DOLAR
Alış: 49.84
Satış: 50.04
EURO
Alış: 55.85
Satış: 56.08
GBP
Alış: 66.76
Satış: 67.25
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
2.11.2026
Amcam hapisten çıktığında bütün aile ona kapılarını kapattı. Bir tek annem ona sarıldı.
- Babamın sesini duyduğum anda kanım dondu. Amcam Mehmet elini ağzımdan çekti. Karanlığın içinde gözlerime baktı. “Ne olursa olsun, birazdan duyacaklarını unutma Ahmet. Gerçek bazen insanın en sevdiği kişiyi bile düşmanına dönüştürür.” Koridordaki ayak sesleri yaklaşıyordu. Babamın arkasından başka birinin daha yürüdüğünü duydum. Bir kadın sesi… “Çabuk olun. Dosyayı bulmadan buradan çıkmayacağız.” Bu sesi tanıyordum. Babaannemdi. O an aklımı kaybedecek gibi oldum. Babam ve babaannem… Yıllardır amcamı ailemizin yüz karası ilan eden iki insan, gece yarısı terk edilmiş bir fabrikada neden bizi arıyordu? Amcam çekmeceden sarı dosyanın içindeki kâğıtları çıkardı. Birkaçını ceketinin içine koydu. Sonra bana işaret etti. “Şimdi sessiz kal.” Ama artık sessiz kalacak hâlim yoktu. “Amca, babam neden burada? Senin hırsız olmadığını biliyor mu?” Mehmet gözlerini kapattı. “Biliyor.” Bu tek kelime, hayatım boyunca duyduğum bütün yalanlardan daha ağırdı. Kapı birden açıldı. Babam elinde telefonunun feneriyle içeri girdi. Arkasında babaannem vardı. Babamın yüzü öfkeden kıpkırmızıydı. “Ver o dosyayı!” Amcam yerinden kıpırdamadı. “Geç kaldın Yılmaz.” Babam acı acı güldü. “Sen hâlâ kendini kahraman mı sanıyorsun? On beş yıl yattın. Biraz aklın olsaydı dışarı çıktıktan sonra başını eğip otururdun.” Babaannem bana döndü. “Ahmet, oğlum, gel buraya. Amcanın yanında durma.” İlk defa ona karşı çıkmak istedim. “Babaanne, benim fotoğrafım neden bu duvarda?” Kadın sustu. “Benim doğum belgem neden bu fabrikada saklanıyor?” Yine sustu. “Ve neden herkes amcamın hırsız olduğunu söylüyor?” Babam bir adım attı. “Çünkü hırsızdı! Bizi yıllarca rezil etti!” Amcam dosyadan bir kâğıt çıkardı. “Öyleyse bunu da açıkla.” Kâğıdı babamın önüne uzattı. Bu, yıllar önce fabrikanın satışına ilişkin bir banka dekontuydu. Üzerinde 4 milyon 800 bin liralık bir para transferi görünüyordu. Alıcı hesabın sahibi babamdı. Gönderen ise annemin adıyla kayıtlı olan bir şirketti. Yılmaz Nakliyat. “Bu para ne?” diye sordum. Babamın yüzündeki ifade değişti. “İş anlaşmasıydı.” Amcam başını salladı. “Yalan.” Bir başka belge çıkardı. “Bu şirketin yüzde yetmiş beş hissesi annenindi. Fabrika, dedenin ölümünden sonra ona miras kalmıştı. Senin baban ise sahte imzalarla şirketin bütün hisselerini üzerine geçirdi.” Babaannem hemen araya girdi. “Yeter Mehmet! Ölmüş insanların arkasından konuşma!” Amcam ona döndü. “Babamı öldüren de bu yalanların arkasına saklandı zaten.” İçimde bir şey koptu. “Dedemi kim öldürdü?” Babam bağırdı. “Kes sesini!” Ama Mehmet artık susmuyordu. “Büyükbaban, fabrikanın annene ait olduğunu biliyordu. Oğlunun sahte belgeler hazırladığını öğrenmişti. Her şeyi savcılığa anlatacaktı. Ertesi hafta fabrikada ölü bulundu.” “Bana kazaydı demiştiniz.” “Öyle dediler. Ama kaza değildi.” Babaannem