DOLAR
Alış: 45.98
Satış: 46.16
EURO
Alış: 52.96
Satış: 53.17
GBP
Alış: 61.20
Satış: 61.65
Dede, benim anne babama kira ödediğimi öğrendiğinde yemeyi bıraktı; o sırada kız kardeşim iki çocuğuyla hiçbir ücret ödemeden onların evinde yaşıyordu
Dedem tehlikeli bir sakinlikle sordu:
“O zaman ne içindi?”
Babam kapıyı sertçe açtı.
“Defolun evimden!”
Ama annem artık duramayacak kadar ağlıyordu.
Ve dedem beni oradan çıkarırken söylediği son cümle şuydu:
“Baban yıllardır Elif’in borçlarını senin parayla ödüyordu.”
PARÇA 3
O geceden sonra uyuyamadım.
Dedem Hasan’ın evinde, anneannem Emine bana papatya çayı hazırladı, temiz battaniyeler serdi ve koridora küçük bir lamba yaktı; sanki hâlâ karanlıktan korkan bir çocukmuşum gibi.
Ama korku değildi bu.
Öfkeydi.
Utançtı.
Yıllarca “aile” dediğim şeyin aslında benim sürekli fedakârlık yaptığım bir düzen olduğunu fark etmenin ağırlığıydı.
Sabah olduğunda dedem mutfakta sarı bir defterle oturuyordu.
Üç sütun yazmıştı:
Gelir. Gider. Plan.
“Otursana Mehmet,” dedi.
Anneannem önüme sıcak yumurta, peynir ve ekmek koydu.
“Önce ye.”
Sessizce yedim. Uzun zamandır kimsenin benden bir şey istemeden yemek verdiğini hatırlamıyordum.
Bitince dedem sordu:
“Ne kadar kazanıyorsun?”
Söyledim.
“Araba, benzin, telefon, sigorta?”
Söyledim.
“Ailene ne kadar veriyordun?”
“Sekiz bin lira.”
Kalemi öyle sert bastı ki kâğıt yırtılacak sandım.
“Bununla yıllar önce düzgün bir ev kiralayabilirdin.”
“Biliyorum.”
“Peki neden gitmedin?”
Bardağa baktım.
“Çünkü gidersem onları yıkacağımı söylediler.”
Anneannem yanıma oturdu.
“Peki kalmak sana ne yaptı?”
Cevap vermedim.
Gerek yoktu.
O gün dedem beni, çalıştığım yere yakın küçük dairelere götürdü. Lüks değildi. Küçük bir stüdyo, dar bir banyo, gürültülü bir caddeye bakan bir pencere. Ama kapıyı açıp içeri girdiğimde kimsenin izinsiz giremeyeceğini bilmek bile nefesimi değiştirdi.
İki hafta sonra kontratı imzaladım.
Dedem depozitoyu ödemedi. Ben de istemedim. Sadece yanımda durdu.
“Her şeyi oku,” dedi. “Özgürlük de dikkatle imzalanır.”
İmzaladım.
İlk evimde yerde bir yatak, katlanır masa, plastik sandalyeler ve anneannemin verdiği eski bir tava vardı. İlk gece sokaktan aldığım dürümü yerde oturup yedim.
Kimse para istemedi.
Kimse bağırmadı.
Kimse “çocukları bırak gel” demedi.
On saat uyudum.
Sonra fırtına başladı.
Annem her gün mesaj atıyordu:
Baban çok kötü.
Elif sürekli ağlıyor.
Çocuklar seni soruyor.
Aile terk edilmez.
Ben kısa cevap veriyordum:
İyiyim.
Çocukları özlüyorum.
Bu hafta gelemem.
O son cümle yangın çıkardı.
Bir cumartesi Elif aradı.
“Mateo ve Emiliano’ya bakman lazım. Randevum var.”
“Yapamam.”
“Neden?”
“Çünkü işim var.”
“Ne işi? Evinde oturup kendini önemli hissetmek mi?”
Derin nefes aldım.
“Uygun değilim Elif.”
Alayla güldü.
“Dedeler beynini yıkamış. Eskiden böyle değildin.”
“Eskiden ‘hayır’ diyemiyordum.”
Sessizlik oldu.
Sonra her zamanki cümle:
“Bencil oldun.”
Ama bu sefer canımı yakmadı.
“Ben onların dayısıyım, babası değil.”
Telefonu kapattım.
Aylarca geri dönmem için uğraştılar. Babam özür dilemek için değil, “kapris yaptığımı” söylemek için aradı. Annem yemeğe çağırdı ama hep bir şey ekledi: çocuk bezi, fatura, para. Elif fotoğraflar gönderip “Senin yüzünden çocuklar mağdur” diyordu.
Ben kısa cevaplar vermeyi öğrendim:
Yapamam.
Para veremem.
Uygun değilim.
Hayır.
Başta elim titriyordu. Sonra anladım: dünya, ben yük taşımadığımda yıkılmıyordu.
Gerçekler Ocak ayında ortaya çıktı.
Annem tek başına geldi. Kapıda pozof çorbası getirmişti. Küçük evime bakıyordu; sanki ilk kez benim de bir hayatım olduğunu görüyordu.
“Güzelmiş,” dedi.
