DOLAR
Alış: 49.84
Satış: 50.04
EURO
Alış: 55.85
Satış: 56.08
GBP
Alış: 66.76
Satış: 67.25
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
2.11.2026
Kızım bana bir mesaj gönderdi: “Senden uzak durmaya karar verdik. Lütfen artık bizimle iletişime geçme.” Onunla tartışmadım. Kararından vazgeçirmeye de çalışmadım.
- …ve kapağını açtım. Mehmet’in eski tornavidaları, pense takımı, küçük çekiçleri hâlâ yerli yerindeydi. Alet çantasının içinde bir de sararmış küçük bir not buldum. Mehmet’in el yazısıyla yazılmıştı: “Ev dediğin dört duvar değildir Ayşe. İçinde huzur yoksa, en büyük köşk bile insana zindan olur.” Notu uzun süre elimde tuttum. Sonra alet çantasını kapattım. O gün kendime bir söz verdim. Bir daha kimsenin rahatlığı için kendi hayatımı küçültmeyecektim. Ama Elif’le Murat’ın henüz bilmediği bir şey vardı. Ben sadece ödemeleri durdurmamıştım. Dört yıldır yaptığım bütün yardımların kayıtlarını da toplamıştım. Ve o kayıtlar, sandıklarından çok daha fazlasını anlatıyordu. Üç gün sonra Elif aradı. Bu kez sesi yumuşacıktı. “Anneciğim, nasılsın?” Telefonu kulağıma götürürken şaşırdım. Daha birkaç gün önce bana bir daha kendileriyle iletişim kurmamamı söyleyen kadın, şimdi bana anneciğim diyordu. “İyiyim kızım.” “Ne yapıyorsun?” “Evdeyim. İşlerimi hallediyorum.” Kısa bir sessizlik oldu. Sonra asıl meseleye geldi. “Anne, Murat’la konuştuk. Pazar günü ailece yemek yiyelim istiyoruz.” “Kimler gelecek?” “Biz, sen, Fatma teyze de gelebilir. Belki birkaç akraba daha çağırırız.” “Bunun sebebi ne?” “Artık bu tatsızlığı bitirelim. Herkes bir araya gelsin. Aile içinde böyle şeyler konuşulmaz.” Neredeyse gülecektim. Aile içinde konuşulmayan şeyler, yıllardır benim banka hesabımdan ödeniyordu. “Peki kızım. Gelin.” Telefonu kapattım. İçimde en ufak bir heyecan yoktu. Sadece bekliyordum. Pazar günü öğleden sonra mutfağa girdim. Mehmet’in sevdiği gibi zeytinyağlı yaprak sarma hazırladım. Yanına börek, yoğurtlu meze ve bir tepsi fırın yemeği koydum. Masa örtüsünü çıkardım. Çay bardaklarını dizdim. Sonra çalışma odama geçip dosyayı aldım. Dört yıllık banka hesap dökümleri. Ev kredisi için yapılan transferler. Araç taksitleri. Telefon faturaları. Depo ücretleri. Acil ihtiyaçlar adı altında gönderilen paralar. Her şey tarih tarih sıralanmıştı. Saat 15.30’da kapı çaldı. Önce Elif ve Murat geldi. Ardından görümcemin kızı Sevim, eniştemiz Hasan ve iki akrabamız daha… Murat içeri girerken her zamanki gibi kendinden emin görünüyordu. “Ayşe Hanım, bugün her şeyi tatlıya bağlayacağız.” Ceketini çıkardı. Salondaki en rahat koltuğa oturdu. Elif yanıma gelip yanağımdan öptü. “Anne, seni çok özledim.” Ona baktım. Birkaç gün önce uzak durmamı isteyen kızım, şimdi akrabaların önünde özlemden bahsediyordu. Yine de bir şey söylemedim. Herkes masaya oturdu. İlk on dakika havadan sudan konuşuldu. Sonra