DOLAR
Alış: 45.79
Satış: 45.97
EURO
Alış: 53.36
Satış: 53.58
GBP
Alış: 61.55
Satış: 62.01
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
1.06.2026
Anne babama sonunda huzur bulmaları için deniz kenarında bir ev aldım
- Anne babama sonunda huzur bulmaları için deniz kenarında bir ev aldım. Ama kız kardeşim kocasıyla, çocuklarıyla ve kolilerle çıkagelip artık evin onlara ait olduğunu söyledi. ❗ Kapıdan içeri girdiğimde eniştem salonda ayağını uzatmış, elinde bira şişesiyle oturuyordu. Annem yemek masasının yanında titriyordu. Babam gözlerimin içine bakamıyordu. Ve öz kardeşim Lale, sanki bir savaşı kazanmış gibi gülümsüyordu. — Bu ev artık sizin değil Mert, dedi Faruk, yalınayak, ayağında kum izleriyle. — Artık benim ailemin. İzmir’den direksiyon başında geliyordum. Cerrahi önlüğüm hâlâ montumun altındaydı. Kolumun bir yanında kurumuş kan lekesi vardı. İki ameliyat üst üste girmiştim. Ve babamın telefondaki sesi hâlâ göğsüme saplanmıştı. “ oğlum… Lale geldi. Burada kalacağını söylüyor. Gelebilir misin?” Benim adım Mert Yalçın. Otuz sekiz yaşındayım. Beyin cerrahıyım. Ve çocukluğumdan beri bizim ailede bir şey kırıldığında herkes dönüp bana bakardı. Annem ödenmemiş faturaları masa örtüsünün altına saklardı. Babam sabaha karşı tamirhaneye giderdi; elleri çatlak, kahvesi soğumuş halde. Lale ağlardı. Lale yapamazdı. Lale’nin biraz zamana ihtiyacı vardı. Ve ben öderdim. Kiraları. Market masraflarını. Okul taksitlerini. Hastane faturalarını. Faruk’un borçlarını. Hiç var olmamış iş fikirlerini. Sonu hep benim kredi kartımla biten vaatleri. “Sen başarırsın Mert,” derlerdi. Başarırdım. Ama yorulurdum da. Annemle babam evliliklerinin ellinci yılını doldurduğunda, yıllardır içimde sessizce büyüttüğüm şeyi yaptım. Çeşme yakınlarında, Ege’ye bakan küçük bir yazlık aldım. Villa değildi. Ama beyaz terası vardı. Açık mavi duvarları vardı. İki ince palmiye ağacı vardı. Ve pencerelerinden içeri deniz kokusu giriyordu. Annem anahtarı verdiğimde titredi. — Burada huzur kokuyor… diye fısıldadı. Babam hiçbir şey söylemedi. Sadece denize karşı oturdu ve şapkasını çıkardı. Sanki hayatında ilk kez kimse ondan bir şey istemiyordu. Her şeyi ben ödedim. Elektrik. Su. Vergiler. Tadilatlar. Hatta bir kenara para bile bıraktım; kimseye muhtaç olmasınlar diye. Üç takım anahtar yaptırdım. Biri anneme. Biri babama. Biri bana. Lale’ye hiçbir şey söylemedim. Zalimlikten değil. Hatırladıklarımdan dolayı. Çünkü kız kardeşimin kötü bir huyu vardı: Yapılan her iyiliği zamanla hakkı sanırdı. Ve kocası Faruk’un ağzı planlarla doluydu ama cepleri hep boştu. Bir hafta boyunca evden haberleri olmadı. Sonra babam aradı. Evin önüne geldiğimde Faruk’un minibüsünü benim park yerimde gördüm. Kapının önünde oyuncaklar vardı. Koridorda siyah çöp torbaları dizilmişti. Kapının yanında açık bir buzluk duruyordu. Koliler üst üste yığılmıştı. Misafirliğe gelmemişlerdi. Yerleşmişlerdi. Annem mutfaktan çıktı. Gözleri şişmişti. — Mert… beklemelerini söyledim. Babam masanın yanında