- Mart ayının dondurucu rüzgarı Ankara Esenboğa Havalimanı’nın otoparkında yüzüme bir kırbaç gibi çarpıyordu. İzmir’den gece uçağıyla gelmiştim. Oğlum Kerem otuz iki yaşına basıyordu ve ona unutamayacağı bir doğum günü sürprizi yapmak istiyordum. Hayalimde; sıcacık bir kahvaltı, neşeli kahkahalar ve torunlarım Kaan ile Umut’un boynuma sarılması vardı. Fakat havalimanının en ucuz, en tenha otopark köşesinde gördüğüm şey tüm dünyamı başıma yıktı. Camları buğulanmış gümüş rengi bir otomobilin içinde, sürücü koltuğuna büzülmüş oğlumu gördüm. Arka koltukta ise beş yaşındaki ikiz torunlarım tek bir kalın battaniyenin altında birbirine sarılmış uyuyordu. Arabanın içi poşetler, kıyafetler ve oyuncaklarla doluydu. Cama sertçe vurdum. Kerem panikle irkildi. Beni gördüğünde yüzündeki korku yerini kahredici bir mahcubiyete bıraktı. Kapıyı açtığında sesi bitkin ve çaresizdi: “Baba? Senin burada ne işin var?” “Sana doğum günü sürprizi yapmaya geldim oğlum,” dedim, boğazım düğümlenerek. “Ama asıl soru, benim evladım ve torunlarım Ankara’nın bu ayazında neden bir arabada yaşıyor?” Gözlerini kaçırdı: “Her şey çok karmaşıklaştı baba. Utandım… Başarısızlığımı sana anlatamadım.” Torunlarım uyandığında Kerem’e ve onun çökmüş yüzüne baktım. Kararlılıkla gözlerinin içine kenetlendim: “Bu kabus bugün burada bitiyor. O arabada son gecenizdi.” Havalimanı restoranında sıcak bir çay içerken Kerem yaşadığı felaketi anlattı. Eski eşi Aslı, altı ay önce Kerem’i kandırarak oturdukları evi kendi üzerine devrettirmişti.
- Ardından, ortak kurdukları teknoloji şirketinin tüm işletme sermayesini, müteahhit olan babası Zafer Bey’in hesaplarına “borç ödemesi” adı altında aktarmıştı. Bununla da kalmayıp Kerem hakkında asılsız iddialarla uzaklaştırma kararı aldırmış, sahte mesaj ekran görüntüleriyle onu psikolojik olarak dengesiz göstermişti. Aslı’nın annesi Mukaddes Hanım ise mahkemeye Kerem’in çocuklara karşı saldırgan davrandığına dair yanlış beyanlar vermişti. Kerem şirketini, evini ve evlatlarını kaybetmiş; gururu yüzünden benden yardım isteyemeyip bu hurda arabaya sığınmıştı. Oğlumun elini tuttum: “Seni çaresizliğe inandırıp yardım istemeni zayıflık gibi gösterenler her şeyini çalmış olabilir. Ama adalet henüz son sözünü söylemedi.” İzmir’e dönmekten vazgeçtim. Oğlumun itibarını, çocuklarını ve geleceğini geri almak için Ankara’da amansız bir hukuk ve adalet mücadelesi başlatmaya karar verdim. Ancak karşı tarafın nüfuzu büyüktü ve elimizde henüz hiçbir kanıt yoktu…Hemen harekete geçtik. Kerem ve çocukları geçici olarak bir otele yerleştirdikten sonra, alanında uzman deneyimli avukat Selin Hanım ve adli muhasebe uzmanı Murat Bey ile anlaştım. İlk iş olarak Kerem ve torunlarım için Çankaya’da huzurlu, güvenli bir daire kiraladık. Kerem’in düzenli bir işe girmesini sağladık. Çünkü mahkemeler belgelere, maddi istikrara ve çocukların üstün yararına bakardı. Adli muhasebecimiz Murat Bey, şirketin geçmiş hesaplarını incelediğinde büyük bir finansal usulsüzlük ortaya çıkardı. Şirketten Zafer Bey’in hesaplarına aktarılan toplam 280 bin dolar değerindeki sermayenin hiçbir resmi faturası, sözleşmesi veya geçerli dayanağı yoktu. Bu, açık bir nitelikli dolandırıcılık tablosuydu. Ardından dijital adli tıp uzmanları devreye girdi. Aslı’nın mahkemeye sunduğu “tehdit mesajı” ekran görüntüleri incelendi. Operatör kayıtlarıyla karşılaştırıldığında, bu mesajların hiçbir zaman Kerem’in telefonundan atılmadığı, sahte yazılımlarla kurgulandığı belgelendi. En önemlisi, çocuklarla görüşme süreçlerini tarafsız bir resmi gözetim merkezine taşıdık. Eski kayınvalide Mukaddes Hanım’ın “saldırgan ve tehlikeli” olarak nitelendirdiği Kerem, uzman pedagog raporlarında çocuklarına karşı son derece şefkatli, sabırlı ve örnek bir baba olarak kayıtlara geçti. Aylar süren titiz çalışmanın ardından büyük duruşma günü geldi. Hakim, önüne koyduğumuz somut delilleri inceledikçe salonun havası değişti. Tarafsız uzman raporları, sahteliği kanıtlanmış mesajlar ve usulsüz aktarılan şirket paralarının belgeleri tek tek okundu. Karşı tarafın kurduğu komplolar briket bir duvar gibi çöktü. Mahkeme; sahte kanıtlar ve finansal usulsüzlükler nedeniyle çocukların velayetini Kerem’e verdi. Aslı ve babası hakkında ise nitelikli dolandırıcılık ve mahkemeyi yanıltma suçlamalarıyla savcılığa suç duyurusunda bulunulmasına karar verildi. Aktarılan tüm maddi birikimler yasal yollardan geri alındı. Duruşma salonundan çıktığımızda Kerem gözyaşlarına hakim olamadı. Bu bir intikam gözyaşı değildi; aylar sonra ilk kez sesini duyurabilmenin, itibarını ve evlatlarını geri kazanmanın huzuruydu. Bugün Kerem, şeffaf ilkelerle yönettiği yeni yazılım şirketinin başında. Ben de İzmir’deki düzenimi değiştirdim, torunlarıma yakın olmak için Ankara’ya yerleştim. Bir akşam salonda otururken torunlarım Kaan ve Umut ahşap bloklardan yaptıkları kuleyi devirmemek için çabalıyorlardı. Kule ansızın gürültüyle yıkıldığında Kaan üzüntüyle bana baktı. Onu kucağıma aldım ve gülümsedim: “Korkma çocuklarım. Hayatta bazen inşa ettiğimiz şeyler yıkılabilir. Önemli olan, yeniden kuracak gücü ve sevgiyi yanınızda bulmanızdır.” Kerem kapının eşiğinden bizi izliyordu. O soğuk Mart sabahı arabada biten şey sadece çaresizlikti; başlayan ise bir babanın evladına verdiği sarsılmaz söz ve adaletin zaferiydi.

