DOLAR
Alış: 45.98
Satış: 46.16
EURO
Alış: 52.96
Satış: 53.17
GBP
Alış: 61.20
Satış: 61.65
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
8.06.2026
Emir yavaşça merdivenlerden indi, terliklerini basamaklara sürterek sesi bilinçli gibi çıkarıyordu.
- Emir yavaşça merdivenlerden indi, terliklerini basamaklara sürterek sesi bilinçli gibi çıkarıyordu. Saçları dağınıktı, tişörtü kırışıktı. Yüzünde bir gülümseme vardı. Aynı cümleyi tekrar etmek gerekirse: Emir yavaşça merdivenlerden indi, terliklerini basamaklara sürterek sesi bilinçli gibi çıkarıyordu. Saçları dağınıktı, tişörtü kırışıktı. Gülüyordu. Ama bu bir mutluluk gülümsemesi değildi. Daha önce defalarca gördüğüm o zafer ifadesiydi. İstediğini elde ettikten sonra yüzüne yerleşen o alaycı gülümseme. “Gördün mü? Hiçbir şey olmadı. Ben hâlâ buradayım. Sen hâlâ buradasın. En sonunda yine benim dediğim oluyor.” der gibi. En alt basamakta durdu, kahve kokusunu alınca başını çevirdi. — Bu ne? — dedi, sofraya bakarak — Ne bu şimdi, barış sabahı mı yaşadık? Ben ocak başında, hâlâ mutfak önlüğümle duruyordum. Yanağımın sızısı geçmiş değildi, sadece alışmıştım. Murat masanın başına oturmuştu; sırtı merdivene dönüktü, elleri birbirine kenetlenmişti. Emir onu hemen fark etmedi. Sanki her şey onun için hazırlanmış bir kahvaltı salonuymuş gibi mutfağa yürüdü. Peçetelikten bir lavaş aldı, katladı ve izin istemeden ısırdı. — Demek sonunda öğrendin — dedi ağzı doluyken. O anda Murat başını kaldırdı. Emir dondu kaldı. Elindeki ekmek parçası parmaklarının arasında dağıldı. — Sen ne yapıyorsun burada? Murat hemen cevap vermedi. Önce ayağa kalktı. Sakin bir adamdı hep. Ama o sabahki sessizliği farklıydı. Bu öfke değildi. Kararlılıktı. Ve bazı kararlar, bağırıştan daha ağırdır. — Günaydın Emir. Oğlum sinirli bir kahkaha attı. — Anladım. Anneme koşup ağlamışsın. Ben ocağı kapattım. O küçük “tık” sesi bile bana güç verdi. — Kimseye ağlamadım — dedim — Bu evin anlaması gereken tek gerçeği getirdim. Emir göz ucuyla bana baktı. Bir anlığına bakışları yanağıma indi. Hafif bir kızarıklık hâlâ duruyordu. Onu görünce özür dilemedi. Sadece çenesini sıktı. — Abartma. Murat bir adım attı. — Bir daha o kelimeyi kullanma. Emir dikleşti, sanki mağdur olan kendisiymiş gibi. — Sana ne oluyor ya? Sen burada yaşamıyorsun bile. Çekip gittin. — Evet — dedi Murat — Ve yıllarca bunun vicdanını taşıdım. Ama benim hata yapmış olmam, senin anneni dövmen için bir gerekçe değil. “Dövmen” kelimesi mutfağın içinde asılı kaldı. Emir bana döndü. — Öyle mi dedin? Dövdü mü dedin? O bir tokattı. İçimde bir şey kırılıp yerine oturdu. — Yüzüme vuran elinin adı tokat değil Emir. Onun adı şiddet. Burnundan nefes verdi. — Bak anne, ben sarhoştum, sinirliydim. Sen de beni tahrik ettin. Murat elini masaya vurdu. Tabaklar zıpladı. Kahve fincanı oynadı, işlemeli örtünün üstüne koyu bir leke bıraktı. — Yeter! Emir irkildi. Ben de. Ama Murat tekrar bağırmadı. Derin bir nefes aldı, kahverengi dosyayı açtı ve Emir’in önüne koydu. — İki seçeneğin var. Oğlum dosyaya küçümseyerek baktı. — Bu ne? — Birinci seçenek — dedi Murat — Bugün bu evden çıkıyorsun. Eşyalarını alıyorsun. Benimle Kayseri’ye geliyorsun. Pazartesi dayımın atölyesinde işe başlıyorsun. Sembolik bir kira, düzenli hayat, yemek sorumluluğu ve terapi. Anneni affettirmek için değil. Kendini mahvetmemeyi öğrenmek için. Emir gözlerini kırptı. — Terapi mi? Dalga mı geçiyorsun? Murat