DOLAR
Alış: 45.29
Satış: 45.48
EURO
Alış: 53.04
Satış: 53.25
GBP
Alış: 61.12
Satış: 61.58
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
13.05.2026
Eşim bana İtalya’ya gitmek için “yaşlı kadınsın” dedi
- PARÇA 1 Eşim, bütün ailemin önünde “İtalya senin gibi yaşlı kadınlara göre değil” dedi ve 12 gün sonra kendisiyle sekreterine Roma için iki bilet aldı. Bunu ondan öğrenmedim. Elif öğrendim. 34 yaşındaki sekreteri Elif, Instagram’da bir hikâye paylaşmıştı: elinde bir kadeh şarap, açık bir pasaport ve şu cümle: “Roma bizi bekliyor, bazı insanlar artık maceralar için uygun olmasa bile.” Benim adımı yazmamıştı ama gerek yoktu. İstanbul’da bazı aşağılamalar isim yazmadan da hedefini bulur. Eşim Kemal’in bana ilk kez “yaşlı” dediği an, pazar günü aile yemeğindeydi. Masada iki çocuğumuz, gelinlerimiz, torunlarımız ve kız kardeşim Ayşe vardı. Ben, 40 yıllık evliliğimizin hatırına bir seyahat dergisi açmış, hâlâ Venedik’i, Floransa’yı, Toskana’yı görmek istediğimi söylemiştim. Kemal sandalyeye yaslandı, kaşını kaldırdı ve sanki komik bir şey duymuş gibi gülümsedi. — İtalya senin yaşındaki kadınlar için değil Leyla. Dizlerinle bana sadece yük olursun. Kimse yüksek sesle gülmedi ama masada rahatsız bir sessizlik oldu. Gelinim gözlerini kaçırdı. Oğlum Emir telefona bakıyormuş gibi yaptı. Torunum Defne bana üzgün baktı; sanki ben kırılacak bir şeymişim gibi. Ben de güldüm. Çünkü insan, sofrayı bozmamak için acısını saklamayı öğrenir. O gece banyoda ağladım. Küvetin kenarında oturuyordum, dizlerimin üstünde seyahat dergisiyle. İtalya için değil. Kendimi artık eş değil, “taşınması zor eski bir eşya” gibi gördüğü için ağladım. Sonra her şey alışkanlığa dönüştü. — O elbise sana göre değil artık, dikkat çekmene gerek yok. — Gençler halleder, sen yorulursun. — Güzel ayakkabı alma, nereye gideceksin ki? Ben 68 yaşındaydım. Saçlarım kırlaşmış, ellerim yılların emeğini taşıyordu: yemek, çocuklar, faturalar, hastalıklar, fedakârlıklar… Ama ölü değildim. Sadece Kemal kendini büyük hissetsin diye küçük yaşamaya alışmıştım. Elif, önce onun sigorta ofisinde çalışan sekreterdi. Başta bana yapmacık bir nezaketle konuşurdu. — Leyla Hanım, siz artık daha çok dinlenmelisiniz. Kemal Bey’e seyahatlerde enerjik biri lazım. Bana “Hanım” diyerek beni yavaş yavaş gömüyordu. Kemal ise onun yanında canlanıyordu. Daha çok parfüm kullanmaya başladı, dar gömlekler giydi, spor salonuna yazıldı ve telefonu hep yüzüstü bırakır oldu. Ben kıskanç bir kadın olmak istemedim. 