Murat çayından bir yudum aldı ve söze girdi. “Ayşe Hanım, bence artık bu konuyu kapatmalıyız. Bizim de hatalarımız olmuş olabilir. Ama siz de yaptıklarınızla aileyi zor durumda bıraktınız.” Hasan eniştem başını salladı. “İnsan evladıyla para yüzünden küs kalır mı?” Sevim de araya girdi. “Üstelik Elif’in sana ihtiyacı var. Bir anne biraz fedakârlık yapar.” Çay bardağımı tabağına bıraktım. “Bir şey sorabilir miyim?” Murat hafifçe gülümsedi. “Elbette.” “Bana artık sizinle iletişim kurmamamı söyleyen kimdi?” Elif gözlerini kaçırdı. “Anne, yine aynı konuya dönmeyelim.” “Ben sadece soruyorum.” Murat araya girdi. “Biz o mesajı biraz duygusal bir dönemde gönderdik. Siz de bunu fırsata çevirip bütün ödemeleri kestiniz.” İşte o an dosyayı masaya koydum. “Öyleyse bugün biraz rakamlardan konuşalım.” Murat’ın gülümsemesi kayboldu. Dosyanın ilk sayfasını açtım. “Son dört yılda ev krediniz için her ay 40.000 TL gönderdim. Toplam 48 ay.” Elif kıpırdandı. “Anne, bunları zaten biliyoruz.” “Güzel. O zaman devam edelim.” İkinci sayfayı çevirdim. “Araç taksitleri için ayda 15.000 TL. Yine 48 ay.” Hasan eniştem gözlerini büyüttü. “Bir dakika… Arabanın parasını da Ayşe mi ödüyordu?” Murat hemen cevap verdi. “Geçici bir destekti. Aile arasında böyle şeyler olur.” Başımı salladım. “Evet. Aile arasında olur. Ama aileden uzak durmam istenince bu destek de sona erer.” Üçüncü sayfayı açtım. “Telefon faturaları, depo kirası, evdeki bazı masraflar ve gönderdiğim diğer paralar… Hepsinin dekontu burada.” Sevim’in yüzündeki ifade değişti. “Depo kirasını da sen mi ödüyordun?” “Her ay 5.000 TL.” Murat sandalyesinde doğruldu. “Bu kadar hesabı neden tutuyorsunuz? Bize borçluymuşuz gibi davranıyorsunuz!” İlk kez sesimi biraz yükselttim. “Hayır Murat. Borç istemiyorum. Sadece gerçeği saklamanıza izin vermiyorum.” Sonra telefonumu çıkardım. Fatma’nın bana anlattığı televizyon meselesini açtım. “Geçen hafta büyük bir televizyon aldığınızı duydum. Bodrum katını sinema odasına çevirecekmişsiniz.” Elif’in yüzü bir anda kızardı. Murat’ın çenesi kasıldı. “Bu bizim özel hayatımız. Size ne?” “Ev taksitini ödeyecek 40 bin liranız olmadığını söyleyen siz değil miydiniz?” “İşlerimizi size açıklamak zorunda değiliz!” “Doğru. Ben de emekli maaşımı sizin hayat tarzınıza harcamak zorunda değilim.” Hasan eniştem dosyadaki sayfalara bakıyordu. Bir süre sonra başını kaldırdı. “Ayşe, bu kadar para mı gönderdin gerçekten?” Önümdeki son sayfayı çevirdim. “Dört yılda yalnızca düzenli ev ve araç ödemeleri 2 milyon 640 bin TL. Diğer ödemeler bunun dışında.” Masada derin bir sessizlik oluştu. Elif’in gözleri doldu. “Anne, bizi herkesin önünde küçük düşürüyorsun.” Ona döndüm. “Ben mi seni küçük düşürüyorum kızım? Yoksa senin benden uzak durmanı isteyen mesajın mı?” “Ben öyle demek istemedim!” “Ne demek istedin?” Cevap veremedi. Murat