dosyadan bir kâğıt çıkardı. — İkinci seçenek şu: Elif aile içi şiddet için suç duyurusunda bulunur. Sessizlik mutfağın içine çöktü. Emir bana baktı, sanki ben onu bıçaklamışım gibi. — Sen bunu yapar mısın? Gözlerimi ondan kaçırmadım. O benim oğlumdu. Küçücükken pijamasının cebine taş dolduran çocuktu. Düşmesin diye elinden tuttuğum çocuktu. Ama aynı zamanda bana el kaldıran adamdı. İki gerçek aynı anda duruyordu. Ve artık sadece biri seçilemiyordu. — Evet — dedim — yaparım. Yüzü değişti. — Sen benim annem değilsin. O cümle içime çarptı ama geri adım atmadım. — Tam da annen olduğum için bunu durduruyorum. Emir güldü, ama gözleri doluydu. — Güzel konuşma. Bunu gece gece çalışmışsınız belli. — Hayır — dedim — Yıllardır içimde çalıştım. Önlüğümü yavaşça çıkardım. Sandalyenin üzerine koydum. O hareketin neden bu kadar ağır geldiğini bilmiyordum ama sanki başka bir şeyi de bırakıyordum. — Bu ev artık korkuyla yaşamayacak. Kapıları kilitleyerek uyumayacağım. Para saklamayacağım. Sessiz yürümeyeceğim. Dün gece bana vurdun Emir. Ve bugün, ne kadar acıtsa da, gitmen gerekiyor. Kollarını açtı, alaycı bir ifadeyle. — Nereye gideyim? Sokağa mı? Köpek gibi mi kalayım? — Kendi hayatının sorumluluğunu almaya. — İşim yok. — Çünkü bırakıyorsun. — Param yok. — Çünkü harcıyorsun. — Kimsem yok. Sesi orada kırıldı. Ve bir anlığına çocuk geri geldi. İçim sıkıştı. Sandalyeye tutunmak zorunda kaldım. Murat da onu gördü. Gözleri değişti ama geri adım atmadı. —Ben varsam varım —dedi— ama suç ortağı olarak değil. Baba olarak. Emir burnunu elinin tersiyle sildi, ağlamamak için öfkesine tutunuyordu. —Şimdi mi baba olmaya karar verdin? Buna hakkın yok. —Haklısın —dedi Murat— Hakkım yok. Ama sorumluluğum var. Geç kaldım ama geldim. Oğlum masaya baktı. Menemen, sucuklu yumurta, ekmek, baklava. Annemin sandığı tabaklar. Yıllar önce evlendiğimde, hâlâ güzel bir sofranın bir aileyi koruyabileceğine inandığım günlerden kalma işlemeli örtü. —Demek tuzak bu —dedi. Başımı salladım. —Bu bir tuzak değil. Bu bir veda. Emir kıpırdamadı. —Kahvaltını en sevdiğin şeyleri yaptım —dedim— çünkü midende nefretle gitmeni istemedim. Zaten yeterince taşıyorsun. Murat gözlerini yere indirdi. Emir yumruklarını sıktı. —Ya gitmezsem? Sesi alçaktı, tehlikeliydi. Murat telefonunu çıkardı. —O zaman polisi ararım. Ve annen şikâyetçi olur. Oğlum bir adım attı. —Beni mi ihbar edeceksin? Murat geri çekilmedi. —Seni daha kötüsünü yapmadan durduracağım. Emir’in gözleri karardı. Bir an için masayı devirecek, bardakları kıracak sandım. Vücudum gerildi, alışkanlıktan. Ama olmadı. Emir bana tekrar baktı. Bu kez bakışını kaçırmadı. Yüzünden küçük bir şey geçti. Henüz pişmanlık değildi. Kendinden korkuydu. —Ben istemedim… —diye mırıldandı. Donakaldım. Yutkundu. —Sana böyle vurmak istemedim. “O kadar” kelimesi içimi burktu. Sanki bir şiddetin makul hâli olabilirmiş gibi. —Hiç vurmamalıydın —dedim. Emir başını eğdi. İlk kez yıllar sonra cevabı yoktu. Saat yediyi salondaki saat vurdu. Dışarıda çöp kamyonu geçti. Bir köpek havladı. Bir komşu kapısını açtı. Dünya her zamanki gibi devam ediyordu, benim evim ikiye ayrılırken bile. Murat sandalyeyi hafifçe itti. —Yukarı çık. Bir çanta hazırla. Diğerlerini sonra konuşuruz. Emir ona baktı. —Beni cezalandırılmış çocuk gibi götüremezsin. —O zaman tek başına git —dedi Murat— Ama bu evden bugün çıkıyorsun. Oğlum bana döndü, bir boşluk arar gibi.
