DOLAR
Alış: 45.98
Satış: 46.16
EURO
Alış: 52.96
Satış: 53.17
GBP
Alış: 61.20
Satış: 61.65
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
8.06.2026
Bekar bir anne gece uçuşunda yorgunluktan uyuyakaldı
- Bekar bir anne gece uçuşunda yorgunluktan uyuyakaldı; bebeğinin bir yabancının omzunda huzurla uyuduğunu bile fark etmedi. Ama uyandığında, o adamın kendisi uyurken yaptıklarını görünce kelimeler boğazında düğümlendi. — Eğer şu bebeği susturamıyorsanız, bu uçağa hiç binmemeliydiniz. Bu söz, karanlık kabinde tokat gibi yankılandı. Elif Yılmaz, bebeğini göğsüne daha sıkı bastırdı ve herkesin gözlerinin üzerine çevrildiğini hissetti. Sanki kızının ağlamasını o seçmişti. Sanki yorgunluğu, korkusu ve utancı zaten yeterince ağır değilmiş gibi. İstanbul’dan Chicago’ya giden gece uçuşu tamamen doluydu. Tatilden dönen aileler, uyumaya çalışan iş insanları, kulaklıklarıyla kendi dünyalarına çekilmiş öğrenciler ve minik Zeynep her ağladığında rahatsız bakışlar atan yolcular vardı. Altı aylık Zeynep, defalarca yıkanmaktan rengi solmuş sarı battaniyesine sarılmıştı. Battaniye ucuz sabun ve ev kokuyordu. Elif onu hafifçe sallayarak kulağına fısıldıyordu: — Tamam meleğim… geçti artık… annen burada. Ama geçmiyordu. Motorun uğultusu, kulaklarındaki basınç, loş kabin ve yabancı yüzler Zeynep’i durdurulamayan bir ağlama krizine sokmuştu. Elif’in kolları uyuşmuş, sırtı ağrımış, gözleri yanıyordu. Yaklaşık otuz altı saattir doğru dürüst uyumamıştı. Bir gün önce İstanbul’un Fatih semtindeki küçük bir esnaf lokantasında çift vardiya çalışmıştı. Kahvaltı servis etmiş, bulaşık yıkamış, tezgâh temizlemiş ve maaşını alır almaz koşarak çıkmıştı. O parayla ancak en ucuz uçak biletini tamamlayabilmişti. Tatile gitmiyordu. Ağabeyi Emre’nin düğününe gidiyordu. Ailesi yıllardır onu yargılıyordu. Evlenmeden çocuk sahibi olduğu için, Zeynep’in babasının hamileliği sırasında ortadan kaybolduğu için, tek başına yaşamayı seçtiği için… Annesi Nermin Hanım telefonda ona şöyle demişti: — Gelmek istiyorsan gel Elif ama sakın olay çıkarma. Bu Emre’nin düğünü, senin sorunlarının yeri değil. Yine de bileti almıştı. Çünkü Emre bir zamanlar farklıydı. Akşam sofralarında son simidi onunla paylaşan, çocukken onu koruyan, “Seni asla yalnız bırakmam,” diyen ağabeyiydi. Elif, o eski Emre’den hâlâ bir parça kaldığına inanmak istiyordu. Zeynep yeniden daha yüksek sesle ağladı. Bir kabin görevlisi gergin bir tebessümle yaklaştı. — Hanımefendi, bebeğinizi sakinleştirmek için yapabileceğimiz bir şey var mı? Bazı yolcular dinlenmeye çalışıyor. Elif yutkundu. — Deniyorum. Kulakları rahatsız oldu sanırım. İlk uçuşu. Arka sıradan bir adam homurdandı: — Biraz da başkalarını düşünmelisiniz. Elif gözlerini yere indirdi. Küçülüp yok olmak istedi. Çantasından biberonu çıkarmaya çalışırken kapağı yere düştü. Eğildiği anda Zeynep daha da yüksek sesle ağlamaya başladı. Koridorun karşısındaki bir kadın başını salladı. — İnsan önce hayatını düzene koyar, sonra çocuk yapar. Elif donup kaldı. Karşılık vermeyi, ağlamayı ya da özür dilemeyi bilmiyordu. Hayatı boyunca özür dilemişti zaten. Fakir olduğu için. Bekar anne olduğu için. Bir kocası olmadığı için. Her şeye yetişemediği için. Tam o sırada telefonu titredi. Mesaj annesindendi. “Elif, Emre diyor ki bebek tören boyunca ağlayacaksa salona girme. Rezil olmak istemiyoruz.” Elif mesajı üç kez okudu. İçinde bir şeylerin kırıldığını hissetti. Yol boyunca biriktirdiği parayı harcamış, bebeğini otobüslerde, metroda, havaalanlarında taşımıştı. Ve şimdi kendi ailesi ona yük olduğunu söylüyordu. Zeynep hâlâ ağlıyordu. Elif ayağa kalkmaya hazırlanıyordu. Belki uçağın daracık tuvaletine sığınır, bebeği sakinleşene kadar