Antalya Kemer Suluda Ada Tur Adalar Turu Gemi Turu Turlar Setur Gezi Turları

Adının en güzel günü olacağını sanmıştı » T.C. Haber T.C. Haber
Ana Sayfa 8.06.2026

Adının en güzel günü olacağını sanmıştı

1 / 2

Adının en güzel günü olacağını sanmıştı… ta ki düğün bahçesindeki mor begonvillerin arasında ailesini yıkabilecek ihaneti duyana kadar.

“Bugün Daniel’le evlenirsen, babanın atölyesi yarın elinden gider.”

Gelinliğim üzerimdeydi. Duvağım omuzlarıma dökülüyordu. Ellerimde tuttuğum gelin çiçeği titriyordu.

Mor begonvil çalılarının arkasında saklanmışken duyduğum ilk cümle buydu.

Benim adım Mariana López’ti. O cumartesi günü, İzmir’in Urla ilçesindeki tarihi bir kır düğünü mekânında, dört yıldır sevdiğim adam olan Daniel Herrera ile evlenmem gerekiyordu.

Her şey kusursuz görünüyordu.

Bahçe, sıcak ışıklarla süslenmişti. Beyaz çiçekler, zarif masa örtüleri ve mor begonvillerle kaplı büyük bir nikâh kemeri vardı.

Annem Fatma Hanım, düğünün bir dergi kapağından çıkmış gibi göründüğünü söylüyordu.

Babam Mustafa Usta ise fazla konuşmuyordu. Ama beni her gördüğünde gözleri doluyordu.

Babam, İstanbul’un Kadıköy semtinde küçük bir döşeme ve mobilya tamir atölyesinin sahibiydi.

Atölyenin içinde ahşap kokusu, tutkal, yeni kumaş ve her zaman demlenmiş çayın kokusu vardı.

Bütün hayatını orada geçirmişti.

Okul masraflarımı, üniversite eğitimimi, ilk topuklu ayakkabımı o atölye sayesinde almıştı.

Benim için orası sadece bir iş yeri değildi.

Orası evimdi.

Ama Daniel’in ailesi için her şeyin bir fiyatı vardı.

Babası Ahmet Herrera büyük bir inşaat şirketinin sahibiydi.

Annesi Gül Hanım ise yüzüne gülümseyip insanı küçümsemeyi çok iyi bilen kadınlardan biriydi.

Daniel bana evlenme teklif ettiği günden beri düğünün neredeyse her ayrıntısına o karar vermişti.

Mekân.

Menü.

Müzik.

Çiçekler.

Hatta annemin saç modeli bile.

“Fatma Hanım saçlarını toplarsa daha zarif görünür,” demişti bir gün.

Annem sadece gülümsemişti.

Ben ise içime atmıştım.

Daniel her zaman aynı şeyi söylüyordu:

“Aşkım, annemi takma. O hep böyledir.”

Ama ben hep aynı şeyi düşünüyordum:

İnsan kaç aşağılanmayı “o hep böyledir” cümlesinin içine sığdırabilir?

Babam düğün fotoğrafları için bana kendi elleriyle restore ettiği eski bir bank hediye etmek istemişti.

Oyma ahşaplı, koyu yeşil kadifeli, gerçekten çok güzel bir banktı.

Gül Hanım ona şöyle bakmıştı:

“Ne kadar düşünceli bir hediye Mustafa Bey ama dekorasyon planı çoktan onaylandı.”

Onaylandı.

Sanki babamın emeği bu düğüne yakışmayacak kadar değersizmiş gibi.

Düğünden bir gece önceki aile yemeğinde Ahmet Bey kadehini kaldırıp şöyle demişti:

“Mariana mütevazı ve çalışkan bir aileden geliyor. Bu da Daniel’in ayaklarını yere bastıracaktır.”

Mütevazı.

Çalışkan.

Sanki oğlunun sevdiği kadından değil de işe aldığı bir çalışandan söz ediyordu.

Babam başını eğmişti.

Annem masanın altında elimi sıkmıştı.

Daniel ise rahatsız bir gülümsemeyle susmuştu.

Ve ben ilk kez şüpheye düşmüştüm.

Yine de ertesi gün gelinliğimi giydim.

Çünkü insan sevginin her şeyi düzelteceğine inanmak ister.

Çünkü evlendikten sonra sorunların çözüleceğini düşünür.

Çünkü kimse sana, görmezden geldiğin gerçeklerin bir gün nikâh masasında karşına çıkacağını öğretmez.

Törene kırk dakika kalmıştı.

Fotoğrafçı çeşmenin yanında birkaç kare çekmek istiyordu ama benim yalnız kalmaya ihtiyacım vardı.

Tam o sırada Ahmet Bey’in sesini duydum.

“Daniel, nikâhtan önce imzalaman gerekiyor.”

Olduğum yerde kaldım.

