DOLAR
Alış: 45.98
Satış: 46.16
EURO
Alış: 52.96
Satış: 53.17
GBP
Alış: 61.20
Satış: 61.65
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
8.06.2026
Dede, benim anne babama kira ödediğimi öğrendiğinde yemeyi bıraktı; o sırada kız kardeşim iki çocuğuyla hiçbir ücret ödemeden onların evinde yaşıyordu
- PARÇA 1 Dede Hasan çatalını tabağın üzerine bıraktı ve yılbaşı sofrasında bir anda herkes sustu. İçim buz kesti. Annem Ayşe dudaklarını sıktı. Babam Ahmet, haksızlığı normal göstermek ister gibi kuru bir kahkaha attı. “Başlama baba,” dedi. “Mehmet artık büyüdü. Yirmi altı yaşında. Katkı sağlaması lazım.” Dedem ona bakmadı. Bana baktı. “Sana soruyorum Mehmet. Ne kadar veriyorsun?” Yutkundum. Dışarıdan havai fişek sesleri, sokakta çocukların bağırışları ve müzik geliyordu. İçerideyse hava, tüm pencereler kapatılmış gibi ağırdı. “Ayda sekiz bin lira,” dedim. Anneannem Emine eliyle göğsünü tuttu. “Sekiz bin mi?” Annem hemen araya girdi. “Kira değil bu. Eve katkı. Hepimiz ortak oluyoruz.” Kısa, buruk bir kahkaha attım. “Ben avludaki müştemilatın küçük odasında kalıyorum anne. Yemeğimi kendim alıyorum, telefonumu, benzini, arabamın sigortasını ödüyorum. Üstüne bir de elektrik ve internetin yarısını veriyorum.” Kız kardeşim Elif birden başını kaldırdı. “Ay Mehmet, abartma. Sanki seni zincire vurduk.” “Öyle demedim.” “Ama öyle anlatıyorsun,” dedi. “Benim iki çocuğum var. Çocuk büyütmenin ne kadar zor olduğunu bilmiyorsun.” Ona sertçe baktım. “Sen kreş parası vermiyorsun. Annem her gün Efe ile Ali’ye bakıyor.” Elif’in yüzü kızardı. Babam masaya yumruğunu vurdu. “Yeter artık.” Ama dedem artık yemiyordu. Bakışı sertti; yıllar önce amcamızın cenazesinde gördüğüm o bakış. “Elif,” dedi yavaşça, “burada yaşamak için para veriyor musun?” Ağzını açtı ama cevap veremedi. Babam onun yerine konuştu. “Hayata tutunmaya çalışıyor. Yeni boşandı.” Dedem yavaşça başını salladı. “Peki kaç yıldır ‘tutunuyor’?” Annem gözlerini yere indirdi. “Bu adil değil Hasan.” “Hayır,” dedi dedem. “Adil olmayan şey, bir oğuldan penceresiz bir odada yaşaması için para almak; diğerine ev, yemek, bakıcı verip bir de ‘garibim’ demek.” Elif bir anda ayağa fırladı, sandalye gıcırdadı. “Bana böyle konuşamazsın!” Dedem sesini yükseltmedi. “Otur.” Ve Elif, yıllardır ilk kez oturdu. Dedem tekrar bana döndü. “Mehmet, ne zamandır veriyorsun?” Boğazım düğümlendi. “On dokuz yaşımdan beri.” Anneannem dua mırıldandı. Annem hızlıca araya girdi: “Kendi istedi, yardım etmek istedi.” Ona baktım. “İlk iki bin liraydı çünkü babam ev masrafları ağır dedi. Sonra dört bin oldu. Sonra altı. Şimdi sekiz.” Babam dişlerini sıktı. “Çünkü her şey pahalandı. Hayat bu. Burası otel değil.” “Ama Elif bedava yaşıyor,” dedim. Elif acı bir kahkaha attı. “Benim çocuklarım var Mehmet. Çocuklarımın yediğine mi karışıyorsun?” “Ben çocuklarına değil,” dedim. “Ben