orada beklerdi. Tam o sırada yanındaki adam ilk kez konuştu. — İzin verirseniz bir şey denemek isterim. Elif başını çevirdi. Adam otuzlu yaşlarının ortalarında görünüyordu. Buğday tenliydi. Koyu renk saçları özenle taranmıştı. Lacivert bir ceket ve sade ama kaliteli bir gömlek giymişti. Yüzünde yargılayıcı olmayan garip bir sakinlik vardı. — Siz mi? — diye sordu Elif, tereddütle. Adam hafifçe gülümsedi. — Çok fazla yeğenim var. Bazen bebekler aynı sesi duymaktan yorulur. Bu sizin suçunuz değil. Bu son cümle Elif’in bütün savunmasını yıktı. Bu sizin suçunuz değil. Bunu ona en son ne zaman birinin söylediğini hatırlamıyordu. Kararsız kaldı. Bir yanı kızını bir yabancıya vermekten korkuyordu. Diğer yanı ise tükenmek üzereydi. Zeynep yeniden ağladı. Adam dikkatlice kollarını uzattı. — Sadece siz isterseniz. Elif bebeğine baktı. Rahatsız yolculara baktı. Telefon ekranında hâlâ duran acımasız mesaja baktı. Sonunda titreyen elleriyle Zeynep’i adamın kollarına bıraktı. O anda bütün kabin sessizleşmiş gibiydi. Çünkü küçük Zeynep, yabancının kucağına geçer geçmez ağlamayı bıraktı. Elif gözlerine inanamadı.
- Ve aslında yaşanacak olanların henüz başlangıcı olduğunu bilmiyordu… Bölüm 2 Elif birkaç saniye boyunca sadece baktı. Zeynep gerçekten susmuştu. Küçük kız, az önce bütün kabini ayağa kaldıran o bebek, şimdi yabancının omzuna başını yaslamıştı. Adam hafifçe sırtını sıvazlıyor, kulağına neredeyse duyulmayacak kadar alçak sesle bir ninni mırıldanıyordu. Kabindeki insanlar şaşkınlıkla birbirlerine baktılar. Az önce şikâyet eden kadın sessizleşmişti. Arka sıradaki adam kulaklığını yeniden taktı. Kabin görevlisi bile rahatlamış görünüyordu. Ama Elif’in gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. Yorgunluktan. Aşağılanmaktan. Ve bir yabancının ona, kendi ailesinden daha fazla merhamet göstermesinden. Adam bunu fark etti. — Biraz dinlenin, dedi yumuşak bir sesle. — Hayır… sorun değil… — Son ne zaman uyudunuz? Elif cevap veremedi. Çünkü hatırlamıyordu. Adam hafifçe gülümsedi. — Ben buradayım. Merak etmeyin. Bir dakika sonra Elif’in gözleri kapanmaya başladı. İstemiyordu. Ama bedeni artık direnemiyordu. Başını koltuğa yasladı. Ve hayatında ilk kez bir yabancıya güvenerek uykuya daldı. — Uyandığında uçak alçalmaya başlamıştı. Pencereden Chicago’nun ışıkları görünüyordu. Bir an nerede olduğunu anlayamadı. Sonra gözleri yanındaki adama kaydı. Ve gördüğü şey karşısında donup kaldı. Adamın dizlerinde küçük bir not defteri vardı. Zeynep hâlâ huzurla uyuyordu. Ama adam sadece ona bakmıyordu. Bebeğin battaniyesindeki yırtıkları dikkatlice dikiyordu. Elif şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. Sarı battaniyenin bir köşesi aylardır sökülüyordu. Defalarca dikmeye çalışmıştı ama vakit bulamamıştı. Şimdi ise battaniye neredeyse yeni gibi görünüyordu. — Bunu siz mi yaptınız? Adam mahcup bir şekilde omuz silkti. — Uyuyamadım. — Ama neden? Adam battaniyeyi katladı. — Çünkü bu battaniye onun için önemli. Elif boğazındaki düğümü hissediyordu. — Nereden biliyorsunuz? — Çünkü uyurken bile elinden bırakmadı. Elif konuşamadı. Bir yabancı, birkaç saat içinde kızının en sevdiği şeyi fark etmişti. Oysa kendi annesi torununun doğum gününü bile çoğu zaman hatırlamıyordu. — Uçak indiğinde yolcular çıkmaya başladı. Elif bebeğini kucağına aldı. Adam da çantasını topladı. Artık vedalaşma zamanıydı. — Teşekkür ederim, dedi Elif. — Önemli değil. — Hayır… benim için önemli. Adam birkaç saniye sustu. Sonra cebinden bir kartvizit çıkardı. — Belki bir gün ihtiyacınız olur. Elif kartı aldı. Ve gözleri büyüdü. Kartta yazan ismi görünce nefesi kesildi. Murat Demir. Demir Vakfı Başkanı. Türkiye ve Amerika’da binlerce