Daniel cevap verdi:

“Bugün olmayacak dedim.”

Ardından Gül Hanım konuştu:

“Tam da bugün olmalı. Evlendikten sonra Mariana da söz sahibi olmak isteyecek.”

Kalbim sıkıştı.

Ahmet Bey devam etti:

“Mustafa Usta’nın atölyesi yeni proje alanının tam ortasında kalıyor. Satın alma işlemini bu hafta bitirirsek alışveriş merkezi inşaatı önümüzdeki ay başlayabilir.”

Nefesim kesildi.

Babamın atölyesi.

Babam.

Daniel alçak sesle konuştu:

“Mariana ile konuşmadan ailesini etkileyecek hiçbir şeye imza atmayacağım.”

Bir an rahatlamak istedim.

Ama Ahmet Bey’in cevabı her şeyi mahvetti.

“Sonra konuşuruz. Birkaç gün kızar, sonra anlar. Hayat böyle işler.”

Gül Hanım da ekledi:

“Nasıl olsa evlendikten sonra Herrera ailesinin bir parçası olacak. Aile gibi düşünmeyi öğrenmesi gerekir.”

Daha fazla dayanamadım.

Begonvillerin arasından çıktım.

“Merak etmeyin,” dedim.

“Henüz Herrera olmadım. Hâlâ bir evlat gibi düşünebiliyorum.”

Üçü birden bana döndü.

Daniel’in yüzü bembeyaz oldu.

“Mariana…”

Gözlerinin içine baktım.

“Bunu biliyor muydun?”

Ağzını açtı.

Ama cevap vermedi.

O birkaç saniyelik sessizlik, söylenecek bütün yalanlardan daha çok canımı yaktı.

“Babamın atölyesini elinden almak istediklerini bilerek mi benimle evlenmeye geliyordun?”

“Hiçbir şey imzalamadım,” dedi.

“Ama biliyordun.”

Ahmet Bey öne çıktı.

“Yanlış anlıyorsun. Bu büyük bir proje. Herkes kazanacak.”

“Gerçekten mi?” dedim.

“Sabah yedide kepenk açmanın ne demek olduğunu hiç bilmeyenler mi kazanacak sadece?”

Gül Hanım’ın yüzü gerildi.

“Mariana, sakin ol. Ortalıkta sahne yaratma.”

Gülümsedim.

Ama bu acı bir gülümsemeydi.

“Ne ilginç. Babamın ömrünü verdiği işi gizlice satın almaya çalışmanız sahne değil. Benim buna kızmam sahne oluyor.”

Daniel babasının elindeki dosyayı aldı.

“Baba, bu iş burada bitti.”

Ahmet Bey’in gözleri öfkeyle parladı.

“Ne yaptığını iyi düşün.”

Daniel dosyayı açtı.

Belgeleri çıkardı.

Ve herkesin gözleri önünde yırttı.

Bir kez.

İki kez.

Üç kez.

Kâğıt parçaları yere düştü.

Beyaz çiçek yapraklarının arasına karıştı.

İçimde huzur hissetmem gerekiyordu.

Ama hissetmedim.

Çünkü kâğıtları yırtmak kolaydı.

Asıl zor olan, içimde kırılan güveni onarmaktı.

Düğün salonundan kahkahalar yükseliyordu.

Müzik çalıyordu.

Misafirler hiçbir şey bilmiyordu.

Annem muhtemelen şalını düzeltiyordu.

Babam belki de törenin ne zaman başlayacağını soruyordu.

Ve ben, gelinliğimle orada duruyor, düğünümün bir ihanet üzerine kurulmak üzere olduğunu öğreniyordum.

Daniel bana yaklaştı.

“Mariana, lütfen…”

Gözlerimde yaşlarla ona baktım.

“Bugün hâlâ bir düğün olacaksa, önce herkes gerçeği öğrenecek.”

Gül Hanım dişlerinin arasından fısıldadı:

“Ailemizi rezil etmeye cesaret etme.”

Ona döndüm.

“Merak etmeyin.”

“Siz bunu zaten kendi başınıza yaptınız.”

Ve şapele doğru yürüdüm.

Henüz bilmiyordum.

Asıl felaket daha başlamamıştı.

Çünkü birkaç dakika sonra ortaya çıkacak gerçek, sadece düğünü değil, iki ailenin yıllardır sakladığı sırları da paramparça edecekti.

Ve o an, hayatımın tamamen değişeceğini bilmiyordum…
Bölüm 2
Mariana şapelin bulunduğu küçük bahçeye doğru yürüdü.

Her adımı sanki tonlarca ağırlık taşıyordu.

Arkasından Daniel defalarca seslendi ama Mariana dönüp bakmadı.

Şapelin kapısına ulaştığı anda titrek bir ses duyuldu:

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.

1 / 2
Tema Tasarım |