- O bakışı tanıyordum. Yıllarca kullanmıştı. Hastayken doktora gitmemek için. Bir şeyi kırıp “önemli değil” dedirtmek için. Para istediğinde “son kez” demek için. Bana bağırıp sonra sarılarak her şeyi unutturmak için. Ama o sabah o boşluk yoktu. Ya da vardı ama ben onu kapalı tuttum. —Anne —dedi, yumuşakça. O kelime beni neredeyse yıkacaktı. Murat fark etti ama karışmadı. Derin bir nefes aldım. —Bunu bana karşı kullanma. Emir şaşırdı. —Kullanmak mı? Bunu mu düşünüyorsun? —Senin öfkenle hasta olmuş bir insan olduğunu düşünüyorum. Ve ben seni, her seferinde haklı çıkararak bunu daha da büyüttüm. Gözlerim doldu. Ağlamak istemedim. Ama bu kez korkudan değil, yas gibiydi. —Beni affet —dedim— Sınır koyamadığım için. Sevgiyi her şeye izin vermek sandığım için. Ama artık, seni dünyaya getiren insana el kaldırabilen birine dönüşürken yanında duramam. Emir elleriyle yüzünü kapattı. Bir süre öyle kaldı. Sonra hiçbir şey demeden merdivenlerden yukarı çıktı. Her adımı bir vedaydı. Koridorda kaybolduğunda dizlerim boşaldı, sandalyeye oturdum. Murat yaklaştı. —İyi misin? Kısık bir kahkaha çıktı benden. —Bilmiyorum. Başını salladı. —Ben de. Sessiz kaldık. Masadaki kahvaltı soğuyordu. Kahve lekesine baktım. Küçük, düzensiz, tamamen yok edilemeyen bir izdi. Bazı yaraların da böyle olduğunu düşündüm: tüm hayatı yok etmezdi ama artık yokmuş gibi de davranamazdın. Murat karşıma oturdu. —Elif, bir şey daha var. Ona baktım. —Ne? Yüzünü eliyle sıvazladı. —Üç hafta önce Emir beni aradı. Para istedi. Seni evden kovduğunu, ona yemek vermediğini, onu yük gibi gördüğünü söyledi. Göğsümde bir sızı hissettim. —Ve sen ona inandın mı? —Beş bin lira gönderdim. Gözlerimi kapattım. —Murat… —Biliyorum. Aptallık ettim. Sonra tekrar istedi. Bu sefer yirmi bin dedi. Borcum var dedi. Gözlerimi aniden açtım. —Kime? Murat çenesini sıktı. —Söylemedi. Tam o anda yukarıdan bir ses geldi. Çekmeceler açılıyor, bir şeyler düşüyor, duvara çarpan bir ses. Kalbim hızlandı. —Borcu mu var? —dedim. Murat sesini alçalttı. —Bunun için bunu da getirdim. Dosyadan başka bir kâğıt çıkardı. Yazışmaların çıktısıydı. —Beni bilinmeyen bir numara aradı. Emir ödemezse gelip onu buradan alacaklarını söylediler. Bütün bedenime bir soğuk yayıldı. —Buraya mı? Murat başını salladı. —O yüzden bekleyemezdim. Merdivenlere baktım. Korku şekil değiştirdi. Artık sadece oğlumun bize verebileceği zarar değildi. Onun hayatının çektiği karanlık da evimizin kapısına dayanmıştı. —Bunu geldiğinden beri neden söylemedin? —Önce onu evden çıkarmayı kabul etmeni sağlamam gerekiyordu. Bunu baştan söylesem onu yine korumaya çalışacaktın. Acıttı, çünkü doğruydu. Üst katta kapı sertçe çarptı. Emir siyah bir sırt çantasıyla aşağı indi. Gözleri kızarmıştı, yüzü sertleşmişti. Artık çocuk gibi değildi. Ama bir canavar gibi de değildi. Sadece çok kötü bir çizginin kenarında duran bir insandı. —Tamam —dedi. Murat ayağa kalktı. —Gidiyoruz. Emir bana baktı. Sarılmamı bekliyordu. Bunu gözlerinden gördüm. Ben de istiyordum. Küçükken yaptığım