ayağa kalktı. “Yeter artık! Elif’in annesi olmanız size onun hayatına karışma hakkı vermez!” Ben de ayağa kalktım. “Kesinlikle haklısın. Onun hayatına karışma hakkım yok. Onun borçlarını ödeme mecburiyetim de yok.” Murat parmağını masaya vurdu. “Bizi cezalandırıyorsunuz!” “Hayır. Sizin seçiminize saygı duyuyorum.” Sonra Elif’e baktım. “Bana bir daha sizinle iletişim kurmamamı söyledin. Ben de bunu kabul ettim. Şimdi neden bu kadar öfkelisiniz?” Elif ağlamaya başladı. “Anne, biz bu evin taksitlerini tek başımıza ödeyemeyiz. Murat’ın işleri de iyi gitmiyor. Bizi böyle ortada bırakamazsın.” İçimde bir şey sızladı. Yine de geri adım atmadım. “Ben sizi ortada bırakmadım Elif. Siz beni hayatınızın dışında bıraktınız. Ben sadece artık kendi hayatımı finanse etmeye başladım.” Sevim sessizce çayını bıraktı. Hasan eniştem Murat’a döndü. “Evladım, insan annesinden uzak durmak istiyorsa bunu söyleyebilir. Ama sonra onun parasına da güvenemez.” Murat ona sertçe baktı. “Siz bu işe karışmayın.” Hasan’ın yüzü değişti. “Ben ailemin yanında oturuyorum. Ailemi sömüren birinin yanında değil.” Murat’ın yüzü kıpkırmızı oldu. Elif kolundan tutup onu sakinleştirmeye çalıştı. Tam o sırada telefonum çaldı. Ekranda bankanın adı görünüyordu. Herkes bana baktı. Aramayı açtım. “Buyurun.” Karşıdaki görevli kendisini tanıttı. “Ayşe Hanım, araç kredisiyle ilgili başvurunuzun incelenmesi tamamlandı. Adınıza kayıtlı kefalet ve ödeme yükümlülüğüne ilişkin belgeler konusunda sizinle görüşmemiz gerekiyor. Ayrıca kredi sözleşmesinde müşterek imzanız bulunduğu için bir işlem yapılmadan önce ilgili tarafların bilgilendirilmesi gerekiyor.” Murat’ın yüzü bir anda değişti. Telefonu kapattım. Elif fısıldadı: “Ne demek müşterek imza?” Murat cevap vermedi. Çünkü o an herkesin önünde saklamaya çalıştığı başka bir gerçek ortaya çıkmıştı. Dört yıl önce arabanın kredisi alınırken Murat’ın geliri yeterli görülmemişti. Banka, benim emekli maaşımı ve düzenli gelirimi güvence olarak istemişti. Ben de kızımın rahat etmesi için imza atmıştım. Ama Murat bunu bana hiçbir zaman açıkça anlatmamıştı. Ben yalnızca taksitlere yardım ettiğimi sanıyordum. Oysa kredi sözleşmesinde üzerime düşen sorumluluk çok daha büyüktü. “Bunu bana neden söylemedin?” dedim. Murat gözlerini kaçırdı. “Anne, o zaman başka türlü kredi çıkmıyordu.” “Ben senin annenim Murat. Bankanın gizli kefili değilim.” Elif hıçkırarak ağlıyordu. Murat ise artık masadaki kimsenin yüzüne bakamıyordu. Ayağa kalkıp dosyayı kapattım. “Bugün bu evde son kez bir şeyi açıkça söyleyeceğim. Benim param, benim evim ve benim imzam artık kimsenin rahat yaşaması için kullanılmayacak.” Kapıyı gösterdim. “Şimdi lütfen gidin.” Elif bana doğru bir adım attı. “Anne, ne olur…” “Bu kez hayır kızım.” Murat kapıya yöneldi. Ama tam çıkacakları sırada telefonuna bir bildirim geldi.