onların arkasına saklanıp benim hayatımı değersizleştirmenize karışıyorum.” Masa tamamen sustu. Annem ağlamaya başladı. “Aileyi dağıtıyorsun.” İçimde hem öfke hem kırgınlık vardı. “Ben dağıtmıyorum anne. Sadece herkesin bildiğini söylüyorum.” Babam parmağını bana uzattı. “Annenle böyle konuşamazsın.” Dedem ayağa kalktı. “Hayır. Siz onunla yıllardır böyle konuşuyorsunuz.” Babam da ayağa kalktı. “Burası benim evim.” Dedem gözünü kırpmadı. “Bu evi sen, ben sana borç verirken aldın Ahmet. Bunu unutma.” Babam bir anda soldu. Bunu ilk kez duyuyordum. Dedem ceketini aldı. “Mehmet, eşyalarını topla.” Annem şaşkındı. “Ne?” “Bu gece bizimle geliyor.” Babam sertçe güldü ama sesi titredi. “Öyle bir şey yok. O benim evimde yaşıyor.” Dedem soğuk bir sesle: “Yaşıyordu. Bugüne kadar.” Elif kollarını bağladı. “Bak bakalım tek başına ne yapacak. Kim yıkayacak çamaşırını, kim yemek yapacak?” Ona baktım. “Zaten yıllardır kimse yapmıyor.” Anneannem de kalktı, omzuma elini koydu. “Git eşyalarını al oğlum.” Avludaki küçük odaya yürüdüm. Bir yatak, küçük bir masa, iki koli eşya… duvarda rutubet vardı; babamın “sonra yaptırırız” dediği o rutubet. Gerekli olanları çantaya koydum. Geri döndüğümde annem koltukta ağlıyordu. Elif telefonda sinirle konuşuyordu. Babam kapının yanında durmuştu, sanki bekçi gibi. “O kapıdan çıkarsan,” dedi, “bir daha dönüp de hayat pahalıymış diye ağlama.” Dedem öne çıktı. “Gerçek hayat, onun onurunu da yanında götürür.” Babamın sesi titreyerek son cümleyi söyledi: “Bunca yaptığımızdan sonra, bize böyle mi karşılık veriyor… yılbaşında?” Ve o an, her şeyin değişeceğini hissettim. PARÇA 2 O cümlenin ardından gelen sessizlik, bir çığlıktan bile daha ağırdı. Sırtımda çantayla ayakta duruyordum; büyüdüğüm evde yabancı gibi hissediyordum. Annem Ayşe daha sert ağlıyordu ama bana bakmıyordu. Elif ise tam da artık kimse onu savunmadığı anda ortaya çıkan o sahte gözyaşlarını siliyordu. Dedem Hasan babama doğru yürüdü. “Onur kırmak mı, Ahmet? Onu yedi yıldır siz küçük düşürüyorsunuz.” Babam sinirli bir kahkaha attı. “Sen hiçbir şey bilmiyorsun.” “Öyleyse açıkla,” dedi dedem. “On dokuz yaşından beri çalışan oğlunun neden cebinde bin beş yüz lira birikmiş?” Mideme bir yumruk oturdu. Anneannem Emine bana baktı. “Doğru mu bu Mehmet?” Başımı eğdim. “Evet.” Annem fısıldadı: “Ama çok harcıyor…” “Ne için?”, dedi dedem. Kimse cevap vermedi. Ben verdim. “Çocukları okula götürmek için benzin. Elif sabah kalkmadığında. Geç döndüğümde evde yemek kalmadığında yemek. Babam arabasını vermediği için eski arabayı tamir etmek. Ve herkesin ‘ortak masraf’ dediği ama sadece benim ödediğim şeyler.” Elif patladı. “Ben sana hiçbir şey zorlamadım!” Ona baktım. “Hayır. Sen sadece ağlıyordun. Annem yardım istiyordu. Babam ‘erkek adam şikâyet etmez’ diyordu. Ben de ediyordum.” Dedem bir an gözlerini kapattı. Babam