40 yılın bir anlamı olmasını istedim. Ta ki o konuşmayı duyana kadar. Bir salı günüydü. Kemal bahçedeydi, kısık sesle telefonla konuşuyordu ama mutfak penceresi açıktı. — Merak etme aşkım. Leyla beni toplantıda sanıyor. Roma’da kimse bizi bulamaz. Elimden bir bardak düştü. O an içeri girdi. — Ne yapıyorsun, dinliyor muydun? — Sen Elif’le Roma’ya mı gidiyorsun? İnkâr etmedi. Sadece sıkılmış bir nefes verdi. — Abartma. İş bu. Hem sen üç sokak bile yürüyemezsin zaten. O anda içimde bir şey tamamen sustu. Bağırmadım. Tartışmadım. Sadece 40 yıl uyuduğum adamı izledim ve artık onu ikna etmek istemediğimi anladım. O gece kız kardeşim Ayşe’yi aradım. — Avukatının numarasını ver bana. — Ne oldu? Pencereden dışarı baktım. Kemal bahçedeydi, telefonda eskisi gibi gülümsüyordu—bir zamanlar bana gülümsediği gibi. — Hiçbir şey olmadı Ayşe. Sadece… sonunda yaşayacağım. Ama önce bana “artık geç” diyen adamı evimden çıkaracağım. PARÇA 2 Avukatın adı Selin Arslandı. Çankaya’da küçük bir ofisi vardı. Beni siyah kahveyle ve benzer hikâyeleri çoktan dinlemiş kadın bakışıyla karşıladı. — Ev kimin üzerine kayıtlı? — İkimizin. — Araba? — Benim adıma. Babamdan kalan mirasla aldım ama Kemal onu kendi arabası gibi gösterir. Selin hafifçe gülümsedi. — O zaman arabadan başlıyoruz. O araba Kemal’in gururuydu: 60 yaşında bir adamın genç görünme çabası gibi abartılı kırmızı bir spor araba. Her cumartesi yıkar, fotoğraf çeker, “son büyük parçam” derdi. İki gün sonra arabayı sattım. Ankara’da bir koleksiyoncu aldı. Çekiciyle götürülürken suçluluk hissetmedim. Sadece rahatlama hissettim. Sonra banka işleri geldi. Hesabı boşaltmadım; daha zekice bir şey yaptım: kendi payımı korudum, ek kartları iptal ettim, şüpheli harcamaları kapattım ve son 5 yılın hesap dökümlerini istedim. Orada her şey çıktı: butik oteller, iki kişilik yemekler, takılar, kadın kıyafetleri ve en sonda Roma biletleri. Hepsi benim ödediğim karttan. Kemal hep “evin finansını sen bilirsin” diyordu. — Bu işimize yarar — dedi Selin. — Sadakatsizlik, mal varlığının kötüye kullanımı ve ortak paranın üçüncü kişiye aktarılması. Kemal gitmeden önce bir aile yemeği daha oldu. “Uluslararası bir konferans”a gideceğini gururla anlattı. Elif de “ofis desteği” olarak yanında olacaktı. Torunum Defne (16 yaşında) sordu: — Babaanne nerede? O hep İtalya’yı görmek isterdi. Kemal güldü. — Senin babaannen üç sokak yürüyemez. İtalya enerji ister. Bu kez gülümsemedim. Direkt baktım. — Ya da utanma. Ama sanırım onu da bavula koymayı unutmuşsun. Masa buz kesti. Elif orada değildi ama gölgesi vardı. Kemal çenesini sıktı. — Sonra konuşuruz. — Hayır. Sonra avukatımla konuşursun. Yüzü değişti ama aile olduğu için kendini tuttu. O gece mesaj attı: “Rezillik çıkarma. Senin yaşında kadınlar yeniden başlamaz.” Mesajı sakladım. Uçuş günü beni aradı. — Evde her şey yolunda mı? — Her zamankinden daha iyi. Arka planda Elif’in kahkahasını duydum. Acıtmadı. Sadece doğruladı. O Roma’da kendini genç sanarken, ben hayatımı sessizce geri aldım. Kapı kilidini değiştirdim. Eşyalarını kutulara koydum. Kültür merkezinde resim kursuna başladım. Kız kardeşim Ayşe ile Kapadokya’ya gitmeye karar verdim. Kemal’in “gereksiz” diyeceği mavi bir elbise aldım. Torunum Defne’den bir mesaj geldi: Elif, Roma’da Kolezyum önünde fotoğraf paylaşmıştı: “Bazı yolculuklar bastonsuz daha keyifli.” Defne yazdı: “Babaanne, üzgünüm. Seni nasıl gördüklerini fark ettim.” O mesaj hem kırdı hem ayağa kaldırdı. Selin davayı hazırladı, eve dair tedbirleri ve resmi bildirimleri tamamladı. Ama en iyi kısmı dönüşüne sakladık. Masanın üzerine bir dosya bıraktım: fotoğraflar, banka dökümleri, mesajlar ve araba satış sözleşmesi. Üstüne bir not yazdım: “Roma benim hayalimdi. Senin hatan, kendini benim hayatım sanmandı.” PARÇA 3 Kemal bronzlaşmış, parfüm kokan ve muhtemelen Elif’in seçtiği İtalyan bir atkıyla geri döndü. Ben salonda mavi elbisemle oturuyordum; masa üzerinde dosya, telefonumda Selin Arslan görüntülü görüşmede açıktı. Kemal bavulunu sürükleyerek girdi, her şeyin aynı kalacağını sanan o tanıdık kibirli gülümsemesiyle. — Geldim. — Fark ettim. Ev bile fazla sessizdi. Kaşlarını çattı, pencereden garaja baktı. — Arabam nerede? — Satıldı. Olduğu yerde kaldı. — Ne dedin sen? — Senin adına kayıtlı olmayan ama benim paramla alınmış arabayı sattım. Para benim hesabımda güvende. Yüzü kızardı. — Delirdin mi sen? — Hayır Kemal. Sadece belgelerim var.
- Dosyayı masaya ittim. Roma biletlerini, kredi kartı harcamalarını, Elif’in alaycı paylaşımını, banka dökümlerini gördü. En sonda boşanma dilekçesi vardı. — Bunu bana yapamazsın. — Sen beni görünmez yaptın. Ben sadece görünür oldum. Telefonumu almak için hamle yaptı ama Selin’in sesi net bir şekilde duyuldu: — Sayın Salazar, bu görüşme kayıt altındadır. Oturmanızı tavsiye ederim. Geri çekildi. Telefon sanki elini yakmıştı. — Leyla, konuşalım. Saçmalık bu. — Saçmalık mı? Kahve almayı unutmak saçmalık. 40 yıl hayal kuran eşini aldatıp Roma’ya götürmek ise zalimlik. O an telefonum çaldı. Aile WhatsApp grubu. Kemal, beni eve gelmeden önce karalamıştı: “Eşim psikolojik olarak iyi değil, bana takıntılı oldu.” Bazı akrabalar endişe emojileri atmıştı. Bir kuzeni: “Kadınlar bu yaşta böyle oluyor.” yazmıştı. Elif de gruba eklenmişti (ya da bilerek eklenmişti): “Ben sadece işimi yaptım. Kendini değiştirilmiş hissediyorsa bu benim suçum değil.” Derin bir nefes aldım ve 4 belge gönderdim: Roma biletleri, mücevher harcamaları, Kolezyum fotoğrafı ve Kemal’in “Leyla beni toplantıda sanıyor” dediği ses kaydı. Grup sustu. Sonra Defne yazdı: — Babaanne deli değil. Siz zalimsiniz. Oğlum Emir beni aradı, ağlıyordu. — Anne, özür dilerim… o sofrada seni korumalıydım. — Evet. Korumalısın. Sadece bunu söyledim. Çünkü yetişkin çocuklar da bazen susmanın bir taraf olmak olduğunu öğrenmeli. Kemal odada dolaşmaya başladı. — Abartıyorsun. 40 yılı bir gezi için mi çöpe atacaksın? Ayağa kalktım. Dizlerim ağrıyordu ama beni ilk kez bu kadar dik taşıyordu. — Ben 40 yılı gezi için çöpe atmıyorum. 