DOLAR
Alış: 49.84
Satış: 50.04
EURO
Alış: 55.85
Satış: 56.08
GBP
Alış: 66.76
Satış: 67.25
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
2.11.2026
Kocamın Eski Kanepede Sakladığı Sırrı Ölümünden Sonra Öğrendim
- O cümleyi bir kez daha okudum. Sonra bir kez daha. Ragıp’ın tanıdık el yazısı gözlerimin önünde dalgalanıyordu. Masanın diğer ucunda oturan genç adam hiçbir şey söylemeden bekledi. İkinci satıra geçtiğimde boğazım düğümlendi. “Lalin’in o gün neden evden çıktığını sana doğru anlatmadım. Sana, arkadaşına uğramak için çıktığını söyledim. Oysa kızımız benimle tartışmıştı. Üstelik tartışmamızın sebebi düşündüğünden çok daha büyüktü.” Sandalyenin kenarına tutundum. Ragıp bana yıllar boyunca aynı hikâyeyi anlatmıştı. Lalin bir arkadaşına uğrayacak, sonra eve dönecekti. Geçirdiği trafik kazası yüzünden bir daha dönememişti. Genç adam usulca, “İsterseniz sizi yalnız bırakayım,” dedi. Başımı kaldırmadan, “Biraz daha kalır mısınız?” diye fısıldadım. Oturmaya devam etti. Ben de sayfayı çevirdim. Ragıp şöyle yazmıştı: “Lalin’in başka bir şehirdeki sanat ve restorasyon programına kabul edildiğini biliyordum. Bana belgelerini gösterdiğinde sevinmek yerine öfkelendim. Güvenli bir meslek seçmesini istiyordum. Benim tanıdığım dünyadan uzaklaşmasından korkuyordum. Ama ona korktuğumu söylemedim. Hayallerini küçümsedim.” Gözlerimi kapattım. Lalin’in odasında saatlerce çizim yaptığını hatırladım. Eski mobilyaların ayaklarını, ahşap sandıkların işlemelerini, sokakta gördüğü tarihî kapıları çizerdi. Bir gün bana yırtılmış koltukları onarmayı öğrenmek istediğini söylemişti. Ben de gülümseyerek, “Sen istersen taşları bile konuşturursun,” demiştim. O konuşmayı unutmuştum. Ragıp unutmamıştı. Mektuptaki satırlar devam ediyordu: “Bana, annemle konuşacağım, dedi. Buna izin vermeyeceğimi söyledim. Söylemeye hakkım olmayan şeyler söyledim. Kızımızın hayatını onun yerine seçebileceğimi sandım. Lalin de bana bir gün kendi kararlarını vereceğini söyledi.” İçimde yıllardır kapalı duran bir kapı açılıyordu. Lalin’in ölümünden sonra Ragıp’la aynı acıyı yaşadığımızı düşünmüştüm. Meğer o, benim bilmediğim başka bir yük de taşıyormuş. Sonraki sayfada bir itiraf daha vardı. “Evden çıkmadan önce sana bir mektup yazmış. Onu sonra, odasını toplarken buldum. Mektubun üzerinde adın vardı. Sana vermem gerekiyordu. Ama okuduğunda son tartışmamızın gerçek sebebini öğrenmenden korktum. Onu senden sakladım. Her geçen gün gerçeği söylemek daha da zorlaştı.” “Bana ait bir mektup mu varmış?” diye kendi kendime sordum. Genç adam masadaki pakete baktı. “İçinde başka zarflar da var,” dedi. “Ben açmadım.”