bana doğru yürüdü. “Şimdi de mağdur mu oluyorsun?” Dedem araya girdi. “Ona dokunma.” O anda babam kontrolünü kaybetti. “O çocuk değil! Katkı sağlamak zorunda! Elif çocukları olduğu için sağlayamıyor.” “Elif geçen hafta ikinci el bir SUV aldı,” dedi dedem. Herkes dondu. Ben de. Dedem cebinden telefonunu çıkarıp masaya koydu. “Halası Rosa geçen hafta fotoğraf gönderdi. Elif Facebook’ta araba gösteriyor. Parayı nereden buldu?” Elif ağzını açtı ama annem sözünü kesti. “Hasan, lütfen…” Dedem benden önce anladı. “Ayşe, siz mi verdiniz?” Annem yüzünü kapattı. Babam bağırdı: “Çocuklar için!” “Ne kadar?”, dedi dedem. Cevap yoktu. İçim boşaldı. “Ne kadar?”, diye tekrarladım. Babam bana öfkeyle baktı. “Elli bin lira. Ve bunun hesabını sana vermek zorunda değiliz.” Nefesim kesildi. Elli bin lira. Ben lastik değiştirmek için para biriktirirken. Fazla mesai yaparken. Ev bana çökmesin diye çalışırken. Anneannem sessizce ağlamaya başladı. Elif başını eğdi. “Bir fırsattı,” dedi. “Ulaşım gerekiyordu.” “Benim de çıkmam gerekiyordu,” dedim. Annem bana yaklaştı. “Mehmet, öyle değil…” “Nasıl değil?”, dedim. “Para gerçekten ev için mi gidiyordu, yoksa en kolay benden mi alınıyordu?” Babam duvara yumruğunu vurdu. “Yeter!” Dedem çantamı aldı. “Şimdi gidiyoruz.” Ama çıkmadan önce annem hepimizi durduran şeyi söyledi. “Ahmet… gerçeği söyle.” Babam ona nefretle baktı. “Sus.” Dedem yavaşça döndü. “Hangi gerçek?” Annem titriyordu. Elif artık gerçekten ağlıyordu. İçime kötü bir his çöktü; sanki her şeyin sadece yüzeyi kazınmıştı. Babam yumruklarını sıktı. “Söylenecek bir şey yok.” Annem kırık bir sesle fısıldadı: “Ev tehlikede değildi Mehmet.” Ona baktım. Anlamıyordum. Devam etti: “Sizin verdiğiniz para… baban bunu mortgage için kullanmıyordu.” Oda döndü.
- Dedem tehlikeli bir sakinlikle sordu: “O zaman ne içindi?” Babam kapıyı sertçe açtı. “Defolun evimden!” Ama annem artık duramayacak kadar ağlıyordu. Ve dedem beni oradan çıkarırken söylediği son cümle şuydu: “Baban yıllardır Elif’in borçlarını senin parayla ödüyordu.” PARÇA 3 O geceden sonra uyuyamadım. Dedem Hasan’ın evinde, anneannem Emine bana papatya çayı hazırladı, temiz battaniyeler serdi ve koridora küçük bir lamba yaktı; sanki hâlâ karanlıktan korkan bir çocukmuşum gibi. Ama korku değildi bu. Öfkeydi. Utançtı. Yıllarca “aile” dediğim şeyin aslında benim sürekli fedakârlık yaptığım bir düzen olduğunu fark etmenin ağırlığıydı. Sabah olduğunda dedem mutfakta sarı bir defterle oturuyordu. Üç sütun yazmıştı: Gelir. Gider. Plan. “Otursana Mehmet,” dedi. Anneannem önüme sıcak yumurta, peynir ve ekmek koydu. “Önce ye.” Sessizce yedim. Uzun zamandır kimsenin benden bir şey istemeden yemek verdiğini hatırlamıyordum. Bitince dedem sordu: “Ne kadar kazanıyorsun?” Söyledim. “Araba, benzin, telefon, sigorta?” Söyledim. “Ailene ne kadar veriyordun?” “Sekiz bin