DOLAR
Alış: 45.98
Satış: 46.16
EURO
Alış: 52.96
Satış: 53.17
GBP
Alış: 61.20
Satış: 61.65
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
8.06.2026
Bir huzurevinde yaşlı bir kadının oğluymuş gibi davranmam için bana para ödediler
- BÖLÜM 1 Beni hiç tanımayan yaşlı bir kadına “anne” demem için para aldım… ve en kötüsü, sonunda onu kendi öz oğlundan daha çok sevmeye başladım. Gece yarısına yaklaşırken, İstanbul’un Fatih semtindeki eski apartmanın önüne kargo minibüsümü park ettim. Yağmur öyle şiddetli yağıyordu ki kaldırımlar kırık aynalar gibi parlıyor, şehir bile sanki yorulmuş görünüyordu. Bir elimde market poşeti, diğer elimde ilaçlarla üç kat çıktım. Kapıyı çalmadan önce annem kapıyı açtı. — Oğlum, bu kadar geç kalmamalıydın. — İyiyim anne. İlaçlarını ve sevdiğin tavuk suyunu getirdim. Elini yüzüme koydu. — Çok bitkin görünüyorsun, Deniz. Zorla gülümsedim. İki aylık kirayı ödeyemediğimi, eczanenin artık veresiye yazmadığını, onun kalp ve tansiyon ilaçlarının beni nefessiz bıraktığını söylemedim. Ertesi gün teslimatlar arasında Taksim’e yakın bir kafede oturdum. İlk yudumu almadan takım elbiseli bir adam karşıma oturdu. — Sen Deniz misin? — Kimin sorduğuna bağlı. — Ben Murat Demir. Paraya ihtiyacın olduğunu söylediler. Şüpheyle baktım. Pahalı saat, parlak ayakkabılar, emir vermeye alışmış bir yüz. — Size ne bundan? Kahverengi bir zarfı masaya bıraktı. — Annem Şile’de bir huzurevinde. Adı Ayşe. Demans hastası. İyi günlerinde oğlunu soruyor, kötü günlerinde terk edildiğini düşünüp ağlıyor. — O zaman gidip görün. Murat çenesini sıktı. — O kadar kolay değil. — Gayet kolay. Bir taksiye binip içeri girersiniz. Gözleri camdan dışarı kaydı. — Onu böyle göremem. Aile, tanıdıklar… bu durum itibarımı etkiliyor. Zarfı bana itti. — Ayda on bin lira. Haftasonları gideceksin, ona “anne” diyeceksin, benim yerime geçeceksin. Küçükken bana “Muro” derdi. Fark etmez. İçime iğrenç bir his çöktü. — Bu yanlış. Biraz öne eğildi. — Yanlış olan, annenin ilaçsız kalması. İçim buz kesti. — Annemi nereden biliyorsun? — Araştırdım. Çalışkan, sessizsin. Benim yaşımdasın. Paraya ihtiyacın var. Ayağa kalkmalıydım. Kahveyi yüzüne fırlatmalıydım. Ama annemin kapıyı titreyen ellerle açtığını düşündüm. — Sadece hafta sonu mu? — dedim, kendimden nefret ederek. — Sadece. Bir saat. Gülümse, dinle, çık. Zarfı aldım. Kargodan daha ağırdı. — Ne zaman başlıyorum? — Cumartesi. Ve Deniz… bağlanma. Şile’deki huzurevi çamaşır suyu, bayat çorba ve solmuş çiçek kokuyordu. Telefonla ezberlediğim sözleri tekrarladım: oda 214, laleleri sever, anılara karşı çıkma, anne de. Kapıyı çaldım. — Girin — dedi ince bir ses. Ayşe Hanım pencere kenarında oturuyordu. Üzerinde ince bir battaniye vardı. Beyaz saçları toplanmış, gözleri yorgun ama canlıydı. Yutkundum. — Anne… benim. Muro. Uzun süre baktı. O kadar uzun ki yakalandığımı sandım. Sonra dudakları titredi. — Ah oğlum… sonunda geldin. Elini uzattı. Tuttum. Parmakları kâğıt gibi inceydi ama kavrayışı güçlüydü; sanki gitmek üzere olan hayata tutunuyordu. — Otur Muro. Aç mısın? Çok zayıflamışsın. Bunu bana yıllardır annem dışında kimse sormamıştı. Oturduğumda İzmir’de bir evden, “Kara” adlı bir kediden, incir ağaçlarından bahsetti. Başımı salladım, sanki hepsi benim geçmişimdi. Kalkarken elimi sıkıca tuttu. — Çok geç kalma oğlum. Burada günler çok uzun. — Yakında geleceğim anne. Çıkarken arkamı döndüm. Sessizce