- Paketin arasından kenarları hafifçe sararmış, üzerinde Şermin yazan küçük bir zarf çıkardım. Harfleri tanıdığım anda nefesim kesildi. Lalin’in yazısıydı. Zarfı açarken ellerimin titremesini durduramadım. “Anneciğim, sana güzel bir haberim var. Başvurduğum programa kabul edildim. Babamla konuşmaya çalıştım ama pek iyi gitmedi. Onun istediği hayatla benim istediğim hayat birbirinden farklı. Belki ikimizi de anlamanı beklemek haksızlık ama yine de önce sana anlatmak istedim.” Gözyaşlarım kâğıdın üzerine düşmeye başladı. “Sen bana hep bir şeyi seviyorsam emek vermem gerektiğini söyledin. Ben de eski eşyaları onarmayı seviyorum. Herkesin atmak istediği şeylerde başka insanların göremediği bir güzellik buluyorum. Bazen insanları da böyle görebilmeyi diliyorum.” Mektubun sonuna doğru yazdığı cümle yüreğime dokundu. “Bu arada salondaki kahverengi kanepenin ilk yamasını ben yapmıştım. Babam yamuk diktiğimi söylemişti. Ama o zamandan beri aynı yerde oturuyor. Belki bir gün onu birlikte baştan onarırız.” Mektubu göğsüme bastırdım. O ilk yamayı hatırlıyordum. Lalin uzun süre iğneyle uğraşmış, sonra ellerini saklamaya çalışmıştı. Ben küçük dikiş yerlerine bakıp gülmüştüm. Ragıp ise kanepenin artık eskisinden daha güzel olduğunu söylemişti. Meğer o yama yalnızca eski bir kumaş parçası değilmiş. Kızımın hayata bırakabildiği küçük izlerden biriymiş. Genç adamın sesiyle kendime geldim. “Bir bardak su getirebilir miyim?” Başımı salladım. Mutfağın yerini gösterdim. Bardağı önüme bıraktığında teşekkür ettim. “Adınız neydi?” diye sordum. “Onur.” “Onur, benim kızım yıllardır toprağın altında. Kocam da altı ay önce öldü. Ama şu anda sanki ikisi de bu mutfakta konuşuyor.” Onur ne söyleyeceğini bilemedi. Yalnızca, “Çok üzgünüm,” dedi. Paketteki diğer kâğıtlara baktım. Lalin’in çizimleri, kabul edildiği programın belgeleri ve Ragıp’ın yıllar boyunca yazdığı fakat bana vermediği mektuplar vardı. Bazılarının üzerinde yalnızca birkaç cümle bulunuyordu. Bazılarıysa sayfalarca sürüyordu. Birinde, “Bugün Şermin yine Lalin’in fotoğrafına baktı. Ona gerçeği anlatmayı düşündüm. Sonra sustum. Bu sessizlik artık kızımızın hatırasına da haksızlık,” yazıyordu. Başka birinde, “Onun ölümüne neden olduğumu söyleyemem. Kazayı ben yapmadım. Ama son konuşmamızda kızımıza verdiğim acıyı inkâr edemem. Bunu saklamaya hakkım yoktu,” diyordu. Bu cümlede uzun süre kaldım. Ragıp kazanın sorumlusu değildi. Fakat bana yalan söylemişti. Kızımın son günlerine ilişkin gerçeği bilme hakkımı elimden almıştı. Ve artık ona nedenini soramayacaktım. Öfkelendim. Öyle bir öfkeydi ki yıllarca aynı yastığa baş koyduğum adama bağırmak istedim. “Bunu nasıl yapabildin, Ragıp?” dedim boş mutfağa. “Beni koruduğunu mu sandın? Kendi korkundan başka neyi korudun?” Onur gözlerini indirdi. Önümdeki kâğıtları toplarken ağlamam yeniden başladı. Bu kez yalnızca Ragıp için ağlamıyordum. Lalin’in yaşayamadığı hayatı, gidemediği okulu, tamamlayamadığı çizimleri düşünüyordum. Bir süre sonra Onur ayağa kalktı. “Kanepeyi geri getirebilirim,” dedi. “Arkadaşım yardım eder. Sizden aldığım hâliyle duruyor.” Ona baktım. Dün evimden çıkarılan o eski kanepeyi yeniden salonda hayal ettim. Yıllarca Ragıp’ın yanında oturmuştum. Son aylarda onun yokluğunda