oturuyordu. Hayatı boyunca motor taşımış o adam, azar işitmiş bir çocuk gibi görünüyordu. Sonra Faruk çıktı ortaya. Üzerinde tişört bile yoktu. Elinde bira vardı. Sırıtıyordu. — İyi ki geldin doktor bey. Açık açık konuşalım artık. Lale koltukta oturmuş telefonuyla ilgileniyordu. Sanki olan her şey normalmiş gibi. — O suratını yapma Mert, dedi. — Benim çocuklarımın da tatil yapmaya hakkı var. Sonuçta aile evi. Kolilere baktım. — Annemle babamın odasında neden sizin kıyafetleriniz var? Faruk güldü. — Onlar yaşlandı artık. Merdiven inip çıkmaları zor oluyor. Alt kattaki küçük oda onlara yeter. Alt kattaki oda. Rutubet kokan küçük oda. Eskiden depo olan oda. Annem başını eğdi. İşte o an içimde bir şey koptu. Tatile gelmemişlerdi. Anne babamı kendi evlerinden çıkarmaya gelmişlerdi. — Lale, dedim yavaşça. — Bu evi onlara huzur içinde yaşasınlar diye aldım. Lale gözlerini devirdi. — Abartma Mert. Senin paran var. Onlar yalnız. Biz çocuklu bir aileyiz. Hem annem de sorun etmediğini söyledi. Annem konuşmaya çalıştı ama sesi çıkmadı. Faruk bana doğru bir adım attı. — Bak doktor, işleri zorlaştırmayalım. Anne baban isterlerse aşağı katta kalır. Biz evi kullanırız. Sen de ödemeye devam edersin. Herkes mutlu olur. Ona baktım. — Ne dedin sen? — Yapma şimdi. İstersen bir tane daha alırsın. Senin için bu para bir şey değil. Babam parmaklarını masaya vurdu. — Faruk, böyle konuşma. Faruk dönüp bile bakmadı. — Kemal amca, saygım sonsuz ama siz hayatınızı yaşadınız. Şimdi çocukları düşünme zamanı. Annem sessizce ağlamaya başladı. Lale iç çekti. Kendisine yıllarca bakan kadının gözyaşları bile onu rahatsız ediyordu. — Anne drama yapma. Kimse seni kovmuyor. Tam o sırada masanın üzerindeki şeyi gördüm. Anahtarımı. Anneme verdiğim anahtar oradaydı. Yanında da elle yazılmış bir kağıt vardı: “Oda dağılımı.” İlk satırda şunlar yazıyordu: “Ebeveyn odası: Lale ve Faruk.” Altında ise: “Servis odası: büyükanne ve büyükbaba.” Dünya bir anda sessizleşti. Faruk bir yudum bira içip terasa doğru işaret etti. — Şu palmiyeleri de sökeceğiz. Oraya şişme havuz koyacağız. Palmiyeler. Babamın her akşam suladığı iki ağaç. Annem sonunda gözlerime baktı. Öfkeli değildi. Utanç doluydu. Oğlunun onu, huzur bulması gereken evde aşağılanırken görmesinin utancı. İşte o anda her şeyi sessizce düzelten oğul olmaktan çıktım. Çantamın içine uzandım. Lale doğruldu. — Ne çıkarıyorsun? Cevap vermedim. Kalın siyah bir dosya çıkardım. Noter mühürleri vardı. Onaylı evraklar vardı. Ve satış günü özellikle sakladığım katlanmış bir belge. Faruk güldü ama bu kez sesi eskisi kadar rahat çıkmadı. — O da ne şimdi doktor bey? Masaya yürüdüm. Onların anne babamı hizmetçi odasına gönderen kağıdının üstüne dosyayı bıraktım. Ve dedim ki: — Bu, tek bir valizi bile içeri taşımadan önce sormanız gereken şeydi. Bölüm 2 Faruk dosyaya baktı, sonra bana. — Ne yani? Tapu mu getirdin? — Evet, dedim sakin bir sesle. — Ama sadece tapu değil. Dosyayı açtım. İlk belgeyi çıkarıp masaya koydum. — Bu evin sahibi annemle babam değil.
