- Doktor Kenan Bey’in gözlerindeki bakış, Hakan’ın gidişindeki o ruhsuz ifadeden bile daha ağırdı. Hastane koridorunun o keskin, soğuk dezenfektan kokusu boğazımı yakarken, başımı kaldırıp gözlerinin içine baktım. Kalbim göğüs kafesimi parçalayacakmış gibi çarpıyordu. Bir insanın tüm hayatı birkaç saat içinde önce mucizevi bir umutla göklere çıkarılıp, hemen ardından nasıl böyle dipsiz bir uçuruma fırlatılabilirdi? Ayaklarım beni taşıyamıyordu; koridorun köşesindeki ahşap kaplamalı küçük dinlenme odasına doğru adım atarken dizlerimin titrediğini hissediyordum. İçeri girdiğimizde kapıyı usulca kapattı ve beni küçük, deri bir koltuğa oturttu. Kendisi de karşımdaki masanın kenarına yaslanıp derin bir nefes aldı. Yüzündeki yorgunluk çizgileri, Hakan ile birlikte verdiğimiz bir yıllık savaşın en yakın tanığıydı. “Selin Hanım,” diyerek başladı sözlerine, sesi fısıltıdan halliceydi. “Bir hekim olarak hasta gizliliği kurallarını çiğnemek meslek hayatımın hiçbir döneminde yapmadığım bir şeydir. Ancak burada bir doktor olarak değil, bir yıldır sizin insanüstü çabanızı, uykusuz gecelerinizi, gözyaşlarınızı ve o adam için kendinizi nasıl feda ettiğinizi izleyen bir insan olarak konuşuyorum. Hakan Bey’in az önce size söylediklerini uzaktan duydum ve onun bu kapıdan çıkıp gitmesine vicdanım el vermedi. Çünkü az önce yaşanan şey bir vefasızlık değil, çok daha karanlık ve bilinçli bir planın son hamlesiydi.” Sözlerini idrak etmekte zorlanıyordum. Beynimde Hakan’ın az önce söylediği “Senden boşanmak istiyorum” cümlesi yankılanırken, doktorun ne demek istediğini çözmeye çalışıyordum.
- “Nasıl yani Kenan Bey? Hakan iyileşti değil mi? Kanserden kurtuldu… Bana neden bunu yaptı? Ben onun için canımı ortaya koydum, geceleri iki işte birden çalıştım, faturaları, ilaçları ödemek için gururumu bir kenara bıraktım. Neden?” diye haykırdım, sesim odanın duvarlarına çarpıp kırılıyordu. Doktor Kenan Bey elini hafifçe kaldırıp beni sakinleştirmeye çalıştı ve cebinden bir not defteri çıkarıp sayfalarını çevirdi. “Hakan Bey kanseri yenmedi Selin Hanım,” dedi. O an kulaklarımda büyük bir uğultu koptu, nefesim tamamen kesildi. “Hakan Bey hiçbir zaman kanser olmadı.” Dünya başıma yıkıldı sandım. Birkaç saniye boyunca beynim çalışmayı durdurdu. “Ne diyorsunuz siz? Biz aylarca kemoterapiye geldik! Saçları döküldü, kilo verdi, kustu, yataktan çıkamadı! Biz bu hastanenin koridorlarında birlikte sabahladık, reçeteleri ben kendi ellerimle aldım!” diye bağırdım. Gözlerimden akan yaşlar yanaklarımı yakıyordu. Doktor başını iki yana salladı, gözlerinde derin bir keder ve mahcubiyet vardı. Bana doğru yaklaşıp masanın üzerindeki bir dosyayı açtı ve gerçeği parça parça dökmeye başladı. “Hakan Bey hastanemize ilk kez sekiz ay önce, ileri evre mide kanseri teşhisi konmuş sahte dış tahlil ve biyopsi raporlarıyla geldi. O raporlar özel bir laboratuvarın tahrif edilmiş evraklarıydı. Şikâyetleri üzerine yatışını yaptığımızda, durumu gerçekten kötü görünüyordu. Ancak ona uyguladığımız tedavi standart kemoterapi protokolü değil, mide ülseri ve ileri derece enfeksiyon tedavisiydi. Saç dökülmesi ve aşırı kilo kaybı ise tamamen kendi iradesiyle, dışarıdan temin ettiği bazı ağır immünosupresif ilaçları ve toksik maddeleri gizlice kullanması sonucu oluştu. Vücudunu kendi elleriyle zehirleyip hasta süsü verdi. Ben şüphelenip tam teşekküllü bir tarama istediğimde her defasında bahaneler üretti, testleri erteledi. Ta ki bu sabah yaptığımız zorunlu kontrol kuruluna kadar. Tüm taramalar temiz çıktı çünkü hiçbir zaman bir tümör oluşumu yoktu. Bugün aldığınız o ‘kanser bitti’ müjdesi, aslında bizim onun hiçbir zaman hasta olmadığını resmi olarak belgelediğimiz andı. Bunu yüzüne vurduğumda ise bana sadece soğuk bir şekilde gülümsedi.” Duyduklarım bir kâbusun, delice bir hezeyanın parçası gibiydi. On bir yıllık kocam, can yoldaşım dediğim adam, beni ve tüm çevresini hasta olduğuna inandırmak için kendi bedenine zarar vermişti. Aklım almıyordu; insan neden kendine bunu yapardı? Neden karısına böylesine acımasız, insanlık dışı bir oyun oynardı? Titreyen ellerimle başımı tuttum. “Neden Kenan Bey? İnsan bunu neden yapar? Neyi amaçladı?” diye fısıldadım, artık bağırmaya bile takatim kalmamıştı. Doktor Kenan Bey derin bir iç çekti. “Bunu ona sordum Selin Hanım. ‘Neden eşinize bunu yaptınız?’ dedim. Bana verdiği cevap kanımı dondurdu. Hakan Bey iki yıl önce ortağıyla birlikte büyük bir borç batağına saplanmış ve illegal bazı yatırımlara girmiş. Ardından ailesinden kalan çok yüklü bir mirasın ve açtığı bir tazminat davasının sonuçlanmak üzere olduğunu öğrenmiş. Yaklaşık kırk milyon liralık bir varlık söz konusu. Eğer bu para evliliğiniz devam ederken eline geçseydi ya da normal bir boşanma sürecine girseydiniz, mal paylaşımı nedeniyle bu servetin yarısı yasal olarak sizin olacaktı. Ancak ağır bir hastalık bahanesiyle önce işlerini tamamen kapatıp kendini batmış gibi gösterdi. Sizin gece gündüz çalışarak onun borçlarını ve sahte masraflarını ödemenizi sağladı. Böylece hem kendi birikimini korudu hem de boşanma aşamasında sizin hiçbir hak talep edemeyeceğiniz, her şeyini kaybetmiş, yardıma muhtaç bir mağdur rolünü oynadı. Bu sabah temiz raporunu aldıktan hemen sonra bana, ‘Hastalık bitti, borçlar temizlendi, artık hayatıma sıfırdan ve tek başıma başlayabilirim’ dedi. Kararının kesin olduğunu, zaten haftalar öncesinden bir avukata vekâlet verip tüm miras işlemlerini gizlice tamamladığını anlattı.” Duyduğum her kelime, kalbime saplanan zehirli bir hançer gibiydi. Bir yıl boyunca uykusuz kaldığım geceler, ödeyebilmek için iki vardiya çalıştığım sahte ilaç paraları, hastane köşelerinde onun elini tutup ettiğim dualar, ağlamaktan kuruyan gözlerim… Hepsi koca bir yalandan, iğrenç bir para hırsından ibaretti. Beni sadece tüketmekle kalmamış, aynı zamanda hayatımın en saf, en temiz fedakârlığını alıp çöpe atmıştı. Hakan, sağlığına kavuştuğu için değil, kurduğu o aşağılık tezgâhı tamamlayıp zengin bir adam olarak hayatımdan çıkabilmek için o kapıdan çekip gitmişti. Gözyaşlarım o anda durdu. İçimdeki derin acının yerini tarifsiz, buz gibi bir öfke ve kararlılık aldı. Yıllardır tanıdığımı sandığım o adamın karşısında bir kurban olarak ezilip bükülmeyecektim. Doktor Kenan Bey bana bakıp, “Selin Hanım, tıbbi olarak onun dolandırıcılık yaptığını kanıtlayacak tüm resmi raporlar, tahlil sonuçları ve kurula sunduğu sahte evrakların kopyaları bu dosyada. Eğer isterseniz bunları savcılığa ve mahkemeye sunmanız için size teslim edebilirim. Bu yapılan sadece ahlaksızlık değil, aynı zamanda ağır bir nitelikli dolandırıcılık suçudur,” dedi. Dosyayı ellerimin arasına aldım. O kağıtlar, bir yıllık esaretimin ve Hakan’ın kendi elleriyle hazırladığı cezasının anahtarıydı. Teşekkür edip hastaneden çıktım. Dışarıdaki soğuk hava yüzüme çarptığında artık ağlayan, çaresiz Selin değildim. Ertesi gün Hakan’ın anlaşmalı boşanma protokolü elime ulaştı. Hiçbir tazminat ve nafaka talep etmeden, tek bir celseyle ayrılmamızı istiyordu. Protokolü imzalamadım. Bunun yerine şehrin en iyi ceza avukatlarından birine giderek elimdeki tüm tıbbi kayıtları, sahte raporları, gece gündüz çalışarak ödediğim hastane dekontlarını ve Hakan’ın gizlediği miras hesaplarının dökümünü teslim ettim. Aylar süren dava süreci Hakan için tam bir kabusa dönüştü. Kurtulduğunu sandığı o sahte hastalık, onun gerçek felaketi oldu. Mahkeme, evlilik birliği içinde eşini kasten aldatmak, sahte evrakla nitelikli dolandırıcılık yapmak ve manevi işkence düzeyinde travma yaşatmaktan dolayı Hakan’ın gizlediği tüm mirasa ve mal varlığına tedbir koydu. Yargılama sonucunda, gizlediği o devasa servetin büyük kısmı maddi ve manevi tazminat olarak bana devredildi; üstelik hakkında açılan ceza davası nedeniyle hapis cezasına çarptırıldı. Son duruşmada, adliye koridorunda polislerin arasında kelepçeli halde yürürken ilk kez göz göze geldik. Yüzünde ne o eski kibri ne de hastanedeki o soğuk gülümsemesi vardı; tamamen çökmüş, gerçek bir yenilginin ağırlığı altında ezilmişti. Yanından geçerken durup ona sadece birkaç ay önce hastanede bana söylediği sözü hatırlattım: “Bütün bunlar bittiğinde, bana yaşattığın her şeyi telafi etmek için hayatının geri kalanını harcayacaksın demiştin… Sözünü tuttun Hakan. Şimdi demir parmaklıklar ardında, kaybettiğin hayatını ve vicdanını düşünerek geri kalan ömrünü harcayabilirsin.” Arkamı dönüp adliyenin kapısından çıktığımda bahar güneşi yüzümü ısıtıyordu. On bir yıllık bir yalanı geride bırakmıştım ama kendi gücümü, onurumu ve hayatımı geri kazanmıştım. Gerçekten iyileşen Hakan değil, o hastane odasından küllerinden doğarak çıkan bendim.