- Ekrana baktı. Yüzündeki öfke bir anda korkuya dönüştü. Sonra bana döndü. “Ayşe Hanım… Bankadan gelen bu mesajı siz de gördünüz mü?” Elindeki telefonu uzattı. Mesajda tek bir cümle vardı: “Kredi sözleşmesindeki müşterek sorumluluk nedeniyle tarafınıza resmî bildirim gönderilecektir.” Murat’ın elleri titriyordu. Elif ağlamayı bıraktı. Ve o an anladım… Asıl fırtına daha yeni başlıyordu. Murat’ın elindeki telefon hâlâ titriyordu. Mesajı bir kez daha okudu. Sonra bana baktı. “Ayşe Hanım, bunu gerçekten yapacak mısınız?” Sakin bir şekilde cevap verdim. “Ben ne yaptım Murat? Bankanın gönderdiği mesajı ben mi yazdım?” “Bizi mahvedeceksiniz!” Başımı iki yana salladım. “Hayır. Ben artık kendimi kurtarmaya çalışıyorum.” Elif ağlayarak yanıma geldi. “Anne, ne olur. Biz senin kızınla damadınızız. Bize bunu yapamazsın.” Gözlerinin içine baktım. “Ben de senin annenim Elif. Ama sen bana artık seninle iletişim kurmamamı söyledin. Bunu yaparken benim ne hissedeceğimi düşündün mü?” Başını eğdi. Cevap vermedi. O gün ikisi evimden ayrıldı. Murat kapıyı sertçe kapattı. Elif ise arkasına dönüp son bir kez bana baktı. Kapı kapandığında evimde yine sessizlik vardı. Ama bu kez o sessizlik canımı acıtmıyordu. Ertesi sabah bankaya gittim. Yanımda dört yıllık hesap dökümlerim, kredi sözleşmesinin kopyası ve kimlik belgelerim vardı. Görevli beni odasına aldı. “Ayşe Hanım, öncelikle şunu belirtmek isterim. Sizin durumunuzda yapılabilecek işlemler sözleşmenin içeriğine bağlı. Kefalet, müşterek borçluluk ve ödeme sorumluluğu farklı hukuki sonuçlar doğurabilir.” Dikkatle dinledim. Bütün sorularımı sordum. Üzerimdeki sorumluluğun nasıl sona erebileceğini, Murat’ın krediyi kendi adına yeniden yapılandırması için hangi şartların gerektiğini öğrendim. Kimseye zarar vermek istemiyordum. Ama kendi emekli maaşımı da başkasının borcuna rehin bırakmayacaktım. Bir avukatla görüşmek için randevu aldım. Ayrıca bankadan tüm ödeme geçmişimin ve sözleşme belgelerinin yazılı kopyasını istedim. O gün ilk kez bir kuruma kızımın sorununu çözmek için değil, kendi hakkımı korumak için gitmiştim. İnsanın yaşı ilerledikçe öğrendiği en acı şeylerden biri buymuş. Bazen en büyük hatayı, sevdiğimiz insanlara duyduğumuz güvenle yapıyoruz. İki gün sonra Elif aradı. “Anne, Murat çok kötü durumda.” “Üzüldüm kızım.” “Bankayla konuşmuş. Krediyi kendi üzerine almak istiyor ama gelirini yeterli bulmamışlar.” “Bunu bankayla kendisi çözmeli.” “Sen konuşsan olmaz mı?” “Ne konuşayım?” “Biraz daha zaman iste. Belki yeniden imza atarsın.” Gözlerimi kapattım. İşte yine aynı şey. Bir sorun vardı. Ve çözüm olarak benim adım masaya konuyordu. “Elif, artık yeni bir kefalet ya da borç yükümlülüğüne girmeyeceğim.” “Anne, bizi düşünmüyor musun?” “Düşünüyorum. Ama kendimi de düşünmek zorundayım.” “Peki Emir? Torununu hiç mi düşünmüyorsun?” Bu cümle içime bir bıçak gibi saplandı. Emir… Benim küçük torunum. Onun ilk adımlarını hatırladım. Elimi tuttuğunda attığı o minicik adımları… Bana sarılıp “Anneanne, sana bir sır vereceğim” deyişini… Bir çocuğun sevgisini hiçbir zaman anne babasının hatalarıyla ölçmemiştim. “Emir’i çok seviyorum. Ama onu sevmek, sizin bütün masraflarınızı karşılamak demek değil.” Elif ağlamaya başladı. “Sen eskiden böyle değildin.” “Doğru. Eskiden kendimi unutuyordum.” Telefonu kapattığımızda uzun süre pencerenin önünde oturdum. Dışarıda yağmur yağıyordu. Mehmet’in ölümünden sonra ilk kez evimde kendimi