lira.” Kalemi öyle sert bastı ki kâğıt yırtılacak sandım. “Bununla yıllar önce düzgün bir ev kiralayabilirdin.” “Biliyorum.” “Peki neden gitmedin?” Bardağa baktım. “Çünkü gidersem onları yıkacağımı söylediler.” Anneannem yanıma oturdu. “Peki kalmak sana ne yaptı?” Cevap vermedim. Gerek yoktu. O gün dedem beni, çalıştığım yere yakın küçük dairelere götürdü. Lüks değildi. Küçük bir stüdyo, dar bir banyo, gürültülü bir caddeye bakan bir pencere. Ama kapıyı açıp içeri girdiğimde kimsenin izinsiz giremeyeceğini bilmek bile nefesimi değiştirdi. İki hafta sonra kontratı imzaladım. Dedem depozitoyu ödemedi. Ben de istemedim. Sadece yanımda durdu. “Her şeyi oku,” dedi. “Özgürlük de dikkatle imzalanır.” İmzaladım. İlk evimde yerde bir yatak, katlanır masa, plastik sandalyeler ve anneannemin verdiği eski bir tava vardı. İlk gece sokaktan aldığım dürümü yerde oturup yedim. Kimse para istemedi. Kimse bağırmadı. Kimse “çocukları bırak gel” demedi. On saat uyudum. Sonra fırtına başladı. Annem her gün mesaj atıyordu: Baban çok kötü. Elif sürekli ağlıyor. Çocuklar seni soruyor. Aile terk edilmez. Ben kısa cevap veriyordum: İyiyim. Çocukları özlüyorum. Bu hafta gelemem. O son cümle yangın çıkardı. Bir cumartesi Elif aradı. “Mateo ve Emiliano’ya bakman lazım. Randevum var.” “Yapamam.” “Neden?” “Çünkü işim var.” “Ne işi? Evinde oturup kendini önemli hissetmek mi?” Derin nefes aldım. “Uygun değilim Elif.” Alayla güldü. “Dedeler beynini yıkamış. Eskiden böyle değildin.” “Eskiden ‘hayır’ diyemiyordum.” Sessizlik oldu. Sonra her zamanki cümle: “Bencil oldun.” Ama bu sefer canımı yakmadı. “Ben onların dayısıyım, babası değil.” Telefonu kapattım. Aylarca geri dönmem için uğraştılar. Babam özür dilemek için değil, “kapris yaptığımı” söylemek için aradı. Annem yemeğe çağırdı ama hep bir şey ekledi: çocuk bezi, fatura, para. Elif fotoğraflar gönderip “Senin yüzünden çocuklar mağdur” diyordu. Ben kısa cevaplar vermeyi öğrendim: Yapamam. Para veremem. Uygun değilim. Hayır. Başta elim titriyordu. Sonra anladım: dünya, ben yük taşımadığımda yıkılmıyordu. Gerçekler Ocak ayında ortaya çıktı. Annem tek başına geldi. Kapıda pozof çorbası getirmişti. Küçük evime bakıyordu; sanki ilk kez benim de bir hayatım olduğunu görüyordu. “Güzelmiş,” dedi. “Teşekkür ederim.” Oturmadı. “Baban gelmemi istemedi.” Cümleyi yutkundu. “Yılbaşında söylediklerim doğruydu. Senin verdiğin para çoğu zaman Elif’in borçlarına gidiyordu. Kartlara, kredilere, arabaya, alışverişlere…” İçim boşaldı. “Biliyor muydun?” Ağladı. “Evet.” Bu kelime, bütün bağırışlardan daha ağırdı. “Neden söylemedin?” “Çünkü sana söylemek, onlarla kavga etmekten kolaydı,” dedi. “Baban öfkeleniyordu. Elif kriz çıkarıyordu. Sen hep anlayan oluyordun.” Acı bir gülümseme çıktı. “Ne kadar kullanışlıymış benim ‘anlayışım’.” Annem başını eğdi. Sadece şunu söyledim: “Bana annen