ağlıyordu. Sonraki ziyaretimde lale getirdim. Bir sonrakinde tatlı. Bir sonrakinde çarşamba günü bile gittim, kimse para vermemişti. Koridorda küçük, keskin bakışlı bir kadın beni durdurdu. — Siz Ayşe Hanım’ı çok ziyaret ediyorsunuz. — O benim annem — diye yalan söyledim. Kadın içimi görür gibi baktı. — O halde iyi bakın ona. Çok ağladı. O hafta Murat aradı, sesi sertti. — Haftasonu demiştim Deniz. Fazlası yok. — Çok yalnız kalıyor. — Demans hastası. Sen gidince unutuyor zaten. — Ama ben oradayken unutmuş gibi olmuyor. Sessizlik oldu. Sonra telefonu kapattı. Haftalar geçti. Ben gitmeye devam ettim. Gazete okudum, battaniyesini düzelttim, ellerine krem sürdüm. Bana “oğlum” demeye başladı. Bir gün yüzü berraklaşmıştı. — Sen o değilsin. Boğazım kurudu. — Anne ben… — Ama geldin — dedi — bu yeter. Ne diyeceğimi bilemedim. Sadece elini sıktım. İki gün sonra Bayrampaşa’daki toptancı halinde çalışırken telefonum çaldı. Şile’deki huzurevinin müdürüydü. — Deniz… Ayşe Hanım dün gece uykusunda vefat etti. Dünya üzerime çöktü. Sonra söylediği şey beni dondurdu: — Ölmeden önce sizin için bir son isteği bıraktı. BÖLÜM 2 Cenazeden üç gün sonra, huzurevinin müdüresi avukat Hülya Yılmaz’ın karşısına oturdum. Midem düğüm düğümdü. Masanın üzerinde, adımın yazılı olduğu kapalı bir zarf duruyordu. — Size vermeden önce bir şey söylemem gerekiyor — dedi — Ayşe Hanım sizin onun oğlu olmadığınızı biliyordu. Nefesim kesildi. — Ne zamandan beri? — İlk haftadan beri. Zarfı yanıyormuş gibi izledim. — O zaman neden beni bıraktı? Müdüre iç çekti. — Çünkü siz geri geldiniz. Ve onun için önemli olan buydu. Zarfı titreyen parmaklarla açtım. Ayşe Hanım’ın yazısı düzensizdi; bazı kelimeler büyük, bazıları neredeyse kaybolmuştu. “Benim olmayan oğlum: Hafızam gidip geliyordu ama gözlerim görüyordu. Senin yüzünün Murat’ın yüzü olmadığını biliyordum. Yine de kalmana izin verdim, çünkü kaldın. Zarfın içinde bir anahtar var. Sakladığım şeyi aç. Paranın yarısını buradaki arkadaşlarım için kullan. Çoğunun kimsesi yok. Diğer yarısı senin ve hasta annen için. Karşılıksız verdiğin bir sevgiyi almaktan utanma.” Avucuma küçük, pirinç bir anahtar düştü. — Bu neyi açıyor? — dedim. — Bir kasa — dedi müdüre — ama bir sorun var. Murat en yakın akraba olduğu için yasal olarak bilgilendirilmesi gerekiyor. Dört gün bile geçmedi. O gece kapım öfkeyle çalındı. — Aç kapıyı Deniz! Orada olduğunu biliyorum! Annemi koltukta korkmuş halde gördüm. Kapıyı açtım. Murat Demir beni iterek içeri girdi. — Anahtar nerede? — Sizin değil. Yüzü kıpkırmızı oldu. — O benim annemdi! — O zaman neden hiç gelmediniz? Bir anlığına kırılmış adamı gördüm. Ama hemen kayboldu. — Sen yaşlı bir kadını kandırmış aç bir adamsın. Yumruklarımı sıktım. — O gerçeği biliyordu. Kısa, alaycı bir kahkaha attı. — Bunu mahkemeye de söyle. Demanslı annemin seni seçtiğini, üstelik sana para verdiğimi anlat. Cevap veremedim. — Her şeyini alacağım Deniz. Anahtarı, parayı, minibüsünü… hatta onun adını ağzına almanı bile. Kapıyı öyle sert çarptı ki camlar titredi. Bir hafta sonra dava geldi: “Nüfuz kötüye kullanımı”, “duygusal dolandırıcılık”, “savunmasız kişiyi istismar”. Sosyal medyada bile linç başlamıştı. Tanımadığım akrabalar mesaj yağdırıyordu. O gece annemin yanına oturdum. — Belki her şeyi geri vermeliyim — dedim. — O kadının isteği ne olacak? — dedi annem. — Onda avukatlar var. Bende neredeyse hiçbir şey yok.