- Lale kaşlarını çattı. — Ne? — Ev onların kullanımına ait. Ama mülk sahibi ben değilim. Faruk’un yüzündeki rahat ifade ilk kez kayboldu. — Ne saçmalıyorsun? İkinci belgeyi önüne bıraktım. — Evin sahibi “Rivas Sağlık Vakfı”… yani benim kurduğum vakıf. Hukuken bu ev satılamaz, devredilemez, miras bırakılamaz. Sadece annem ve babam yaşam hakkına sahip. Sessizlik. Sadece dışarıdan gelen dalga sesi vardı. Lale dosyayı elimden çekip okumaya başladı. Satır ilerledikçe yüzü geriliyordu. — Bu ne demek şimdi? — Şu demek, dedim. — Siz burada misafir bile değilsiniz. İzinsiz giren kişilersiniz. Faruk bir kahkaha atmaya çalıştı. — Hadi oradan. Aileyiz biz. Başımı salladım. — Aile olmak birinin anne babasını depoya taşımak değildir. Annem hıçkırığını tutmaya çalışıyordu. Babam hâlâ sessizdi. Ama gözleri ilk kez bana değil, Faruk’a dikilmişti. Faruk sinirlenmeye başladı. — Bak doktor, bizi korkutamazsın. Telefonumu çıkardım. — Korkutmaya çalışmıyorum. Ekranı gösterdim. — Güvenlik kamerası kayıtlarını izliyordum gelirken. Lale’nin yüzü bir anda bembeyaz oldu. Evet. Evde kamera vardı. Ben yerleştirmiştim. Babam geçen yıl düşüp başını vurduğunda, onları uzaktan kontrol edebilmek için. Ve şimdi kayıtların içinde her şey vardı. Faruk’un bağırması. Lale’nin anneme “bu oda artık bizim” demesi. Çocukların eşyaları dışarı savurması. Babamın bavulunun yere düşmesi. Ve en kötüsü… Faruk’un annemin elindeki anahtarı zorla alışı. Telefonu masaya bıraktım. — Polis isterse görüntüleri bugün teslim ederim. Faruk’un sesi sertleşti. — Bizi tehdit mi ediyorsun? — Hayır. Size seçenek sunuyorum. Lale ayağa kalktı. — Sen deliriyorsun Mert! Biz senin kardeşiniz! O an içimde yıllardır taşıdığım bütün yorgunluk ayağa kalktı. — Kardeşim mi? Sesim ilk kez yükseldi. — Babamın emekli maaşını gizlice çeken sen değil miydin? — Faruk’un borçlarını kapatmam için ağlayan sen değil miydin? — Annemin altınlarını “geçici” diye alıp satan sen değil miydin? Lale geri çekildi. Annem ağlayarak yüzünü kapattı. Ben devam ettim. — Yıllarca sustum çünkü ailemiz dağılmasın istedim. Ama siz zaten bizi parça parça satmışsınız. Faruk masaya vurdu. — Yeter artık! Tam o sırada… Babam ayağa kalktı. Herkes sustu. Çünkü babam kolay kolay ayağa kalkmazdı. Hele öfkeyle hiç kalkmazdı. Kemal Yalçın yavaşça Faruk’a yürüdü. Ellerindeki yağ lekeleri hâlâ çıkmamış gibiydi. Yaşlanmıştı. Ama o an ilk kez yeniden güçlü görünüyordu. Masadaki “oda dağılımı” kağıdını aldı. İkiye böldü. Sonra bir daha. Bir daha. Küçük parçaları Faruk’un bira şişesinin üstüne bıraktı. Ve hayatım boyunca unutmayacağım şeyi söyledi: — Bu evde hizmetçi odasına geçecek biri