gibi davranmanı bekledim, herkesin sorununu taşıyan yönetici gibi değil.” Gözlerini kapattı. “Biliyorum.” Bu özür yılları geri getirmedi. Ama en azından ilk kez biri gerçeği saklamadı. Babamla konuşmam Mart’ı buldu. İşimden çıkarken arabasının yanında bekliyordu. “Annen konuşmamızı istedi.” “Sen istiyor musun?” Uzun süre sustu. “Elif dağıldığında kontrol gitti. Sen tek dengedeydin.” “Denge olduğum için değil, düşmeme izin verilmediği için.” Gözlerini kaçırdı. “Belki görmedim.” “Görmek istemedin.” Uzun bir sessizlik. Sonra: “Bunu nasıl düzeltiriz?” “Önce adil olmadığını kabul ederek.” Zordu. Yüzünde inatla mücadele etti. Ama sonunda dedi ki: “Adil değildi.” Kırık bir cümleydi. Ama beklediğim cümleydi. Aile mükemmel olmadı. Belki de hiç olmadı. Elif uzun süre kırgın kaldı. Ama bir gün eşi Javier, sakin bir adam, herkesin içinde şunu dedi: “Kardeşin senin ATM’in değil.” O günden sonra para istemedi. Annem artık “gelmek ister misin?” dediğinde gerçekten onu kasteder oldu. Babamla dikkatli konuştuk. Dedem bir gün şöyle demişti: “Borçları kovalamak, insanı borçluya bağlar.” Haklıydı. İki yıl sonra dedem Hasan, bahçesindeki biber ve domatesleri sularken kalp krizi geçirdi ve öldü. Cenaze doluydu. Komşular, eski dostlar… Herkesin bir anısı vardı. Bana bir zarf bıraktı. “Yılbaşından sonra yazdı,” dedi anneannem. Arabada açtım. Mehmet, Zayıf değildin. Sadece hayatta kalıyordun. Ama gitmiş olmanla gurur duyuyorum. Aile, insanın küçüldüğü yer değil, büyüdüğü yer olmalı. Acılaşma. Netleş. Sevgiyle, Dedemin Uzun zamandır ilk kez ağladım. Yıllar geçti. Terfi aldım. Eski arabamı sattım. Küçük bir ev aldım. Bahçesine fesleğen diktim. Beş yıl sonra ilk aile yemeğini kendi evimde yaptım. Herkes geldi. Gürültü vardı. Eksikti. Gerçekti. Bir ara yeğenim Mateo mutfağa geldi. “Amca Mehmet…” “Ne oldu?” “Sen eskiden dedemin evinde kalıyormuşsun, avludaki odada.” Duraksadım. “Evet.” “Neden gittin?” Birçok şey söyleyebilirdim. Ama çocuktu. “Çünkü bazen insan büyüyemediği yerde çok uzun kalır,” dedim. “Ve bazen biri sana çıkabileceğini hatırlatır.” “Bunu dedem mi yaptı?” Gülümsedim. “Evet.” Masada herkes bardak kaldırdı. “Hasan’a,” dedi anneannem. Sessizlik oldu. Ben etrafa baktım. Kendi evim. Kendi masam. Kendi hayatım. Kendi kapım. “Dedeme,” dedim. Ve içimden sessizce ekledim: Beni avludan çıkardığın için teşekkür ederim.
Benzer Galeriler
-
Kızım hayalini kurduğu mezuniyet elbisesini, elbise almaya gücü yetmeyen bir kıza verdi ve onun yerine takım elbise giydi
-
Para ve kalacak yer için benden yaşça büyük bir kadınla evlendim
-
Adının en güzel günü olacağını sanmıştı
-
Bir huzurevinde yaşlı bir kadının oğluymuş gibi davranmam için bana para ödediler
-
Emir yavaşça merdivenlerden indi, terliklerini basamaklara sürterek sesi bilinçli gibi çıkarıyordu.
-
Bekar bir anne gece uçuşunda yorgunluktan uyuyakaldı