“Teşekkür ederim.”
Oturmadı.
“Baban gelmemi istemedi.”
Cümleyi yutkundu.
“Yılbaşında söylediklerim doğruydu. Senin verdiğin para çoğu zaman Elif’in borçlarına gidiyordu. Kartlara, kredilere, arabaya, alışverişlere…”
İçim boşaldı.
“Biliyor muydun?”
Ağladı.
“Evet.”
Bu kelime, bütün bağırışlardan daha ağırdı.
“Neden söylemedin?”
“Çünkü sana söylemek, onlarla kavga etmekten kolaydı,” dedi. “Baban öfkeleniyordu. Elif kriz çıkarıyordu. Sen hep anlayan oluyordun.”
Acı bir gülümseme çıktı.
“Ne kadar kullanışlıymış benim ‘anlayışım’.”
Annem başını eğdi.
Sadece şunu söyledim:
“Bana annen gibi davranmanı bekledim, herkesin sorununu taşıyan yönetici gibi değil.”
Gözlerini kapattı.
“Biliyorum.”
Bu özür yılları geri getirmedi.
Ama en azından ilk kez biri gerçeği saklamadı.
Babamla konuşmam Mart’ı buldu.
İşimden çıkarken arabasının yanında bekliyordu.
“Annen konuşmamızı istedi.”
“Sen istiyor musun?”
Uzun süre sustu.
“Elif dağıldığında kontrol gitti. Sen tek dengedeydin.”
“Denge olduğum için değil, düşmeme izin verilmediği için.”
Gözlerini kaçırdı.
“Belki görmedim.”
“Görmek istemedin.”
Uzun bir sessizlik.
Sonra:
“Bunu nasıl düzeltiriz?”
“Önce adil olmadığını kabul ederek.”
Zordu. Yüzünde inatla mücadele etti.
Ama sonunda dedi ki:
“Adil değildi.”
Kırık bir cümleydi.
Ama beklediğim cümleydi.
Aile mükemmel olmadı. Belki de hiç olmadı.
Elif uzun süre kırgın kaldı. Ama bir gün eşi Javier, sakin bir adam, herkesin içinde şunu dedi:
“Kardeşin senin ATM’in değil.”
O günden sonra para istemedi.
Annem artık “gelmek ister misin?” dediğinde gerçekten onu kasteder oldu. Babamla dikkatli konuştuk. Dedem bir gün şöyle demişti:
“Borçları kovalamak, insanı borçluya bağlar.”
Haklıydı.
İki yıl sonra dedem Hasan, bahçesindeki biber ve domatesleri sularken kalp krizi geçirdi ve öldü.
Cenaze doluydu. Komşular, eski dostlar… Herkesin bir anısı vardı.
Bana bir zarf bıraktı.
“Yılbaşından sonra yazdı,” dedi anneannem.
Arabada açtım.
Mehmet,
Zayıf değildin. Sadece hayatta kalıyordun.
Ama gitmiş olmanla gurur duyuyorum.
Aile, insanın küçüldüğü yer değil, büyüdüğü yer olmalı.
Acılaşma. Netleş.
Sevgiyle,
Dedemin
Uzun zamandır ilk kez ağladım.
Yıllar geçti. Terfi aldım. Eski arabamı sattım. Küçük bir ev aldım. Bahçesine fesleğen diktim.
Beş yıl sonra ilk aile yemeğini kendi evimde yaptım.
Herkes geldi.
Gürültü vardı. Eksikti. Gerçekti.
Bir ara yeğenim Mateo mutfağa geldi.
“Amca Mehmet…”
“Ne oldu?”
“Sen eskiden dedemin evinde kalıyormuşsun, avludaki odada.”
Duraksadım.
“Evet.”
“Neden gittin?”
Birçok şey söyleyebilirdim.
Ama çocuktu.
“Çünkü bazen insan büyüyemediği yerde çok uzun kalır,” dedim. “Ve bazen biri sana çıkabileceğini hatırlatır.”
“Bunu dedem mi yaptı?”
Gülümsedim.
“Evet.”
Masada herkes bardak kaldırdı.
“Hasan’a,” dedi anneannem.
Sessizlik oldu.
Ben etrafa baktım.
Kendi evim.
Kendi masam.
Kendi hayatım.
Kendi kapım.
“Dedeme,” dedim.
Ve içimden sessizce ekledim:
Beni avludan çıkardığın için teşekkür ederim.
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.
Diğer Galeriler
-
Kızım hayalini kurduğu mezuniyet elbisesini, elbise almaya gücü yetmeyen bir kıza verdi ve onun yerine takım elbise giydi
-
Para ve kalacak yer için benden yaşça büyük bir kadınla evlendim
-
Adının en güzel günü olacağını sanmıştı
-
Bir huzurevinde yaşlı bir kadının oğluymuş gibi davranmam için bana para ödediler
-
Dede, benim anne babama kira ödediğimi öğrendiğinde yemeyi bıraktı; o sırada kız kardeşim iki çocuğuyla hiçbir ücret ödemeden onların evinde yaşıyordu
-
Emir yavaşça merdivenlerden indi, terliklerini basamaklara sürterek sesi bilinçli gibi çıkarıyordu.
