DOLAR
Alış: 48.89
Satış: 49.09
EURO
Alış: 55.51
Satış: 55.74
GBP
Alış: 64.80
Satış: 65.28
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
30.09.2026
DOKTORLAR YEDİZ BEBEK BEKLEDİĞİMİ SÖYLEDİĞİNDE HAYATIMIN EN BÜYÜK ŞOKUNU YAŞADIM. ANCAK DOĞUM SIRASINDA ÖYLE BİR ŞEY OLDU Kİ DOKTORLAR BİLE GÖZLERİNE İNANAMADI!
- Tam o sırada doktorun söylediği birkaç kelimeyle kalbim sanki duracak gibi oldu. “Bir bebek daha var! Hemen hazırlanın!” Duyduklarımı anlamam birkaç saniye sürdü. Yedi bebeğimin dünyaya geldiğini düşünürken doktor şimdi sekizinci bir bebekten söz ediyordu. Ameliyathanedeki herkes yeniden harekete geçmişti. Hemşireler telaşla malzemeleri hazırlıyor, doktorlar kendi aralarında konuşuyordu. Ben ise korkudan titriyordum. “Sekizinci mi? Ama doktor… Bize yedi bebek olduğunu söylemiştiniz!” Doktor cevap vermek yerine ekrana baktı. Ardından yüzündeki ifade değişti. “Nergis Hanım, bebeğinizin kalp atışları düşüyor. Onu hemen çıkarmamız gerekiyor!” O anda bütün sevinç yerini korkuya bıraktı. İlk yedi bebeğimin sesini duymuştum ama sekizinci bebeğimin yaşayacağından emin değildim. Doktorların hareketleri hızlanırken kendimi çaresiz hissediyordum. Ağlayarak tek bir şey söyledim: “Lütfen bebeğimi kurtarın!” Doktorlardan biri yanıma yaklaşıp elimi tuttu. “Elimizden gelen her şeyi yapıyoruz. Siz de güçlü olmaya çalışın.” Ancak birkaç dakika sonra ameliyathanede öyle bir sessizlik oldu ki hayatım boyunca unutamayacağım. Sekizinci bebeğim dünyaya gelmişti ama ağlamıyordu. Diğer bebeklerimin doğumunda duyduğum o incecik ses bu kez gelmemişti. “Bebeğim neden ağlamıyor?” diye bağırdım. Kimse cevap vermedi. Bir doktor bebeğimi hemen başka bir masaya götürdü. Küçücük bedeninin etrafında toplanan sağlık çalışanlarını görebiliyordum. Bir hemşire solunum desteği hazırlarken doktorlardan biri sürekli bebeğimin durumunu kontrol ediyordu. Saniyeler geçmek bilmiyordu. Sonunda dayanamayarak yeniden seslendim. “Ne olur, biriniz bana bir şey söylesin!” Tam o sırada ameliyathanenin diğer ucundan incecik bir ağlama sesi yükseldi. Önce duyduklarıma inanamadım. Ardından ses biraz daha güçlendi. Doktor başını kaldırıp bana gülümsedi. “Nergis Hanım, sekizinci bebeğiniz de bizimle!” Gözyaşlarım durmak bilmiyordu. Hayatımda ilk kez aynı anda hem bu kadar korkmuş hem de bu kadar mutlu olmuştum. Ancak mutluluğum uzun sürmedi. Doktorum yanıma geldiğinde yüzündeki ciddi ifadeyi hemen fark ettim. “Bebeklerinizin hepsi yaşıyor ama çok erken doğdukları için önümüzde zorlu bir süreç var. Özellikle sekizinci bebeğinizin durumu hassas.” Bebeklerimin tamamı yoğun bakım ünitesine götürüldü. Ben ise doğum sırasında yaşadığım komplikasyonlar nedeniyle ameliyathaneden çıkarıldıktan sonra yakın takibe alındım. Saatler sonra gözlerimi açtığımda Fırat yatağımın yanında oturuyordu. Gözleri kıpkırmızıydı. Elimi tuttuğunda parmaklarının titrediğini hissettim. “Bebeklerimiz nerede?” diye sordum. “Hepsi yoğun bakımda. Doktorlar ilgileniyor.” “Ya sekizinci bebeğimiz?” Fırat başını eğdi. İşte o anda içime korkunç bir his çöktü. “Neden cevap vermiyorsun?” “Bebeğimiz