üzerine kıvrılmıştım. Şimdi kanepenin bambaşka bir anlamı vardı. “Hayır,” dedim. “Kanepe sizde kalsın.” “Emin misiniz?” “Dün küçük kızınız üzerine oturduğunda nasıl sevindiğini gördüm. Bizim evimizde uzun süre bir ailenin parçasıydı. Artık sizin evinizde olsun.” Parayı yeniden uzattı. Kabul etmedim. “Bana zaten parayla satın alınamayacak bir şeyi geri getirdiniz.” Onur’un gözleri doldu. Paketle gelen son çizimi elime aldım. Lalin’in kanepenin kol dayama yerini nasıl onaracağını gösteren küçük bir taslağıydı. “Yalnızca bir ricam var,” dedim. “Kanepeyi tamir ettirirken şu eski yamayı hemen söktürmeyin. Önce kızımın çizimini bir döşemeciye gösterin. Belki onun düşündüğü gibi onarılabilir.” Onur çizime dikkatlice baktı. “Deneriz,” dedi. “Yamayı da koruruz.” Kapıdan çıktıktan sonra uzun süre mutfakta oturdum. Sonunda telefonumu aldım ve Beril’i aradım. “Anne, iyi misin?” diye sordu hemen. “Eve gelebilir misin? Ablanla ilgili öğrenmen gereken şeyler var.” Telefonun diğer ucunda birkaç saniyelik sessizlik oldu. “Geliyorum.” Beril geldiğinde bütün mektupları masanın üzerine dizmiştim. İlk sayfayı okurken yüzündeki ifade değişti. Lalin’in zarfına geldiğinde ise gözlerinden yaşlar akmaya başladı. “Ablamın başka şehirde okuyacağını hiç bilmiyordum,” dedi. “Ben de bilmiyordum.” “Babam neden saklamış?” “Çünkü yanlış yaptığını kabul etmekten korkmuş. Ama korkması onu haklı çıkarmıyor.” Beril sandalyesini bana yaklaştırdı. “Anne, sen babama kızgın mısın?” “Çok kızgınım,” dedim. “Onu özlüyorum da. İkisi aynı anda olabiliyormuş.” Beril başını omzuma yasladı. Beraber Lalin’in çizimlerine baktık. Ablasının yalnızca eski bir fotoğraftaki gülümsemeden ibaret olmadığını yeniden hatırlıyordu. Sonunda Beril küçük bir eskiz defteri çıkardı. Paketin en altında kalmıştı. “Bunları ne yapacağız?” diye sordu. “Önce hepsini okuyacağız. Sonra iyi koruyacağız. Ablanın hayalini başkalarının da görmesini istiyorum.” Birlikte çizimleri düzenlemeye başladık. Lalin’in hazırladığı taslakları ve kendisi hakkında yazdığı notları ayırdık. Ragıp’ın mektuplarınıysa ayrıca sakladım. Bunların benim için ne anlama geldiğine henüz karar veremiyordum. Ertesi gün Beril’le birlikte yakınlardaki bir el sanatları atölyesine gittik. Eğitmen, Lalin’in eski mobilyalar için yaptığı çizimleri dikkatle inceledi. “Çok güzel fikirleri varmış,” dedi. “Kumaşların nasıl birleşeceğini düşünmüş. Burada bu çalışmalardan ilham alacak öğrenciler olabilir.” Kızımın adını ilk kez böyle bir ortamda duymak boğazımı düğümledi. Çizimlerin kopyalarını atölyede sergilemelerine izin verdik. Asıllarını eve götürdük. Bir süre sonra Onur’dan telefon geldi. Kanepenin kol dayama yerini sağlamlaştırmak için bir döşemeciyle çalışmışlardı. Lalin’in ilk yamasını da zarar görmeyecek biçimde korumuşlardı. “Size bir fotoğraf gönderebilir miyim?” diye sordu. “Gönder,” dedim. Fotoğrafta aynı kahverengi kanepe vardı. Eskimiş ama temizlenmişti. Kol dayama yerindeki yırtıklar düzgünce onarılmış, Lalin’in küçük yamasıysa olduğu gibi bırakılmıştı. Onur’un kızı kanepenin üzerinde oturuyor, kucağında oyuncak bir ayı tutuyordu. Babası yanında gülümsüyordu. Fotoğrafa uzun uzun baktım. İlk defa o kanepenin evimden ayrılmış olmasına üzülmedim. Haftalar sonra Onur bizi