ağlamaya başladı. “Ben sadece ailemin dağılmasını istemedim.” Amcamın sesi ilk defa yükseldi. “Aile mi? Kendi kocanın hakkını savunamadın. Gelininin mirasını aldınız. Sonra da torununun hayatını çaldınız!” Babam telefonunu kaldırdı. “Yeter! Bu adam yıllarca hapis yattı. Hâlâ söylediklerine inanacak kadar aptal mısın Ahmet?” Amcam bana baktı. “Beni neden hapse attırdığını da anlatayım mı?” Başımı salladım. Mehmet cebinden eski bir fotoğraf çıkardı. Fotoğrafta dedem, annem ve amcam vardı. Annem henüz yirmili yaşlarındaydı. Dedem, annemin omzuna elini koymuştu. Fotoğrafın arkasında el yazısıyla bir not vardı: “Şirketin ve fabrikanın gerçek sahibi kızım. Oğlum Mehmet, onu ve doğmamış torunumu koruyacak.” Doğmamış torunum… Fotoğrafı tekrar çevirdim. Tarih, benim doğumumdan birkaç ay öncesine aitti. “Amca… Bu ne demek?” Mehmet’in gözlerinden yaşlar süzüldü. “Sen doğmadan önce baban, anneni ve beni birbirimize düşürdü. Annenin elindeki bütün belgeleri almaya çalıştı. Ben engel olunca beni hırsız ilan etti.” “Peki hapse neden girdin?” “Çünkü kasadaki parayı benim çaldığımı söylediler. O parayı ben almadım. Ama asıl mesele para değildi. O gece fabrikanın güvenlik görevlisiyle karşılaştım. Beni susturmak istediler. Adamı yaralı buldular. Bütün suçu üzerime attılar.” “Sen mi yaralamıştın?” Amcam başını kaldırdı. “Hayır. Onu kimin yaraladığını biliyordum. Ama elimdeki belgeleri açıklarsam anneni öldürmekle tehdit ettiler.” Bütün bu yıllar boyunca neden kendisini savunmadığını o an anladım. Kendi özgürlüğünden vazgeçmişti. Annemin hayatı için… Benim hayatım için… Babam birden güldü. “Çok güzel hikâye anlatıyorsun Mehmet. Peki, şu doğum belgesini de anlatsana!” Amcamın yüzü bembeyaz oldu. Babam bana yaklaştı. “Ahmet, sana bir şey söyleyeceğim. Bu adam senin amcan değil.” Dünya başıma yıkıldı. “Ne?” Babam dosyayı elimden almaya çalıştı. Mehmet araya girdi. “Dokunma çocuğa!” Babam onu itti. Amcam eski makinelerin üzerine düştü. Babaannem ise hiçbir şey yapmadan izliyordu. Babam dosyayı açtı ve doğum belgesini çıkardı. “Bak! Burada ne yazıyor?” Kâğıdı elime aldım. Resmî belgede annemin adı vardı. Ama baba kısmındaki isim… Mehmet Yılmaz’dı. Gözlerim satırlarda dolaştı. Sonra babama baktım. “Sen benim babam değil misin?” Babam cevap vermedi. Amcam güçlükle ayağa kalktı. “Ahmet, annen sana anlatmak istemedi. Seni korumak için sustu.” “Sen benim babam mısın?” Mehmet’in dudakları titredi. “Ben senin biyolojik babanım oğlum.” Dizlerimin bağı çözüldü. Hayatım boyunca baba dediğim adamın yüzüne baktım. Beni büyüten, bana soyadını veren, annemi ağlatan adam… Birden öfkeyle bağırdı: “Evet! Çünkü annenle evlendiğimde senin gerçek babanın hapiste olduğunu biliyordum! Seni kendi çocuğum gibi büyüttüm!” Amcam acı acı güldü. “Hayır Yılmaz. Onu kendi çocuğun gibi büyütmedin. Onu bana karşı bir silah olarak kullandın.” Babamın yüzü karardı. “Senin yüzünden bütün bunlar oldu!” Mehmet cebinden küçük bir ses kayıt cihazı çıkardı. “Hayır. Bütün bunlar senin yüzünden oldu. Ve artık herkes duyacak.” Cihazın üzerindeki kırmızı