çok küçük, Nergis. Doktorlar önümüzdeki saatlerin önemli olduğunu söylediler.” O gece hiç uyumadım. Doğumdan önce yedi bebeğimin sağlığı için dua ederken şimdi sekiz bebeğimin de yaşayabilmesi için yalvarıyordum. Ertesi sabah doktorum yanıma geldi. Ameliyat sırasında sekizinci bebeğin diğer bebeklerin arkasında kaldığını ve görüntülerde fark edilmesinin son derece güç olduğunu anlattı. Ancak benim için bunun artık hiçbir önemi yoktu. Tek istediğim bebeklerimi kucağıma alabilmekti. Üçüncü gün tekerlekli sandalyeyle yoğun bakım ünitesine götürüldüm. İçeri girdiğimde gördüğüm manzara karşısında ağlamaya başladım. Yan yana duran kuvözlerde sekiz küçücük bebek yatıyordu. Bazılarının solunum desteğine ihtiyacı vardı. Etraflarındaki cihazların sesleri bütün odayı dolduruyordu. Hemşire beni önce yedi bebeğimin yanına götürdü. Minicik ellerine dokunmak için sabırsızlanıyordum. Ardından odanın en sonunda bulunan kuvöze yaklaştık. “İşte sekizinci bebeğiniz.” Kuvözün içinde o kadar küçük görünüyordu ki nefes almaya bile korktum. Minicik parmaklarına baktığımda gözyaşlarım yeniden akmaya başladı
- “Anneciğim, seni beklemiyorduk ama iyi ki geldin.” O anda kızımın adını koymaya karar verdim. “Onun adı Umay olsun.” Fırat bana şaşkınlıkla baktı. “Neden Umay?” “Çünkü hiç beklemediğimiz bir anda geldi. Bundan sonra bize umudumuzu kaybetmemeyi hatırlatacak.” Günler birbirini kovalarken hastanede yaşamaya başlamıştık. Doktorların her açıklamasını korkuyla bekliyor, cihazlardan gelen her farklı seste yerimden sıçrıyordum. Bebeklerimizin bazıları hızla toparlanmaya başladı. Ancak Umay’ın durumu diğerlerinden daha ağırdı. Bir gece telefonum çaldığında saatin üç olduğunu gördüm. Arayan hastaneydi. “Nergis Hanım, mümkünse hemen gelmenizi istiyoruz.” Fırat’la birlikte hastaneye nasıl ulaştığımızı hatırlamıyorum. Yoğun bakımın kapısında doktor bizi karşıladı. Umay’ın solunumunun kötüleştiğini ve ek desteğe ihtiyaç duyduğunu söyledi. “Onu kaybedecek miyiz?” diye sordum. Doktor gözlerimin içine baktı. “Şu anda kesin bir şey söyleyemeyiz.” İşte o gece hayatımın en uzun gecesiydi. Yoğun bakımın kapısında otururken Fırat’a dönüp ağlamaya başladım. “Yaşamasını istiyorum. Bir kez olsun onu kucağıma almak istiyorum.” Fırat beni kendisine çekti. “Alacaksın. İnşallah sekizini de birlikte büyüteceğiz.” Ancak sabah olduğunda doktor hâlâ Umay’ın durumunun kritik olduğunu söylüyordu. Günlerce hastaneden ayrılmadık. Bebeğimin kuvözünün yanında oturuyor, hemşirelerin izin verdiği zamanlarda onunla konuşuyordum. “Ben buradayım kızım. Sakın pes etme. Seni bekleyen yedi kardeşin var.” Bir hafta sonra doktorumuz bizi odasına çağırdı. İçeri girerken kötü bir haber duyacağımdan emindim. Fakat doktorun yüzünde uzun zamandır görmediğim bir gülümseme vardı. “Umay bugün kendi başına nefes almayı başardı.” Fırat sevinçten ayağa kalkarken ben olduğum yerde ağlamaya başladım. Sonraki haftalarda diğer bebeklerimiz de giderek güçlendi. Hastaneden ilk taburcu edilen bebeğimizin eve geldiği gün, boş beşiğine uzun uzun baktım. Diğerlerinin de bir gün