kızının doğum günü için evlerine davet etti. Beril’le birlikte gittik. Küçük kız kapıyı açar açmaz bizi salona götürdü. “Bakın, kanepemiz artık yırtık değil!” dedi gururla. Yanına oturdum. Parmaklarımı Lalin’in küçük yamasının bulunduğu yere götürdüm. Dikişler hâlâ oradaydı. Küçük kız bana baktı. “Babam bunun çok özel olduğunu söyledi.” Gülümsedim. “Evet, canım. Onu çok sevdiğim biri dikmişti.” “Artık kaybolmayacak, değil mi?” “Hayır,” dedim. “Artık ona dikkat eden insanlar var.” O akşam eve döndüğümüzde Ragıp’ın eski battaniyesini dolaptan çıkardım. Önceden onu yüzüme bastırıp geçmişi geri getirmeye çalışırdım. Bu kez dikkatlice katlayıp sandığa koydum. Mektuplarını da yeniden okudum. Bazılarında yalnızca pişmanlık vardı. Son mektubunda ise, “Beni bağışlamak zorunda değilsin. Yalnızca Lalin’in gerçek hikâyesini bilmeni istiyorum,” yazıyordu. Kâğıdı kapattım. Ragıp’ı sevmiştim. Onunla güzel bir hayat da yaşamıştım. Ama bu, yaptığı yanlışı ortadan kaldırmıyordu. Belki bir gün onu bağışlayabilirdim. Belki de hiçbir zaman tamamen bağışlayamayacaktım. Bunu o gece çözmek zorunda değildim. Beril yanıma gelip, “Anne, salona yeni bir kanepe bakalım mı?” diye sordu. Bir an durdum. Sonra başımı salladım. “Bakalım. Ama bu kez ikimiz seçelim.” Beril güldü. Ben de onunla güldüm. Birkaç gün sonra yeni bir kanepe aldık. Açık renkli, rahat, üzerinde istediğimiz gibi uzanabileceğimiz bir kanepeydi. İlk akşam Beril yanımda oturdu, çaylarımızı içtik ve Lalin’in çizimlerini koyacağımız albümü hazırladık. Sayfaları çevirirken birden eski kanepenin neden yıllarca evimizden çıkmadığını düşündüm. Ragıp o mobilyada hem Lalin’in bıraktığı izi hem de söyleyemediği gerçeği saklamıştı. Onu atmaya kıyamamıştı ama içindekileri bana gösterecek cesareti de bulamamıştı. Ben yıllarca yalnızca yıpranmış bir kanepe görmüştüm. Şimdi o kanepenin içinde saklı kalan şeyin bir servet olmadığını biliyordum. Kaybettiğim kızımın sesiydi. Kendi hayatını seçmek isteyen, bir şeyler üretmeye hevesli, annesine güzel haberler vermek için mektup yazan bir genç kadının sesiydi. O sesi yeniden duyabilmek geçmişi değiştirmiyordu. Lalin geri gelmeyecek, Ragıp sorularıma cevap veremeyecekti. Fakat artık kızımın hikâyesinde eksik bırakılmış bir sayfa yoktu. Beril albümün ilk sayfasına Lalin’in kanepe çizimini yerleştirdi. Altına onun mektubundan tek bir cümle yazdı: “Herkesin atmak istediği şeylerde başka insanların göremediği bir güzellik buluyorum.” Kızımın el yazısına baktım ve gözlerim doldu. Bu kez yalnızca acıdan değildi. Çünkü bazı eşyalar eskiyip giderken, onların üzerinde bıraktığımız küçük izler başka insanların hayatında yaşamaya devam ediyordu. Bizim kahverengi kanepemiz de artık başka bir evde, bir baba ile kızının yan yana oturmasına yarıyordu. Ben ise sonunda kendi evimde, geçmişin sakladığı sırlara değil, kızımın bana bıraktığı gerçeğe yer açmıştım.
Benzer Galeriler
-
3 isim görevden alındı
-
Selçuk Tepeli’ye bakın ne oldu
-
Düğünde inanılmaz olay!
-
Kabul edilerek yasalaştı
-
Kocamın Eski Kanepede Sakladığı Sırrı Ölümünden Sonra Öğrendim
-
Kızım bana bir mesaj gönderdi: “Senden uzak durmaya karar verdik. Lütfen artık bizimle iletişime geçme.” Onunla tartışmadım. Kararından vazgeçirmeye de çalışmadım.


