DOLAR
Alış: 45.29
Satış: 45.48
EURO
Alış: 53.04
Satış: 53.25
GBP
Alış: 61.12
Satış: 61.58
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
13.05.2026
Beş yıl önce boşandığım eski eşimin evine gittiğimde
- Bir gün önce şiddetli bir yağmur yağmıştı — haftalardır İstanbul’un gördüğü ilk gerçek yağmur. Ben İstanbul’dan Kadıköy’e dönerken onu gördüm — eski eşim Elif’i — otobüs durağında küçük bir sığınağın altında, tamamen sırılsıklam halde duruyordu. Eski çantasını göğsüne bastırmıştı ve ince bedeni soğuktan titriyordu. İçimde bir şey kırıldı. Boşanmamızın üzerinden beş yıl geçmişti ama onu tekrar görmek, içimde bastırdığım sessiz bir acıyı yeniden uyandırdı. Hiç düşünmeden arabayı kenara çektim, camı indirdim ve yumuşak bir sesle söyledim: “Elif… gel, seni bırakabilirim.” Bana döndü, önce şaşırdı, sonra hafifçe gülümsedi ve başını salladı. Biz ilk kez Ankara’daki üniversite yıllarında tanışmıştık. Mezuniyetten sonra hayat bizi farklı şehirlere savurdu — ben İstanbul’da mühendislik için kalmıştım, o ise İzmir’de öğretmenlik eğitimi almıştı. Yıllarca sadece arada sırada konuştuk. Ama kader bizi tekrar bir araya getirdi — aynı şirkette çalışmaya başladığımızda. Aynı binada, aynı asansörde, aynı koridorlarda… dostluk yavaşça derin bir bağa dönüştü. İki yıl sonra evlendik. Herkes “sessiz mühendis ve zarif öğretmen — kusursuz çift” derdi. İlk yıllar güzeldi — kahkahalar, sevgi ve hayatı sıcak kılan küçük anlar… Ama zaman geçtikçe evdeki sessizlik büyüdü. Üç yıl geçti, ama çocuk sahibi olamadık. Aileler fısıldaşmaya başladı. Annem sonunda doktora gitmemizi istedi. Sonuç her şeyi değiştirdi — Elif çocuk sahibi olamayacaktı. Ona bunun önemli olmadığını, onu sevdiğimi söyledim. Annem bile evlat edinmenin bir seçenek olduğunu söyledi. Ama Elif kendini affedemedi. Beni ve ailemi eksik bıraktığını düşündü. Bir gece eve döndüğümde masanın üzerinde boşanma kâğıtlarını buldum. Gözlerime bakarak şöyle dedi: “Üzgünüm… sen tam bir aileyi hak ediyorsun. Ben bunu veremem. Beni bırak.” Onu durdurmaya çalıştım ama gözleri boştu — içinde sanki her şey bitmişti. Ve gitti… hayallerimizi geride bırakarak. Yıllar geçti. Kendimi işe verdim, İstanbul’da sakin ve düzenli bir hayat kurdum. Herkes başarılı olduğumu söylüyordu ama gecelerim kimseye görünmeyecek kadar sessizdi. Ve o yağmurlu gün onu yeniden görmek, bazı yaraların asla tamamen kapanmadığını hatırlattı. Evinin olduğu eski apartmana vardığımızda fısıldadı: “Ben burada yaşıyorum.” Bina eskiydi — çatlamış duvarlar, paslı demirler, kapatılmış pencereler… Kalbim ağırlaştı. Onu takip ettim. Küçük odası loş, nemli ve yalnızlıkla doluydu. Ve sonra gözüm duvardaki fotoğrafa takıldı — bizim düğün fotoğrafımızdı. Zamanla sararmıştı ama hâlâ oradaydı. Yavaşça sordum: “Bunu neden hâlâ saklıyorsun?” Hafifçe gülümsedi: “Bu hâlâ bir umut taşıdığım için değil… sadece atamıyorum.”
- O gece eve döndüğümde sözleri kafamda dönüp durdu. Uyuyamadım. O küçük oda, onun gözleri ve o eski fotoğraf zihnimden çıkmadı. Ertesi gün, hiç düşünmeden yeniden kapısının önündeydim. Kapı açıldı. Şaşırdı: “Sen… burada ne yapıyorsun?” Sessizce söyledim: “Sadece iyi olup olmadığını görmek istedim.” Bir süre sustu, sonra kapıyı açtı: “İçeri gel.” Yağmurun sesi camlara vuruyordu. Odayı sessizlik doldurmuştu. Fotoğrafa baktım, sonra ona… Sonra yaklaştım, yüzünü okşadım ve onu kollarıma aldım. Geri çekilmedi. Sadece orada durduk — kaybettiklerimizi yeniden tutarak… dışarıdaki yağmur tüm acıyı siler gibi yağarken. Sabah olduğunda fırtına dinmişti. Yanımda huzurla uyuyordu. O an bunun doğru olmadığını biliyordum… ama aynı zamanda tuhaf bir affediliş gibiydi. Gitmeden önce masasına bir not bıraktım: “Gelecek ne getirir bilmiyorum ama bana ihtiyaç duyarsan buradayım.” Haftalar sonra ofise bir mektup geldi: “Elif”ten, kendi el yazısıyla. “O gece için pişman değilim. Sadece mutlu olmanı istiyorum. Bu, bizim en güzel hatıramız olarak kalsın.” Bugün bile bazen o eski apartmanın önünden geçiyorum. Penceredeki küçük çiçek saksısı hâlâ duruyor. İçeri girmiyorum… Sadece yukarı bakıyorum ve gülümsüyorum. Çünkü bazı aşklar gerçekten bitmez… Sadece sessizce kalbin bir köşesinde yaşamaya devam eder.