öğrenciye burs veren, onlarca sosyal yardım projesi yürüten ünlü iş insanı. Elif onu televizyonda görmüştü. Ama uçakta yanındaki koltukta oturan kişinin o olduğunu hiç anlamamıştı. — Siz… siz o Murat Demir misiniz? Adam gülümsedi. — Sanırım evet. — Neden ekonomi sınıfında seyahat ediyorsunuz? — İnsanları tanımak için bazen en doğru yer burasıdır. Sonra başıyla Zeynep’i işaret etti. — Ve bazen en değerli insanlarla burada karşılaşırsınız. — Elif düğün salonuna vardığında beklediği gibi karşılanmadı. Annesi daha kapıda suratını astı. — Sonunda geldin. Emre ise kız kardeşine sarılmak yerine ilk olarak bebeğe baktı. — Umarım tören sırasında ağlamaz. Elif’in içi sızladı. Ama bu kez sessiz kalmadı. — Ağlarsa çıkarım. Ama kızım için özür dilemeyeceğim. Salonda kısa bir sessizlik oldu. Annesi şaşkınlıkla ona baktı. Çünkü ilk kez Elif başını eğmemişti. — Nikâh başlamadan birkaç dakika önce salonda hareketlilik oldu. Herkes giriş kapısına dönmüştü. Birileri gelmişti. Fısıltılar yayıldı. — Murat Demir… — O burada ne arıyor? — İnanamıyorum… Elif şaşkınlıkla döndü. Uçaktaki adam içeri giriyordu. Meğer damadın çalıştığı şirketin en büyük yatırımcılarından biriymiş. Emre hemen yanına koştu. Annesi ise bir anda gülümsemeye başladı. Dakikalar önce Elif’i küçümseyen herkes şimdi Murat Demir’in dikkatini çekmeye çalışıyordu. Ama Murat salona girer girmez doğruca Elif’in yanına yürüdü. Herkes sustu. Adam eğildi. Zeynep’in yanağını sevdi. Sonra yüksek sesle konuştu: — Bu küçük hanım benim uçuş arkadaşım. Ve annesi şimdiye kadar gördüğüm en güçlü kadınlardan biri. Salondaki sessizlik ağırlaştı. Elif’in annesi donup kalmıştı. Emre’nin yüzü kıpkırmızı olmuştu. Çünkü ilk kez birisi Elif’e onların vermediği değeri veriyordu. — Düğünden sonra Murat ayrılmadan önce Elif’e bir zarf verdi. — Bu nedir? — Açınca görürsünüz. Elif eve döndüğünde zarfı açtı. İçinde bir mektup vardı. “Sevgili Elif, Uçakta bütün gece düşündüm. Kızınla tek başına mücadele ederken bile nazik kalmayı başardın. Bu çok nadir bir güçtür. Vakfımız yeni anneler için bir destek programı başlatıyor. Eğer kabul edersen seni proje koordinatörü olarak görmek isteriz. Çünkü yardım etmeyi en iyi, yardım beklemek zorunda kalan insanlar bilir.” Elif mektubu okurken ağladı. Bu kez üzüntüden değil. Yıllardır ilk kez biri onun değerini görmüştü. — Bir yıl sonra hayatı tamamen değişmişti. Artık düzenli bir işi vardı. Küçük bir evi vardı. Zeynep sağlıklı ve mutluydu. En önemlisi de artık kimsenin onayına ihtiyaç duymuyordu. Bir gün parkta kızını salıncakta izlerken telefonu çaldı. Arayan Emre’ydi. Sessizce özür diledi. Annesi de hatasını kabul etmişti. Elif onları affetti. Ama artık kendi değerini onların sözleriyle ölçmüyordu. Telefonu kapattıktan sonra Zeynep koşarak ona geldi. — Anne! Elif kızını kucağına aldı. Küçük kız hâlâ o sarı battaniyeyi taşıyordu. Bir köşesinde ise yıllar önce Murat’ın attığı küçük dikişler duruyordu. Elif battaniyeye baktı ve gülümsedi. Çünkü bazen insanın hayatını değiştiren şey büyük mucizeler değil, en karanlık gecesinde uzanan tek bir iyilik eli oluyordu. Ve o gece uçakta, kendisini tamamen yalnız sandığı anda, kader ona tam da bunu göndermişti. SON
Benzer Galeriler
-
Kızım hayalini kurduğu mezuniyet elbisesini, elbise almaya gücü yetmeyen bir kıza verdi ve onun yerine takım elbise giydi
-
Para ve kalacak yer için benden yaşça büyük bir kadınla evlendim
-
Adının en güzel günü olacağını sanmıştı
-
Bir huzurevinde yaşlı bir kadının oğluymuş gibi davranmam için bana para ödediler
-
Emir yavaşça merdivenlerden indi, terliklerini basamaklara sürterek sesi bilinçli gibi çıkarıyordu.
-
Bekar bir anne gece uçuşunda yorgunluktan uyuyakaldı