ışık yanıyordu. Bir kadın sesi duyuldu. Babamın yıllar önceki sesi… “Mehmet’i hapse attırın. Çocuk büyüyene kadar gerçek ortaya çıkmayacak. Fabrikanın tapusunu da annesinin elinden alın. Gerekirse yaşlı adamın ölümünü de kaza olarak gösterin.” Ardından başka bir ses geldi. Babaannemin sesi. “Peki ya çocuk? Bir gün sorarsa ne diyeceğiz?” Babamın cevabı hâlâ kulaklarımda çınlıyor. “Çocuk sorarsa, hırsızın Mehmet olduğunu söyle.” Duvarın ortasındaki not… Benim bebeklik fotoğrafım… Her şey birbirine bağlanmıştı. Babam birden cihazı almaya çalıştı. Ama bu kez amcam geri çekilmedi. “Dokunma!” Koridordan bir ses yükseldi. “Kimse yerinden kıpırdamasın!” İki polis memuru içeri girdi. Arkalarında annem vardı. Gözleri kıpkırmızıydı. Elinde bir zarf tutuyordu. Bana baktı. Sonra Mehmet’e koştu. “Artık saklanacak hiçbir şey kalmadı ağabeyim.” Babam çığlık attı.
- “Sen de mi? Sen de mi bana ihanet ettin?” Annem gözyaşlarını sildi. “İhanet mi? Yirmi yıldır senin yalanlarınla yaşadım. Alyansımı sattım. Evimi kaybettim. Oğlumu okuldan aldım. Senin borçlarını ödedim. Ama artık yeter.” Polislerden biri babama yaklaştı. “Yılmaz Bey, hakkınızda yeni deliller doğrultusunda işlem yapılacak. Bizimle gelmeniz gerekiyor.” Babam geri çekildi. “Ben bu ailenin babasıyım!” Annem ilk defa onun gözlerinin içine bakarak konuştu. “Hayır. Sen bu ailenin en büyük utancısısın.” Babaannem yere çöktü. Babam götürülürken bana döndü. “Ahmet! Sakın o adama inanma! Ben senin babanım!” Ne cevap vereceğimi bilmiyordum. Mehmet omzuma elini koydu. “Bugün karar vermek zorunda değilsin oğlum.” Annem elindeki zarfı bana uzattı. “Bunu da görmelisin.” Zarfın içinden tapu kayıtları, eski banka dekontları ve dedemin ölümünden üç gün önce notere verdiği bir belge çıktı. Son sayfanın altında kırmızı bir mühür vardı. Belgede fabrikanın ve arazisinin tek mirasçısının annem olduğu yazıyordu. Ama en altta başka bir satır daha vardı. “Mirasın gerçek sahibinin oğlu Ahmet Mehmet Yılmaz olduğu ve kendisine ait hisselerin hiçbir şekilde devredilemeyeceği…” Tam o sırada polis memurunun telefonu çaldı. Bir süre dinledi. Sonra yüzü değişti. Bize döndü. “Bir dakika… Bu dosyayla ilgili başka bir gelişme var.” Amcam ayağa kalktı. “Ne oldu?” Polis memuru elindeki telefona baktı. “Yılmaz Nakliyat’ın eski muhasebecisi az önce savcılığa teslim olmuş. Yanında da büyükbabanızın ölümünden önce imzaladığı orijinal belge varmış.” Annemin yüzündeki kan çekildi. Mehmet gözlerini kapattı. Polis son cümleyi söylediğinde ise hepimiz olduğumuz yerde kaldık: “Ve belgede, büyükbabanızın ölüm emrini veren kişinin adı açıkça yazıyor.” Ama o isim ne babamdı ne de babaannem… Amcam bana döndü. “Ahmet, şimdi asıl gerçekle yüzleşmeye hazır mısın?” Amcamın bu sorusuna cevap veremedim. Polis memuru elindeki belgeyi tekrar inceledi. Annem ellerimi tuttu. “Ne olursa olsun, artık senden hiçbir şey saklamayacağım oğlum.” Polis derin bir nefes aldı. “Büyükbabanızın ölüm emrini veren kişi, aileden biri değil. Yılmaz Nakliyat’ın eski ortağı ve fabrikanın o dönemki finans sorumlusu… Cemal