gibi onu kucaklayıp “her şey düzelecek” demek istiyordum. Ama nasıl yapacağımı bilmiyordum. Yine de kalkmadım. —Önce kahvaltı yap —dedim. Kaşlarını çattı. —Ne? —Gideceksin. Ama aç karnına değil. Yüzü çok küçük bir an kırıldı. Çantasını yere bıraktı ve sessizce oturdu. Murat ayakta kaldı, tetikteydi. Ona bir tabak koydum. Menemen, fasulye, üstünde yumurta. Çay koydum, şekersiz, büyüdüğünden beri sevdiği gibi. Emir çatalla titreyen bir el uzattı. Üç lokma yedi. Sonra durdu. —Anne. Bakmadım. —Söyle. Uzun süre sustu. —Dün gece korktum. Çatal tabağa çarptı. —Sana vurduğumda… ilk anda hiçbir şey hissetmemekten korktum. Nefesim kesildi. Murat yumruklarını sıktı. Emir devam etti, sesi kırılarak. —Sonra yukarı çıktım ve senin ağlayacağını düşündüm. Ya da kapıyı çalacağını. Ya da konuşmak isteyeceğini. Ama hiçbir şey yapmadın. Ve bu beni daha çok kızdırdı. Çünkü sanki artık umursamıyormuşsun gibi geldi. Bir gözyaşı istemsizce aktı. —Seni o kadar çok önemsiyorum ki, seni artık kurtarmayı bıraktım. Emir ağzını kapattı. Sonunda ağladı. Güzel bir ağlama değildi. Kırık, öfkeli, düzensizdi. İçinden pas sökülür gibi. Ben onu kucaklamadım. Sessizce oturup ağladım. Çünkü bazen bir çocuğu sevmek, onun acısını ilk kez gerçekten ona bırakmaktır. Sonra kapı zili çaldı. Üçümüz de başımızı kaldırdık. Murat kapıya baktı. —Birini mi bekliyorsun? Başımı salladım. Zil tekrar çaldı. Daha uzun. Emir bembeyaz oldu. —Açma. Murat ona döndü. —Kim? Emir cevap vermedi. Zil üçüncü kez çaldı. Ardından kapıya üç sert yumruk indi. Dışarıdan bir erkek sesi geldi. —Emir. İçerde olduğunu biliyoruz. Oğlum sandalyeyi devirecek kadar hızlı kalktı. —Anne, açma —dedi, bu kez gerçek bir korkuyla. Ev sanki küçüldü. Murat telefonunu çıkardı. —112’yi arıyorum. Ama numarayı tuşlamadan önce dışarıdan başka bir ses geldi. Sakin, neredeyse nazik. —Hanımefendiyle bir derdimiz yok. Sadece oğlunuzun borcu için geldik. Emir tekrar ağlamaya başladı ama bu kez çocuk gibi. —Özür dilerim —diye fısıldadı— Özür dilerim anne. Kapıya baktım. Sonra oğluma. Ve anladım ki onu evden çıkarmak sadece başlangıçtı. Gerçek karanlık şimdi zili çalıyordu. Murat numarayı aradı. Ben mutfak çekmecesinden büyük bıçağı aldım. Kimseye saldırmak için değil. Sadece ilk kez kendimi korumam gerektiğini anladığım için. Dışarıdan yumruklar devam etti. İçeride Emir dizlerinin üstüne çöktü. —Anne, yardım et —dedi. Bıçağın sapını sıkı tuttum. Ona baktım. Kalbim kırık ama artık uyanıktı. —Sana yardım edeceğim Emir —dedim— Ama eskisi gibi değil.
Benzer Galeriler
-
Kızım hayalini kurduğu mezuniyet elbisesini, elbise almaya gücü yetmeyen bir kıza verdi ve onun yerine takım elbise giydi
-
Para ve kalacak yer için benden yaşça büyük bir kadınla evlendim
-
Adının en güzel günü olacağını sanmıştı
-
Bir huzurevinde yaşlı bir kadının oğluymuş gibi davranmam için bana para ödediler
-
Emir yavaşça merdivenlerden indi, terliklerini basamaklara sürterek sesi bilinçli gibi çıkarıyordu.
-
Bekar bir anne gece uçuşunda yorgunluktan uyuyakaldı