- Elimi tuttu. — Oğlum, parası olmayanın en azından gerçeği olmalı. Ertesi gün tekrar huzurevine gittim. Bahçede, mor hırkalı Lupita Teyze örgü örüyordu. — Geleceğini biliyordum — dedi. Yanına oturdum. — Murat beni kandırdığımı söylüyor. Örgüsünü bıraktı. — Ayşe Hanım son günlerinde sizden bahsetti. “O benim Murat’ım değil ama kalmayı seçen çocuk” dedi. Boğazım düğümlendi. — Bunu mahkemede söyler misiniz? — Gerekirse televizyonda bile. Müdüre bana ziyaret kayıtlarını verdi. Tarihler, imzalar… benimki, aileden daha fazlaydı. Bir hemşire, Meryem, bana çiçek fişleri, Ayşe Hanım’ın dikte ettiği notlar ve onun bana gülümseyerek baktığı bir video verdi. O gece kamu avukatı Deniz Kara ile görüştüm. Mutfağındaki masada dosyaları inceliyordu. — Bu dava kazanılabilir — dedi — ama önce seni mahvederler. — Biliyorum. — Seni “yerine geçmeye çalışan evlat” diye sunacaklar. Anahtara baktım. — Ben kimsenin yerini almak istemedim. Sadece onu yalnız bırakmak istemedim. Ertesi gün Murat’ın avukatından e-posta geldi: “Şimdi çekil. Yoksa sahip olduklarını da, olabileceklerini de kaybedersin.” İki kez okudum. Sonra Ayşe Hanım’ın sözlerini hatırladım: “Sen o değilsin ama kaldın.” Bilgisayarı kapattım. Ve her şeyin daha kötü olamayacağını düşündüğüm anda, Deniz aradı. Sesi gergindi. — Deniz… belgelerde bir şey bulduk. Ve Murat bunu duyarsa çıldıracak. BÖLÜM 3 Dava, İstanbul’un eski adliyelerinden birinde görüldü. Tavan vantilatörleri yavaş dönüyor, duvarlar solgun krem rengine boyanmıştı. Üzerimde tek düzgün gömleğim vardı. Annem ısrarla benimle gelmişti, yavaş yürüyordu ama yine de yanımdaydı. Karşı tarafta Murat Demir, kusursuz takım elbisesi ve kendinden emin avukatıyla oturuyordu. Bana baktığında hafifçe gülümsedi; içinde sıcaklık olmayan bir gülümseme. — Sakin ol — dedi avukatım Deniz Kara — Sadece gerçeği söyle. Hakim duruşmayı başlattı. Murat’ın avukatı ilk konuştu: — Sayın hâkim, burada acı bir durumla karşı karşıyayız. Hasta ve savunmasız bir kadın, para karşılığı annesinin yerine geçen bir yabancı tarafından manipüle edilmiştir. Bu kişi sevgi için değil, para için oradaydı. Her kelime üzerime taş gibi düştü. Sonra bana baktı. — Deniz Yılmaz, yalan söylemiş, para almış ve kendisine ait olmayan bir mirasa göz dikmiştir. Salondaki bakışlar üzerime kilitlendi. Deniz ayağa kalktı: — Müvekkilim para aldığını reddetmiyor. Ama asıl önemli olan, bu düzeni kimin kurduğu, Ayşe Hanım’ı kimin yalnız bıraktığı ve bir kez bile gidebilecekken gitmeyip, yerine başkasını gönderen kişinin kim olduğudur. İlk tanık Murat’tı. Kürsüye çıktı, ciddi ve üzgün görünüyordu. — Annemi seviyordum — dedi — Ama hastalığı çok ağırdı. Onu o halde görmek beni yıktı. Deniz dosyayı açtı. — Murat Bey, müvekkilimi annenizin yerine geçmesi için siz mi tuttunuz? — Bu zor bir karardı… — Evet ya da hayır? — Evet. — Ayda on bin lira ödediniz mi? — Evet. — Peki bunu yapmadan önce annenizi en son ne zaman ziyaret ettiniz? Murat gözlerini kaçırdı. Sessizlik uzadı. — Hatırlamıyorum. Deniz bir belge daha çıkardı. — Huzurevi kayıtlarına göre son ziyaretiniz ölümünden on bir ay önce. On bir ay. Bu hafızanızı tazeliyor mu? Murat dişlerini sıktı. — Ben masraflarını karşıladım. — Soru bu değil. Soru şu: gittiniz mi? Cevap yoktu. Sonra Deniz mesajları okudu: “Hafta içi gitme, bağlanma, bu sadece iş” ve “O, sen gidince unutuyor zaten”. Murat sandalyeye gömüldü. Sonra sıra Lupita Teyze’ye geldi. Mor hırkasıyla kürsüye çıktı. — Ayşe Hanım, Deniz’in oğlu olmadığını