aynı odada uyuyacağına inanmak istiyordum. Nihayet aylar sonra beklediğimiz haber geldi. Umay da taburcu olabilecek duruma gelmişti! O gün hastaneye giderken yanımda sekiz küçük battaniye vardı. Fırat neden sekiz battaniye getirdiğimi sorduğunda gülümsedim. “Çünkü artık hiçbirini diğerinden ayırmak istemiyorum.” Hastaneden çıktığımız gün kapının önünde bizi bekleyen kalabalığı görünce şaşkına döndüm. Haberimiz kısa sürede yayılmış, sekiz bebeğimizin hikâyesi gazetelere ve televizyonlara konu olmuştu. Herkes bu inanılmaz doğumun nasıl gerçekleştiğini öğrenmek istiyordu. Ancak gazetecilerden birinin sorduğu soru bütün hayatımı değiştirdi. “Hanımefendi, sekiz çocuk büyütmekten korkmuyor musunuz?” Bir süre düşündüm. Ardından yanımda duran Fırat’a ve kucağımdaki Umay’a baktım. “Elbette korkuyorum. Onları nasıl büyüteceğimizi, hepsine nasıl yetişeceğimizi henüz bilmiyorum. Ama bir şeyi çok iyi biliyorum. Her birinin hayata tutunmak için ne kadar mücadele ettiğini gördüm. Şimdi sıra bizde.” O gün eve döndüğümüzde çocuklarımızın odasına girdim. Sekiz beşik yan yana dizilmişti. Fırat arkamdan gelip omzuma dokundu. “Hatırlıyor musun? İlk öğrendiğimizde yedi çocukla ne yapacağımızı düşünüyorduk.” Gülümseyerek başımı salladım. Şimdi sekiz çocuğumuz vardı ve bizi uykusuz geceler, büyük sorumluluklar ve hiç tahmin edemeyeceğimiz zorluklar bekliyordu. Aradan tam bir yıl geçti. Çocuklarımızın ilk yaş gününde ailemizle birlikte küçük bir kutlama düzenledik. Pastanın üzerinde sekiz mum vardı. Her birini üflerken hastanede yaşadığımız o korkunç günleri hatırladım. O akşam herkes evine gittikten sonra çocuklarımızın odasına girdim. Umay beşiğinde uyuyordu. Minik elini avucumun içine aldığımda parmaklarıma sımsıkı tutundu. Gözlerim doldu. Bir zamanlar onun ağlama sesini duyabilmek için yalvarmıştım. Şimdi ise bütün kardeşleriyle aynı odada huzur içinde uyuyordu. O an anladım ki doğum odasında yaşadığımız asıl mucize, doktorların beklediğinden bir bebeğin daha dünyaya gelmesi değildi. Asıl mucize, sekiz çocuğumuzun da hayata tutunması ve bizim onların annesiyle babası olma şansını elde etmemizdi. Çünkü hayat bazen insanın karşısına hiç beklemediği sürprizler çıkarır. Bazıları bizi korkutur, bazıları bütün planlarımızı değiştirir. Ama en büyük mutluluklar da bazen tam olarak hazır olmadığımız anlarda kapımızı çalar. O gece Umay’ın alnından öperken ona fısıldadım: “Seni dünyaya geldiğin gün tanıdım kızım. Ama sen bana hayatım boyunca unutamayacağım bir şey öğrettin: Bir mucizenin büyüklüğü, kaç kişinin ona şaşırdığıyla değil, kaç kalbe umut verdiğiyle ölçülür.”
Benzer Galeriler
-
Umut Akdoğan Açıkladı
-
Müzeyyen
-
80 YAŞINDAKİ BÜYÜKANNEMİN UÇAKTA SEÇTİĞİ 34A NUMARALI KOLTUĞUN SIRRI
-
DOKTORLAR YEDİZ BEBEK BEKLEDİĞİMİ SÖYLEDİĞİNDE HAYATIMIN EN BÜYÜK ŞOKUNU YAŞADIM. ANCAK DOĞUM SIRASINDA ÖYLE BİR ŞEY OLDU Kİ DOKTORLAR BİLE GÖZLERİNE İNANAMADI!
-
ÜVEY BABAM ÖLMEDEN ÖNCE BANA BİR ADRES VERDİ. O ADRESE GİTTİĞİMDE ÖĞRENDİĞİM GERÇEK, BÜTÜN HAYATIMI DEĞİŞTİRDİ!
-
İki genç gelin olarak köyün ağasıyla evlendik ilk geceden bunu yaptı