yalnız hissetmiyordum. Çünkü artık kendi tarafımdaydım. Sonraki haftalar kolay geçmedi. Murat önce beni arayıp öfkeyle konuştu. Sonra mesaj attı. “Bütün bunları ailemize anlatacağım. Herkes senin nasıl biri olduğunu görecek.” Cevap vermedim. Ardından Elif’in teyzesi aradı. “Ayşe, insanın evladına sırtını dönmesi doğru değil.” Ona sakin bir şekilde sordum: “Benim evladım bana sırtını döndüğünde neden kimse onu aramadı?” Telefonun diğer ucunda sessizlik oldu. Bir başka akrabamız da beni suçladı. “Çocuklar genç. Sen büyüksün. Biraz alttan al.” “Ben dört yıldır alttan alıyorum. Artık kendi hayatımda dik durmak istiyorum.” Konuşmayı bitirdim. Eskiden akrabalarımın benim hakkımda ne düşündüğünü günlerce kafama takardım. Şimdi ise şunu anlıyordum: El âlem benim faturalarımı ödemiyordu. Benim evimin çatısını tamir ettirmiyordu. Kışın soğukta benimle oturmuyordu. Ama konu başkasının rahatlığı olunca herkesin söyleyecek bir sözü vardı. Bir ay sonra Fatma kapımı çaldı. Elinde küçük bir tabak vardı. “Yine börek yaptım. Tek başına yeme diye getirdim.” Gülümseyerek içeri aldım. Çay koydum. Mutfakta otururken bana dikkatlice baktı. “Ayşe, iyi misin?” “İyiyim Fatma.” “Gerçekten mi?” Bir süre düşündüm. “Biliyor musun, yıllarca Elif’in bana ihtiyacı olduğu için yaşadığımı sandım. Şimdi ilk kez kendime de ihtiyacım olduğunu fark ediyorum.” Fatma elimi tuttu. “Geç kalmış sayılmazsın.” O gün birlikte pencerenin önündeki çatlak fitili değiştirdik. Mehmet’in kırmızı alet çantası masanın üzerindeydi. Fatma tornavidaları görünce güldü. “Mehmet olsa şimdi bu pencereyi çoktan tamir etmişti.” “Evet. Ama aletleri bana bıraktı.” İkimiz de güldük. Küçük bir pencere tamiriydi belki. Ama benim için dört yıldır ertelediğim hayatımın başlangıcıydı. İkinci ayın sonunda Murat’ın işleri daha da kötüleşti. İş kurmak için aldığı borçlar birikmişti. Araba taksitlerini düzenli ödeyemiyordu. Yeni aldığı televizyonun taksitleri de devam ediyordu. Bodrum katına yapmayı planladığı sinema odası yarım kalmıştı. Bir zamanlar herkesin önünde gururla anlattığı projeler, şimdi evin içinde birer borç hatırlatıcısına dönüşmüştü. Kredi meselesi için avukatımla görüşmeye devam ettim. Belgeler incelendi. Benim üzerimdeki sorumluluğun sona ermesi için bankanın kabul edeceği yeni bir ödeme düzenlemesi gerektiği ortaya çıktı. Murat bu şartları karşılamakta zorlandı. Sonunda arabayı satmak zorunda kaldılar. Bana kızdı. Beni suçladı. Hatta bir mesajında şöyle yazdı: “Bizim aile düzenimizi sen bozdun.” Mesajı okudum. Sonra telefonu masaya bıraktım. Aile düzeni dediği şey, benim emekli maaşımla ayakta duran bir düzendi. Ben çekilince yıkılan şey aile değildi. Yalnızca alıştıkları kolaylıktı. Üçüncü ayda Elif tek başına geldi. Kapıyı açtığımda yüzü yorgundu. Elinde küçük bir poşet vardı. “Anne, sana bir şey getirdim.” İçinden papatya çayı çıkardı. Bir an geçmişe gittim. O yağmurlu salı gecesine… Mesajın geldiği saate… Şekerliğin yanında titreyen telefona… Onu içeri aldım. Masaya oturduk. Elif ellerini birbirine kenetledi. “Anne, özür dilerim.” Sessiz kaldım. “Gerçekten çok ileri gittim. Murat’la birlikte seni sürekli hazır bir çözüm gibi gördük.” Gözleri doldu. “Senin de bir hayatın olduğunu hiç düşünmedim.” İlk kez söylediklerinin arkasında bir bahane aramıyordu. Yine de hemen sarılmadım. “Bunu anlaman güzel kızım.” “Beni affedemeyecek misin?” “Affetmekle eskisi gibi yaşamak aynı şey değil.” Elif başını