biliyordu. Bana defalarca söyledi. Murat’ın avukatı atıldı: — Hastaydı, demans vardı! Lupita ona sert baktı: — Kalbi hasta değildi. Salonda sessizlik oldu. Hemşire Meryem konuştu: — Deniz, para almadan da geliyordu. Ona meyve keser, gazete okur, lale getirirdi. Kriz anlarında onu sadece o sakinleştirebiliyordu. — Murat Bey? — diye sordu Deniz. — İki kez aradı… sadece ziyaret olup olmadığını sormak için. Murat patladı: — Elimden gelen buydu! Hakim masaya vurdu: — Sessizlik! Sonra benim sıram geldi. Kürsüye çıktım, bacaklarım titriyordu. Anneme baktım. Bana küçük bir hareket yaptı; çocukken korktuğumda yaptığı gibi. — Para karşılığı mı gittiniz? — dedi Deniz. — Evet. Salonda hava dondu. — Neden? — Annem hastaydı. Kiram, ilaçlarım vardı. Korktum. Zayıftım. Sesim kırıldı ama devam ettim: — İlk başta para için gittim. Ama Ayşe Hanım bana her gün gerçekten beklenmişim gibi baktı. Elimi tuttu. “Yedin mi?” dedi. “Dinlen” dedi. Ve ben… onun yalnız ölmesini istemedim. Murat’a baktım: — Siz annemi kaybetmediniz. Onu çok önce yalnız bıraktınız. Murat gözlerini indirdi. Deniz mektubu uzattı. Hakim uzun süre okudu. Sonra belgeler, kayıtlar, videolar incelendi. Sonunda karar geldi: — Mahkeme, sanığın başlangıçta yanıltıcı bir durum içinde bulunduğunu kabul eder. Ancak Ayşe Hanım’ın açık ve tekrar eden iradesi bulunduğu da sabittir. Kalbim sıkıştı. — Vasiyet geçerlidir. Annem sessizce ağladı. Ama hakim devam etti: — Ayrıca Murat Demir’in annesine karşı ihmal ve terk iddiaları savcılığa iletilecektir. Murat ayağa fırladı: — O benim annemdi! Ama sesi artık öfkeli değil, kırılmıştı. — O zaman yaşarken yanında olmalıydınız — dedi hakim. Murat sustu. Duruşmadan sonra banka kasasına gittik. Anahtar döndüğünde sanki Ayşe Hanım tekrar elimi tutmuş gibi hissettim. İçinde tahviller, para demetleri, eski bir fotoğraf vardı: genç Ayşe Hanım bir bebeği kucağında tutuyordu. Arkasında “Murat, beni anne yaptığı gün” yazıyordu. Uzun süre baktım. — Gerçekten sevmiş — dedim. Deniz başını salladı: — Ve belki de en çok bu yüzden acı çekmiş. Zafer hissetmedim. Sadece hüzün vardı. Vasiyeti yerine getirdim. Paranın yarısıyla huzurevindeki yaşlılar için yeni sandalyeler, battaniyeler, düzgün yemekler alındı. Bahçeye müzik getirildi, doğum günleri kutlanmaya başlandı. Lupita Teyze yeni sandalyesinde otururken: — Ayşe Hanım mutlu olurdu — dedi. Diğer yarısıyla annemin borçlarını kapattım. İlaçlarını önceden aldım. Evini onardım. İlk kez uzun süre sonra korkmadan uyudum. Ama her cumartesi huzurevine gitmeye devam ettim. Artık kimse için rol yapmıyordum. Sadece gidiyordum. Bir gün lale götürüp Ayşe Hanım’ın oturduğu yere bıraktım. Lupita Teyze sordu: — Hâlâ özlüyor musun? — Evet. — O zaman gerçekti. Sandalyeye oturdum. — Bana bir şey öğretti — dedim. — Ne? — Aile bazen kan değil… giden herkesin elini bıraktığında bile kalabilen kişidir. Lupita Teyze gülümsedi. Ve o gün anladım: Ayşe Hanım bana miras bırakmadı. Sadece kalan tek şeyi gördü. Kalmak.
Benzer Galeriler
-
Kızım hayalini kurduğu mezuniyet elbisesini, elbise almaya gücü yetmeyen bir kıza verdi ve onun yerine takım elbise giydi
-
Para ve kalacak yer için benden yaşça büyük bir kadınla evlendim
-
Adının en güzel günü olacağını sanmıştı
-
Bir huzurevinde yaşlı bir kadının oğluymuş gibi davranmam için bana para ödediler
-
Emir yavaşça merdivenlerden indi, terliklerini basamaklara sürterek sesi bilinçli gibi çıkarıyordu.
-
Bekar bir anne gece uçuşunda yorgunluktan uyuyakaldı