Karaca.” Bu ismi ilk defa duyuyordum. Amcam başını salladı. “Cemal, babamın en güvendiği adamdı. Fabrikanın hesaplarını yönetirdi. Yıllarca ailemizin sofrasında oturdu. Dedemin ölümünden sonra da ortadan kayboldu.” “Peki babam onunla neden birlikte hareket etti?” Amcam acı bir ifadeyle bana baktı. “Çünkü fabrikanın gelirlerini birlikte paylaşacaklardı. Baban, annenin hisselerini ele geçirmek istiyordu. Cemal ise fabrikanın tamamını kendi üzerine geçirmek istiyordu.” Annem ağlamaya başladı. “Baban bunu öğrendiğinde artık çok geçti. Kocası sandığı adamın kendisini nasıl kullandığını anlamıştı.” Babamın yıllardır anlattığı hikâyenin tamamı bir yalandı. Ama hâlâ aklımda bir soru vardı. “Amca, sen neden Cemal’in adını o zaman söylemedin?” Mehmet gözlerini yere indirdi. “Çünkü o günlerde annen hamileydi. Cemal, seni de anneni de öldürmekle tehdit etti. Baban da bu tehdidin içinde yer aldı. Ben konuşursam ikinizin hayatı tehlikeye girecekti.” Polis memuru dosyayı kapattı. “Bu belgeler savcılığa teslim edilecek. Soruşturma yeniden açılacak.” O gece fabrikadan çıktığımızda hava aydınlanmaya başlamıştı. İstanbul’a dönerken kimse konuşmadı. Annem otobüsün camından dışarı bakıyordu. Mehmet yanımda oturuyordu. Bir ara elini omzuma koydu. “Bana kızgın mısın?” Ona baktım. “Bilmiyorum.” Başını salladı. “Bu da hakkın.” İlk defa bir yetişkin bana kendi duygularımı yaşama hakkı veriyordu. Eve vardığımızda babamın ayakkabıları hâlâ kapının önündeydi. Salondaki boş rakı şişeleri masanın üzerinde duruyordu. Annem mutfağa girdi. Yıllardır yaptığı gibi çay koymak için su ısıttı. Ama bu defa elleri titremiyordu. “Ahmet, artık o evden gitmek zorunda değiliz.” Başımı kaldırdım. “Nasıl yani?” Annem masanın üzerine birkaç belge koydu. “Esenler’deki evin haciz işlemleri için babanın gösterdiği borçların bir kısmı sahteydi. Fabrikanın gelirleriyle oluşturulmuş borçlar vardı. Avukatla görüştüm. İtirazlarımız kabul edilirse evimizi kurtarabiliriz.” Mehmet sessizce ekledi: “Üstelik deden, fabrikanın gelirlerinden senin adına bir miras payı bırakmış. Baban o parayı da yıllarca saklamış.” O an ağlamaya başladım. Yıllardır ailemi kurtarmak için liseyi bırakmıştım. Sebze hâlinde sırtımda kasalar taşımıştım. Bazen eve ekmek götürebilmek için öğle yemeği yememiştim. Meğer bütün bunlar, bize ait olanı bizden alan insanların yüzünden yaşanmıştı. Annem bana sarıldı. “Okuluna döneceksin oğlum.” “Peki ya borçlar?” “Artık hepsini tek başına taşımayacaksın.” Aradan iki hafta geçti. Savcılık soruşturması genişletildi. Eski muhasebecinin verdiği belgeler, banka kayıtları ve ses kayıtları incelendi. Cemal Karaca’nın yıllar önce yurt dışına çıktığı öğrenildi. Hakkında yakalama kararı çıkarıldı. Babamın da sahte belgeler, dolandırıcılık ve miras üzerinde usulsüz işlem iddiaları nedeniyle soruşturması devam ediyordu. Babaannem birkaç kez annemi aradı. İlk aradığında annem telefonu açmadı. İkincisinde açtı. “Gelininim ben senin,” dedi yaşlı kadın ağlayarak. “Yirmi yıl aynı sofraya oturduk. Bir yanlış yaptık. Affet artık.” Annem