kaldırıp havalimanının camlarına baktım. Murat artık gülümsemiyordu. Olduğu yerde durmuş, gözlerini hiç ayırmadan bana bakıyordu.
Benzer Galeriler
-
Öz kızım beni huzurevinin kapısından içeri itti ve kâğıtları imzalarken bir kere bile arkasına bakmadı
-
Gelinim, akşam 6’da başlayan akşam yemeği için beni 8:30’da çağırdı
-
Oğlum beni emekliliğimin tadını çıkarmam için Fransa’ya götürdüğünü söylüyordu
-
Kocama 120 milyon lira kazandığımı söylemedim Bunun yerine eve gidip işten çıkarıldığımı söyledim
-
Anne babama sonunda huzur bulmaları için deniz kenarında bir ev aldım
-
İlk bir araya geldiğimizde bana bakacağına söz vermişti


