DOLAR
Alış: 45.59
Satış: 45.78
EURO
Alış: 53.08
Satış: 53.29
GBP
Alış: 61.41
Satış: 61.87
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
30.05.2026
Babamın mirası paylaşıldığı gün, ağabeyim evi aldı, ablam da kamyoneti. Bana ise eğri, çürümüş kırmızı bir gardırop bıraktılar
- Babamın mirası paylaşıldığı gün, ağabeyim evi aldı, ablam da kamyoneti. Bana ise eğri, çürümüş kırmızı bir gardırop bıraktılar… bilmeden ki babam onu hepsini batırmak için hazırlamıştı. 💸 Annem banka hesap cüzdanlarını sanki ben orada oturmuyormuşum gibi dağıttı. Altın bilezikler gözlerimin önünde el değiştirdi. Cenazeyi benim ödediğimi kimse ağzına bile almadı. Babamı toprağa vereli henüz kırk gün olmuştu. Kırk gün. Ve hâlâ hastane koridorunda geçirdiğim yetmiş üç gecenin ağrısı sırtımdan çıkmamıştı. Suyunu değiştiren bendim. Doktorlarla konuşan bendim. Artık adımı söyleyemediği anlarda elini tutan bendim. Ağabeyim hiç gelmedi. Hep işi vardı. Ablam da gelmedi. Hep “çıkamıyordu”. Ama babam son ana kadar onları bekledi. Kapı her açıldığında gözlerini kaldırıyordu. Ve gelen onlar olmayınca, bakışları biraz daha sönüyordu. Öldüğünde annem ağabeyimi aradı. O ise annemin nasıl olduğunu sormadı. Babamın nasıl öldüğünü de sormadı. İlk söylediği şey şuydu: — Cenaze masraflarını nasıl yapacağız? Ablam tek kuruş vermedi. Tabutu ben ödedim. Mevlidi. Çayı. Yemeği. Mezarlığı. Tam 58 bin lira. Hepsini tek tek bir deftere yazdım. Para istemek için değil. Sonra hiç yaşanmamış gibi davranırlarsa delirmemek için. Ve aynen bunu yaptılar. O pazar günü hepimizi salona oturttular. Babamın televizyon açıkken maç izlediği aynı salon. Bütün gün çalıştıktan sonra çizmeleri ayağındayken uyuyakaldığını gördüğüm aynı salon. Annem metal bir kutuyu masanın üstüne koydu. İçinde tapular, kamyonetin ruhsatı, iki banka cüzdanı ve anneannemden kalan altın bilezikler vardı. Ağabeyim karısıyla birlikte annemin sağına geçti. Ablam soluna oturdu, kocası hâlâ telefona bakıyordu. Bense en köşede kaldım. Her zamanki gibi. Annem bana bakmadan kutuyu açtı. — Ağabeyin daha çok zorlanıyor, dedi. — Ev ona kalacak. Bu kadar kolay. Hiç utanmadan. Kimseye sormadan. Ağabeyim de reddediyormuş gibi bile yapmadı. Sadece başını eğip onayladı, sanki önceden biliyormuş gibi. Sonra annem kamyonetin ruhsatını çıkardı. Ablama uzattı. — Senin işine yarar. Ablam hemen gülümsedi. Sonra banka hesapları geldi. Ağabeyime otuz bin lira. Ablama elli bin lira. En son altın bilezikler. Onlar da ablama. Ben hâlâ oradaydım. Sessizce. Babamın hayatını pazarda eşya dağıtır gibi paylaşmalarını izliyordum. Ev. Kamyonet. Birikim. Altın. Ve benim adım bir kez bile geçmedi. Sonra annem bana döndü. Suçlulukla değil. Bıkkınlıkla. — Geriye sadece şu kaldı. Parmağıyla köşeyi gösterdi. Babamın eski gardırobu. Kırmızı. Boyası dökülmüş. Eğri. Bir ayağı kırık olduğu için altına taş sıkıştırılmış. Yengem alaycı bir kahkaha attı. — Bu odun bile olmaz. Ablam başını bile kaldırmadı. — Benim eve sığmaz zaten. Annem bana çocukluğumdan beri baktığı gibi baktı. Sanki artıkları kabul etmek için doğmuşum gibi. — Sen en küçüksün. Açgözlü olma. İşte o anda içimde bir şey koptu. Çünkü hayatım boyunca hep böyleydi. Ağabeyim “evin erkeği”ydi. Ablam “prenses”. Ben ise anlayış gösterendim. Vazgeçendi. Dayanandı. Ona özel ders tuttular. Ablama düğün yaptılar. Ben çalışarak okudum. Ben borca girip ağabeyime arsa alsın diye para verdim. Sekiz yıl geçti, bir kuruşunu bile geri vermedi. — Aile içinde hesap tutulmaz, derdi annem. O gün tuttum. Ev birine. Kamyonet, para ve altın diğerine. Bana ise kırık bir eşya. Yavaşça ayağa kalktım. Gardıroba doğru yürüdüm. Dökülen boyasının üstünde elimi gezdirdim. Her çizğini tanıyordum. Babam gömleklerini, aletlerini, eski gazetelerini ve kimsenin değer vermediği her şeyi orada saklardı. Eğilip altındaki taşları çektim. Gardırop hafifçe yana kaydı. Dayım kaşlarını çattı. Yengem yine güldü. Ama annem gülmedi. Annem bir anda ciddileşti. Hem de fazla ciddi. O öğleden sonra ilk kez evin sahibi gibi görünmedi. Korkmuş gibiydi. — Onu bırak orada! dedi birden. Salon buz gibi oldu. Ona baktım. — Hani işe yaramıyordu? Ağabeyim başını kaldırdı. Ablam telefonu cebine koydu. Annem metal kutunun anahtarını avucunda sıktı. — Eski o. Kendini yaralarsın. — Merak etmeyin, dedim. — Bana daha kötülerini bıraktınız zaten. Kimse gülmedi. Dayım gardırobu basamaktan indirmeme yardım etti. Ağabeyim parmağını bile kıpırdatmadı.
