DOLAR
Alış: 49.05
Satış: 49.25
EURO
Alış: 55.14
Satış: 55.36
GBP
Alış: 64.85
Satış: 65.34
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
5.10.2026
İlk Sınıf Koltuktan Arka Koltuğa Sürülen Gazi Babanın Kalpleri Isıtan Büyük Zaferi
- Yedi yaşındaki kızım Defne ile bindiğimiz uçakta, son derece kibirli bir iş adamına yerimizi vermemiz istendi. Görevli, sanki arka sıra bizim hak ettiğimiz yermiş gibi bizi sefil bir şekilde oraya yönlendiriyordu. Hiç tartışmadım. Defne’nin titreyen küçük elini sımsıkı tuttum, çantamı omzuma asıp koridorda yürümeye başladım. Adım Mehmet Vural. Kırk bir yaşındayım, bir gaziyim ve sol bacağımı yıllar önceki zorlu bir operasyonda kaybetmiş tek babayım. Eşim Elif’i iki yıl önce amansız bir hastalıktan kaybettim. Onun son dileği, yıllar önce aşkımızın başladığı Ege sahilindeki o sakin plaja götürülmekti. Buzdolabının üzerine koyduğumuz küçük bir kahve kutusunda iki yıldır para biriktiriyorduk. Defne her gün pembe cüzdanından çıkardığı bozuk paraları o kutuya atarken, annesine kavuşacağımız günü hayal ediyordu. O biletleri almak için ne kadar büyük fedakarlıklar yaptığımı bir ben biliyordum. Uçağa bindiğimizde Defne’nin gözlerindeki mutluluk ışığı her şeye değmişti. Ancak kalkışa dakikalar kala, pahalı bir takım elbise giymiş kibirli bir yolcu ve kapı görevlisi tepemizde bitti. Adamın şirketi birinci sınıf yer “talep ediyordu”. Görevli, koltuk değneğime ve üzerimizdeki eski montlara bakarak ses çıkarmayacak en zayıf halka olduğumuzu düşünmüştü. “Lütfen bunu zorlaştırmayın,” dedi soğuk bir gülümsemeyle.
- Defne’ye baktım; gözleri dolmuştu. Gururumu bir kenara bırakıp ayağa kalktım. Elindeki çantada Elif’in külleri vardı; benim için o çanta dünyadaki her şeyden kıymetliydi. Tam arka tarafa doğru yürümeye başlarken, birden kokpit kapısı ardına kadar açıldı. Kaptan pilot dışarı adım attı. Şakaklarına düşmüş kırlar ve kusursuz üniformasıyla uçağın koridorunu doldurdu. Önce görevliye değil, doğrudan bana baktı. Koltuk değneğimi, çantamdaki madalyon işaretini ve yakamdaki gazi rozetini fark ettiğinde yüz ifadesi aniden değişti. Derin bir tanışıklık, saygı ve minnetle doldu. Kaptan hızla doğruldu ve sert bir askeri selam çaktı. Kabin aniden ölümcül bir sessizliğe büründü. Kalbim boğazımda atıyordu. İki yıldır köşeye sıkışmış, hayatın sillesini yemiş sıradan bir adamken, bir kaptanın tüm yolcuların gözü önünde bana selam durması beni sarsmıştı. Titreyen elimle selamına karşılık verdim. Kaptan pilot gür ve kararlı bir sesle, “Uçağımda sizi ağırlamak bir onurdur, Mehmet Komutanım!” diye bağırdı. Ardından arkasındaki solgunlaşan görevliye dönerek ekledi: “Bu adam ve kızı yerinden kıpırdamayacak. Onlar tam olarak ait oldukları yerde, birinci sınıftalar!” Herkes şaşkınlıkla izlerken, kaptan bana yaklaştı ve fısıltıyla o cümleyi kurdu: “Yıllar önce dağdaki o yanan araçtan çıkardığınız askerin, Deniz’in ağabeyiyim ben…”Kaptan Tolga Aksoy’un gözlerindeki yaşlar, yıllar önce Güneydoğu’daki o tehlikeli çatışma gecesini yeniden gözlerimin önüne getirdi. Kardeşi Deniz’i alevlerin içinden çıkardığımda bacağımı feda etmiştim ama o gün bir can kurtarmıştım. Şimdi o kurtarılan hayat, yıllar sonra beni ve yetim kalan kızımı bulmuştu. Tolga, sadece bize sahip çıkmakla kalmadı; kardeşinin kurduğu bir vefa vakfı aracılığıyla, eşim Elif’in hastane sürecinde biriken devasa borçlarının tamamının üç hafta önce sessizce ödendiğini açıkladı. Kulaklarıma inanamıyordum. Günlerdir uyku uyumama neden olan o borç kabusu bir anda ortadan kalkmıştı. Daha da önemlisi, Bodrum’un sakin ve huzurlu bir mahallesinde, bizim için tamamen borçsuz, önünde bahçesi olan küçük ve şirin bir evin tapusunu Defne’nin ellerine bıraktı. Uçak Ege’ye inip kapılar açıldığında, artık hayatımız tamamen değişmişti. Tolga’nın eşi Seda bizi havalimanında çiçeklerle karşıladı. Doğrudan yeni evimize geçtik. Defne odasında neşeyle koştururken, ben de ertesi sabah Ege’nin masmavi sularına karşı durup elindeki küçük maun kutuyu açtım. Elif’in külleri dalgaların arasına karışırken, içimdeki tüm o ağır keder ve yalnızlık hissi denizin serin rüzgarıyla uçup gitti. Defne mutlulukla kıyıda koşturuyor, iki sevimli yunus balığının dalgalar arasında süzülüşünü izliyordu. “Bak baba, annem bizi duydu!” diye bağırdığında, hayatımda ilk kez gerçekten huzurla gülümseyebildim. Aradan aylar geçti. Artık o eski, gürültülü otobüs duraklarında saatler geçirmiyor; kendi bahçemizde, portakal ağaçlarının altında kahvelerimizi yudumluyorduk. Kötülüğün ve kibirin bittiği yerde, insanlığın ve vefanın her zaman galip geleceğini o gün anladım. Hayat bize en acı yüzünü göstermişti belki ama sevginin ve iyiliğin gücü, en karanlık gecenin ardından bile güneşi yeniden doğdurmayı başarmıştı.