uzun süre sustu. Sonra sakin bir sesle cevap verdi. “Ben senin gelinin olduğum için sustum. Senin de bir anne olduğunu düşündüğüm için sustum. Ama sen benim çocuğumun hayatını elimden aldın.” “Ben de korktum kızım.” “Ben de korktum. Ama ben korkarken sen torununu bir yalana mahkûm ettin.” Telefon kapandı. Annem o gün ilk defa kendisini suçlamadan uyudu. Bir ay sonra babamın ailesiyle ilgili bütün mahalle konuşmaya başlamıştı. Eskiden babamın yanında oturmak için yarışan akrabalar artık telefonlarına cevap vermiyordu. Düğünlerde en önde oturmak isteyen adam, şimdi kendi ailesinin gözlerine bakamıyordu. Bir gün kapımız çaldı. Açtığımda babamı gördüm. Saçları dağılmıştı. Yüzü çökmüştü. Elinde eski bir poşet vardı. “Annen evde mi?” “Ne istiyorsun?” “Bir konuşayım. Sonra giderim.” Annem sesimizi duyup kapıya geldi. Babam onu görünce ağlamaya başladı. “Ben hata yaptım.” Annem hiçbir şey söylemedi. “Mehmet’in ortaya çıkacağını düşünmedim. Seni kaybetmek istemedim. Ahmet’i de kendi oğlum gibi gördüm.” Ben dayanamadım. “Benim için yaptığın tek şey, gerçek babamın hayatını çalmak mıydı?” Babam başını eğdi. “Ben seni büyüttüm.” “Evet. Ama büyütürken bana yalan söyledin. Amcamın hırsız olduğunu söyledin. Annemi ağlattın. Bizi evsiz bıraktın.” “Ahmet, ben senin baban sayılırım.” “Baba olmak sadece aynı evde yaşamak değilmiş. Bunu senden öğrendim.” Babam anneme döndü. “Beni affet.” Annem kapının kolunu tuttu. “Ben seni affetmek zorunda değilim Yılmaz. Sen de artık benim hayatımda söz sahibi değilsin.” Kapıyı kapattı. Bu defa arkasından ağlamadı. Üç ay sonra Esenler’deki evimiz için sevindirici haber geldi. Haciz işlemlerine yapılan itirazlar kabul edilmişti. Annemin miras hakkını kanıtlayan belgeler doğrultusunda evin satış işlemi durduruldu. Fabrikanın mülkiyetine ilişkin dava ise devam ediyordu. Ama artık elimizde yalnızca umut yoktu. Gerçek belgelerimiz vardı. Amcam Mehmet, yıllar sonra ilk kez kendi yatağında uyuyabileceği bir oda buldu. Annem arka bahçedeki teneke barakayı temizledi. Eski battaniyeyi kaldırdı. Yıpranmış ayakkabıları kapının önünden aldı. “Artık burada yatmayacaksın ağabeyim,” dedi. Mehmet gülümsedi. “Benim için bu evin bir odası yeter.” Annem başını salladı. “Sen bu evin yabancısı değilsin. Bu evin hakkını korumak için hayatını verdin.” O gün birlikte yemek yaptık. Sofrada üç kişiydik. Annem, Mehmet ve ben. Yıllardır ilk defa kimse birbirinden korkmuyordu. Bir süre sonra liseye geri döndüm. İlk gün sınıfa girdiğimde arkadaşlarım neden bu kadar uzun süre okula gelmediğimi sordu. Her şeyi anlatmadım. Bazı yaralar insanın içinde kalmalıydı. Akşamları yine çalışıyordum. Ama artık bütün kazancımı ailemin borçlarına vermek zorunda değildim. Mehmet de eski mesleğine döndü. Bir nakliye firmasında çalışmaya başladı. İlk maaşını aldığı gün eve küçük bir kutuyla geldi. İçinden bana bir dolma kalem çıkardı. “Bunu deden kullanırdı,” dedi. Kalemi elime aldım. “Bana neden veriyorsun?” “Çünkü senin yarım kalan hikâyeni artık kendi elinle yazmanı istiyorum.” O gece uzun süre uyuyamadım. Dedemi