- “Yemekten sonra yine bayılırsan, bu evde sana tuhaf bir şey olduğu için değil, çok çalıştığın içindir,” dedi kocam Kaan, gömleğimin düğmelerinin yanlış iliklendiğini anlamaya çalışırken attığı hafif bir kahkahayla. Adım Sevda. 27 yaşındayım ve İstanbul’un finans merkezindeki büyük bir firmada kıdemli finansal denetçi olarak çalışıyorum. 3 yıldır büyük bir inşaat şirketinde proje müdürü olan Kaan ile evliyim. Babası Remzi, gayrimenkul sektöründe güçlü bir danışmandı. Annesi Deniz ise emekli bir kimya öğretmeniydi. Kaan’ın ailesinde sarsılmaz bir ritüel vardı: Her ayın ilk pazar günü, Bebek’teki görkemli konaklarında aile yemeğinde buluşurduk. Kabus dört ay önce başladı. O akşam Deniz Hanım harika bir akşam yemeği hazırlamıştı. Remzi Bey tabağımı bizzat doldurdu: “Çok zayıfladın yeğenim, hepsini bitir,” diyerek gülümsedi. Ancak yemeği yedikten on dakika sonra göz kapaklarım ağırlaştı. Bacaklarım tutmaz oldu, sesler uzaklaştı. Ayakta kalabilmek için masaya tutunmak zorunda kaldım. Kaan beni misafir odasına götürdü. Yatağa uzandığım an bilincimi kaybettim. Üç saat sonra uyandığımda ev sessizdi. Kaan telefonuna bakıyordu. “Hemen sızdın, kan şekerin düştü herhalde,” dedi. Fakat gömleğime baktığımda ipek bluzumun iki düğmesinin yanlış deliklere iliklendiğini fark ettim. Ertesi ayki yemekte yine aynı şey yaşandı. Bu kez uyandığımda rujum çene hattıma kadar dağılmıştı. Şüphelerim iyice arttı. Üçüncü yemekten önce bileğime saatimin altına küçük bir kalem çizgisi attım, bluzumun fotoğrafını çektim ve gizli bir ses kayıt cihazı ile şarj aleti kılığındaki küçük bir kamerayı odaya yerleştirdim. O akşam çorbadan birkaç kaşık aldıktan sonra yine o hafif acı tadı hissettim. Anında başım dönüyormuş gibi yapıp Kaan’ın omuzuna çöktüm. Beni odaya yatırdı.
- Kapı kapanır kapanmaz tüm gücümle uykusuzlukla savaşıp doğrulmaya çalıştım. Bileğimdeki çizik kaymıştı—biri kolumu hareket ettirmişti. Gömleğimin düğmeleri yine yanlış iliklenmişti! Ertesi gün gelen bir davetle süreç hızlandı. Deniz Hanım, “Pazar günü erken gel, İzmir’den önemli misafirlerimiz var,” dedi. O Pazar gittiğimizde evde Semih adında yabancı bir adam vardı. Remzi Bey bana bir kadeh şarap ikram etti. İçmiş gibi yapıp bardağı masaya bıraktım ve saat yediye doğru başımın döndüğünü söyleyip misafir odasına geçtim. Kaan beni yatağa yatırıp çıktı. Bir saniye sonra dışarıdan kapının kilitlenme sesini duydum! Dışarıdan gelen ayak sesleri yaklaştı. Semih, “İlaç bu gece çabuk etki etti,” dedi. Remzi Bey yanıtladı: “İmzasını alıp sahte devir işlemini tamamlamamız gerekiyor, dozu biraz artırdık.” Gözlerim karanlıkta açıldı. Kapı kolu döndü ve içeri üç adam girdi: Kaan, Remzi ve Semih!Semih üzerime doğru eğildiği an, tüm gücümle göğsüne bir tekme savurup yataktan fırladım. “Bana sakın dokunmayın!” diye bağırdım. Kaan kapı eşiğinde donakaldı. Remzi Bey’in yüzü tarlalara dönmüştü. “Sen… uyanık mısın?” diye kekeledi. O sırada kapıda beliren kayınvalidem Deniz Hanım’a baktım: “Bunu başından beri biliyordun, değil mi?” Dedim. Sessizce yere baktı. Remzi Bey soğukkanlılığını toplayıp çıkışı kapattı. Milyon dolarlık sahte kentsel dönüşüm projelerinde arsa sahiplerine şantaj yaptıklarını, ben bir kıdemli finansal denetçi olduğum için şirketlerin usulsüz evraklarını onaylatmak adına benim resmi imzama ihtiyaç duyduklarını itiraf etti. “Sadece belgeleri imzala ve bu iş bitsin. Sana ve Kaan’a İzmir’de iki lüks daire ve milyonlarca lira vereyim,” dedi. Dönüp kocama baktım: “Buna gerçekten göz yumdun mu?” Kaan gözlerini kaçırdı: “İmzala Sevda, parayı alıp gidelim…” O an kalbimin bin parçaya bölündüğünü hissettim. Kaan bir kurban değildi; her başarılı şantaj ve devir işleminden 900 bin dolar pay alan bir suç ortağıydı! Tam o sırada duvardaki prizden hafif bir bip sesi geldi. Şarj aleti kılığındaki gizli kameranın canlı yayın bağlantısı kurduğunu anlayan Remzi Bey, cihazı duvardan söküp yerde parçaladı. Ama çok geçti; yayın çoktan dışarıya aktarılmıştı. Birkaç dakika içinde mahallede siren sesleri yankılandı. Polis ekipleri içeri girip Remzi Bey’i, Kaan’ı ve Semih’i gözaltına aldı. Gizli kasada şantaj kasetleri ve sahte tapular bulundu. Peki polisi kim aramıştı? Ertesi gün öğrendiğim gerçek beni daha da şaşırttı. Canlı yayını polise sızdıran ve ihbarı yapan kişi vicdan azabına dayanamayan kayınvalidem Deniz Hanım’dı. Süreç aylarca sürdü. Remzi Bey nitelikli dolandırıcılık ve şantaj suçlarından müebbet hapse yakın bir ceza aldı. Kaan, babasının yasadışı işlerine ortak olduğu için hapis cezasına çarptırıldı. Ben ise ertesi sabah boşanma davasını açtım. Şimdi Ayvalık’ta deniz kenarında küçük bir evde, huzurlu bir hayat yaşıyorum. Yaşadığım bu ağır travmayı atlatmak için terapi alıyorum ama artık geceleri kapımı üç kez kontrol etmek zorunda kalmadan mışıl mışıl uyuyorum. Bu olaydan öğrendiğim en büyük ders şu oldu: Tehlike her zaman karanlık sokaklarda beklemez. Bazen en büyük kötülük; sıcacık bir aile yemeğinde, şık bir takım elbisenin içinde ve en güvendiğiniz insanların tebessümünde saklıdır. Kendi sesinizi dinlemekten ve hayatınızın kontrolünü elinize almaktan asla vazgeçmeyin.