40 yıl boyunca seni küçük hissettirmemek için kendimi küçültmeyi bırakıyorum. Elif 20 dakika sonra geldi. Sinirliydi. Gözlükleri, pahalı çantası… ama yüzü artık kontrolsüzdü. — Leyla Hanım, siz anlamıyorsunuz. Kemal Bey sadece canlı hissetmek istedi. Üstten aşağı baktım. — Mija, bir erkek karısını aşağılayarak canlı hissediyorsa, onun ihtiyacı sekreter değil terapidir. Elif’in yüzü soldu. — Ben hiçbir şey borçlu değilim. — Evet. Ama bana 38.000 peso otel, 22.000 peso bileklik borcun var. Avukatım romantizm ile haksız kazanç arasındaki farkı anlatacak. Selin konuştu: — Belgeler hazır. Uzlaşma olmazsa dosyaya eklenir. Elif Kemal’e baktı. “Kralın aslında sarayı yokmuş” gerçeğini orada gördü. O gece Kemal’i terk etti. İtalya fotoğraflarını sildiğini ve ofis değiştirdiğini sonradan öğrendim. Süreç kolay olmadı. Kemal beni “yaşlılıktan dolayı karışık düşünüyor” diye küçümsemeye çalıştı. Selin tüm hesapları, imzaları, kurs kayıtlarımı ve bağımsızlığımı sundu. Hakim net konuştu: yaşım zihinsel gücümü geçersiz kılmaz. Ev satıldı. Payımı aldım. Arabadan gelen para, haksız harcamaların tazmini ve sonunda bankada değil içimde bir ferahlık kazandım. Bir ay sonra Kemal beni adliye çıkışında bekliyordu. — Leyla… gerçekten yalnız mı kalacaksın? Gülümsedim. Eskiden korkardım bu kelimeden. Şimdi bana huzur gibi geliyordu. — Yalnız değil. Özgürüm. — Seni kimse sevmez artık bu yaşta. Gözlerine sakin baktım. — Ben artık sevilmemekten değil, küçümsenerek sevilmekten korkuyorum. Arkamı dönüp yürüdüm. O gün kendime yıllardır ertelediğim bir şeyi yaptım: İtalya bileti aldım. Ama bu kez bir evliliğin gölgesini kovalamak için değil, kendi hayatımı kutlamak için. Defne ile gittim. Venedik’te yavaş yürüdük, dondurma yedik, meydanda 3 kez oturmak zorunda kaldığımda güldük. Dinlenmekten utanmadım. Utanç, kalmaktı. Büyük Kanal’da Defne fotoğrafımı çekti. Mavi elbisem, açık gri saçlarım ve izinsiz bir mutluluk vardı. Paylaştım: “İtalya için hiç geç kalmadım. Sadece beni taşıyamayacak kadar küçük bir adamla evliydim.” Yorumlar doldu. Her yaştan kadın yazıyordu: “Ben de bıraktım.” “Ben de erteledim.” “Ben de korktum.” Şimdi 69 yaşındayım. Salı günleri resim yapıyorum, perşembe günleri yürüyorum, pazar günleri Ayşe’yi görüyorum ve Floransa’ya dönmek için para biriktiriyorum. Bazen dizim ağrıyor. Bazen geçmişim. Ama hiçbirisi beni durdurmuyor. Kemal beni İtalya’ya “geride bırakacağını” sanmıştı. Oysa asıl geride kalan şey, onun beni beklediği kadındı.
Benzer Galeriler
-
Hamile kızım tabutunun içindeydi; kocası ise sevgilisiyle birlikte gülerek içeri girdi
-
Kayınvalidem beni gece 3’te mutfakta 50 misafir için yemek yapmaya zorladı
-
Kayınvalidem tüm parasını boşanmış görümceme verdi
-
6 Yıl Sonra Milyoner Olarak Geri Döndü
-
Ben emekli bir cerrahım
-
Yaşlı kadın evinden kovuldu