varsa… o da sizsiniz. Faruk konuşamadı. Babam kapıyı gösterdi. — Çıkın. Lale gözyaşlarına boğuldu. — Baba… — Çıkın. Bu kez sesi taş gibiydi. — Annenizi ağlatırken utanmadınız. Şimdi ben utanmıyorum. Faruk dişlerini sıktı. — İyi. Gideriz. Ama sonra ağlamayın. Başımı eğip dosyadan son belgeyi çıkardım. — Bir dakika. Faruk döndü. — Ne var şimdi? Belgeyi uzattım. — Bu da sizin hakkınızda açılmış dava dosyası. İkisi birden dondu. Lale fısıldadı: — Dava mı? — Evet. Babamın hesabından çekilen para, sahte imzalar ve benim adıma alınmaya çalışılan krediler için. Faruk’un yüzündeki renk tamamen kayboldu. Çünkü biliyordu. Hepsini biliyordu. Aylar önce bankadaki bir arkadaşım beni aramıştı. Birisi benim gelir belgelerimle kredi çekmeye çalışmıştı. İmzayı görünce anlamıştım. Faruk. O gün hiçbir şey söylemedim. Sadece bekledim. Ve bütün kayıtları topladım. Faruk bağırmaya başladı. — İspatlayamazsın! Dosyadan banka dekontlarını çıkardım. Sonra güvenlik görüntülerinin tarihlerini. Sonra noter ihtarnamesini. — İspatladım bile. Lale sandalyeye çöktü. İlk kez şunu fark etmişti: Ben artık onları kurtarmaya gelmemiştim. Kendimi ve anne babamı kurtarmaya gelmiştim. Bir saat sonra… Ev sessizdi. Faruk’un minibüsü uzaklaşırken lastik sesleri sahilde yankılandı. Çocuk oyuncakları toplanmıştı. Koliler gitmişti. Sadece deniz sesi kalmıştı. Annem mutfakta oturuyordu. Ellerini tutunca ağlamaya başladı. — Özür dilerim oğlum… Başımı salladım. — Siz hiçbir şey yapmadınız anne. Babam terasa çıktı. Palmiyelerin önünde durdu. Uzun süre denize baktı. Sonra bana döndü. Ve hayatımda ilk kez şunu söyledi: — Yük olmaktan korkuyordum. Boğazım düğümlendi. — Baba… — Ama bugün anladım… yük biz değilmişiz. O gece ilk kez birlikte yemek yedik. Korkmadan. Sessizce. Huzurla. Bir ay sonra ben İzmir’e döndüm. Ama her hafta sonu Çeşme’ye gitmeye başladım. Babam palmiyeleri buduyordu. Annem terasa sardunya ekiyordu. Ve bir gün annem bana kahve koyarken gülümsedi: — Bu ev artık gerçekten yuva gibi oldu. Gülümsedim. Çünkü haklıydı. Bazı insanlar bir evi paylaşmayı bilmezdi. Ama bazı insanlar… bir evi sonunda korumayı öğrenirdi.
Benzer Galeriler
-
Öz kızım beni huzurevinin kapısından içeri itti ve kâğıtları imzalarken bir kere bile arkasına bakmadı
-
Gelinim, akşam 6’da başlayan akşam yemeği için beni 8:30’da çağırdı
-
Oğlum beni emekliliğimin tadını çıkarmam için Fransa’ya götürdüğünü söylüyordu
-
Kocama 120 milyon lira kazandığımı söylemedim Bunun yerine eve gidip işten çıkarıldığımı söyledim
-
Anne babama sonunda huzur bulmaları için deniz kenarında bir ev aldım
-
İlk bir araya geldiğimizde bana bakacağına söz vermişti