hiç tanımamıştım. Ama bıraktığı mirasın sadece fabrika, para veya tapu olmadığını artık biliyordum. Bazen bir insanın bıraktığı en büyük miras, yıllar sonra ortaya çıkan gerçektir. Bir yıl sonra mahkeme sürecinde yeni deliller kabul edildi. Cemal Karaca yakalanarak Türkiye’ye getirildi. Soruşturmadaki ifadeler ve belgeler, yıllar önceki olayların yeniden değerlendirilmesini sağladı. Mehmet’in mahkûmiyetine dayanak yapılan delillerin güvenilirliği ciddi biçimde sorgulandı. Avukatımızın çabalarıyla dosya yeniden ele alındı. Yıllarca hırsız diye anılan adamın adı, sonunda yeniden itibar kazanmaya başladı. Babam ise kendi yaptıklarının sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda kaldı. Artık mahallede kimse onun eski hikâyelerine inanmıyordu. Bir zamanlar başkalarına gurur dersi veren adam, kendi gururunun altında ezilmişti. Ama Mehmet’in bana söylediği bir söz vardı. “Ahmet, intikam almak için yaşamayacaksın. Adaletin yerini bulması yeter. Sen kendi hayatını kur.” Bu sözü hiç unutmadım. Aradan iki yıl geçti. Bir akşam annem mutfakta çay hazırlıyordu. Ben masada ders çalışıyordum. Mehmet cebinden kırmızı ipe bağlı eski anahtarı çıkardı. İzmit’teki fabrikanın kapısını açtığı anahtar… Artık paslanmıştı. Masaya bıraktı. “Bunu sakla Ahmet. Bir gün çocuklarına gösterirsin.” Anahtarı elime aldım. “Onlara ne anlatacağım?” Mehmet gülümsedi. “Bir insanın hırsız ilan edilmesinin, gerçekten hırsız olduğu anlamına gelmediğini anlat.” Annem çay bardaklarını masaya koydu. Sonra bana baktı. “Bir de şunu anlat oğlum. İnsan bazen ailesini kaybetmemek için susar. Ama susarak koruduğu şey, bazen ailesini mahveden yalandır.” O gece pencereden Esenler’in sokaklarına baktım. Eskiden bu sokaklarda başım önde yürürdüm. Çünkü babamın soyadını taşımanın utancını hissederdim. Şimdi ise başım dikti. Mehmet’in bana verdiği soyadını değil, bana bıraktığı gerçeği taşıyordum. Yıllarca bir hırsızın yeğeni olduğumu sandım. Meğer bir adam, oğlunu korumak için hırsız damgası yemiş. Ve en acısı… Bizi koruması gerekenler, bizi en çok yaralayanlarmış. O gün anladım: Hayatın en acı cilvesi şudur: Bir ailede bazen en büyük hırsız, başkasının malını alan değil; başkasının hakkını yiyip sofrada en yüksek sesle helallikten söz edendir. Mehmet’in anahtarı hâlâ bende. Çünkü bazı kapılar yıllarca kilitli kalabilir. Ama gerçek, bir gün mutlaka o kapının anahtarını bulur. Siz olsaydınız, yıllarca size babalık yapmış ama bütün hayatınızı yalan üzerine kurmuş bir adamı affeder miydiniz? Yoksa gerçek babanızın yıllarca çektiği acının hesabını mı sorardınız? Yorumlarda düşüncenizi paylaşın. Belki de birilerinin yıllardır söyleyemediği sözü sizin yorumunuz anlatır.
Benzer Galeriler
-
3 isim görevden alındı
-
Selçuk Tepeli’ye bakın ne oldu
-
Düğünde inanılmaz olay!
-
Kabul edilerek yasalaştı
-
Kocamın Eski Kanepede Sakladığı Sırrı Ölümünden Sonra Öğrendim
-
Kızım bana bir mesaj gönderdi: “Senden uzak durmaya karar verdik. Lütfen artık bizimle iletişime geçme.” Onunla tartışmadım. Kararından vazgeçirmeye de çalışmadım.