kaldırdı. “Ne demek istiyorsun?” “Sen benim kızımsın. Seni sevmekten vazgeçmedim. Ama bundan sonra hiçbir krediye imza atmayacağım. Hiçbir taksiti üstlenmeyeceğim. Borçlarınızı benim üzerimden çözmeyeceksiniz. Ve bana yalnızca paraya ihtiyacınız olduğunda gelmeyeceksiniz.” Elif ağlamaya başladı. “Peki Emir’i görebilecek miyim?” “Emir benim torunum. Onu görmek isterim. Ama bu, sizin aranızdaki sorunların çözülmesi için bir pazarlık konusu olmayacak.” Uzun süre sessiz kaldı. Sonra yavaşça başını salladı. “Anlıyorum anne.” O gün birlikte çay içtik. Elif giderken bana sarıldı. Ama o sarılma eski günlerdeki gibi değildi. Aramızda kırılmış bir güven vardı. Onu onarmak için zamana ihtiyacımız vardı. Ben de artık acele etmeyecektim. Altı ay sonra hayatım değişmişti. Banyo musluğunu değiştirmiştim. Pencereyi tamir ettirmiştim. Yıllardır giymekten bıktığım eski paltonun yerine kendime yeni bir kışlık palto almıştım. Mehmet’in kırmızı alet çantası garajda değil, evin küçük çalışma köşesindeydi. Her sabah kahvemi hazırlıyor, bahçemdeki domatesleri kontrol ediyor, Fatma’yla yürüyüşe çıkıyordum. Bir gün Emir de geldi. Elinde okulda yaptığı küçük bir resim vardı. “Anneanne, bunu sana yaptım.” Resimde üç kişi vardı. Bir çocuk. Bir kadın. Bir de yanında duran yaşlı bir adam. “Bu kim?” diye sordum. “Dedem Mehmet. Öğretmenim aile resmi çizmemizi istedi.” Gözlerim doldu. Resmi buzdolabına astım. O akşam Elif beni aradı. Bu kez para istemedi. Sadece Emir’in okulda yaşadığı komik bir olayı anlattı. Uzun uzun konuştuk. Her şey düzelmiş değildi. Murat’la aramız hâlâ mesafeliydi. Elif’in güvenimi yeniden kazanması gerekiyordu. Ama artık bir şeyi biliyordum. Bir insanı sevmek, onun her davranışına katlanmak zorunda olmak değildi. Geçenlerde yine yağmurlu bir salı akşamıydı. Saat 21.45. Mutfakta papatya çayımı hazırlıyordum. Telefonum şekerliğin yanında titredi. Ekranda Elif’in adı vardı. Mesajı açtım. “Anne, seni seviyorum. İyi geceler. Yarın Emir seni aramak istiyor.” Uzun süre ekrana baktım. Sonra gülümsedim. Bir zamanlar aynı telefondan gelen bir mesaj, hayatımı altüst etmişti. Şimdi ise aynı telefon bana huzur veriyordu. Çayımı fincana doldurdum. Pencerenin yanına oturdum. Mehmet’in kırmızı alet çantası çalışma köşesinde duruyordu. Anahtarım girişteki küçük seramik kâsenin içindeydi. Ev sessizdi. Ama artık bu sessizlik terk edilmişliğin değil, huzurun sessizliğiydi. Altmış yedi yaşında çok önemli bir şey öğrendim. Çocuklarınıza verebileceğiniz en büyük hediye, kendi hayatınızı feda etmek değildir. Onlara sevgiyi öğretin. Ama sınırlarınızı da öğretin. Çünkü insanın annesi olmak, ömrünün sonuna kadar herkesin yükünü taşımak zorunda olduğu anlamına gelmez. Bazen bir annenin en büyük fedakârlığı, artık fedakârlık yapmamayı öğrenmesidir. Ve unutmayın… Sizden uzak durmak isteyen biri, paranızdan uzak durmayı da öğrenmelidir. Çünkü gerçek sevgi banka hesabınıza değil, kalbinize bakar. Peki sizce Ayşe doğru mu yaptı? Bir anne, evladının maddi yükünü ömür boyu taşımak zorunda mı? Yorumlarda düşüncelerinizi paylaşın.
Benzer Galeriler
-
3 isim görevden alındı
-
Selçuk Tepeli’ye bakın ne oldu
-
Düğünde inanılmaz olay!
-
Kabul edilerek yasalaştı
-
Kocamın Eski Kanepede Sakladığı Sırrı Ölümünden Sonra Öğrendim
-
Kızım bana bir mesaj gönderdi: “Senden uzak durmaya karar verdik. Lütfen artık bizimle iletişime geçme.” Onunla tartışmadım. Kararından vazgeçirmeye de çalışmadım.