- Ablam ise sadece yan gözle izliyordu. Annem balkon kapısında durmuş, gardırobu halatlarla ödünç kamyonete bağlayışımızı gözleriyle takip ediyordu. Tam o sırada içeriden tok bir ses geldi. Tak. Dayım durdu. — İçinde bir şey mi var? — Yok! dedi annem kapıdan. Çok hızlı. Çok sert. Dönüp ona baktım. Bembeyaz olmuştu. Gardırobun kapağını açtım. İçeride sadece toz vardı. Ya da öyle görünüyordu. Ama elimi en arkaya uzattığımda parmaklarım gevşek bir tahtaya değdi. Annem merdivenlerden neredeyse koşarak indi. — Burada açma! Gözlerinin içine baktım. Ağabeyim arkasından geliyordu. Ablam da. Ve o anda şunu anladım: Bana alay ederek bıraktıkları o çürük gardırop, aslında hepsinin benim açmamdan korktuğu tek şeydi. Bölüm 2 Annem kolumu öyle sert tuttu ki tırnakları derime geçti. — Dedim ya, burada açma! Sesindeki korku artık gizlenemiyordu. Ağabeyim hızla yanıma geldi. — Ne yapıyorsun oğlum sen? İnsan gibi götür işte. “İnsan gibi.” Hastanede gecelerce babamın altını değiştirirken insan olan bendim. Cenaze masrafını öderken insan olan bendim. Şimdi ise ilk kez onlar korkuyordu. Elimi gardırobun içindeki gevşek tahtanın üstünde tuttum. Ve yavaşça çektim. Tak. İnce bir bölüm açıldı. Bir anda herkes sustu. İçeriden sararmış zarflar, eski tapu dosyaları ve küçük siyah bir kayıt cihazı çıktı. Annemin yüzündeki renk tamamen kayboldu. Ablam ayağa kalktı. — Bu da ne? Dayım bana baktı. — Aç bakalım. Annem bir adım öne atıldı. — Hayır! Ama artık çok geçti. İlk zarfın üstünde babamın el yazısı vardı. “En küçük oğlum Emir’e.” Ellerim titredi. Babam ölmeden önce son haftalarda konuşmakta zorlanıyordu. Ama o yazıyı tanımamak imkânsızdı. Zarfı açtım. İçinden katlanmış sayfalar çıktı. Ve ilk cümleyi okuduğum anda boğazım düğümlendi. “Eğer bu mektubu okuyorsan, demek ki yine seni en sona bıraktılar.” Salonda çıt çıkmıyordu. Babam yazmıştı: “Bunu okuyorsan bil ki her şeyi gördüm. Kim geldi, kim gelmedi. Kim sadece mirası bekledi. Kim benim elimden su içirdi.” Ağabeyim kıpırdandı. Annem ağzını açtı ama sesi çıkmadı. Ben okumaya devam ettim. “Ev aslında yıllar önce senin adına alındı. Tapuyu geçici olarak annenin üstüne yaptım çünkü bankadaki borçları kapatmam gerekiyordu. Ama gerçek evraklar gardırobun gizli bölümünde.” Bir anda herkesin nefesi kesildi. Dayım dosyayı açtı. Tapu oradaydı. Benim adım yazıyordu. Ben. Babam evi yıllar önce bana bırakmıştı. Ağabeyim bir anda bağırdı: — Bu sahte! Dayım sertçe döndü. — Sus! Ama olay daha bitmemişti. Kayıt cihazını elime aldım. Üzerine tarih yazılmıştı. Babamın ölümünden iki hafta önce. Play tuşuna bastım. Önce cızırtı geldi. Sonra babamın yorgun sesi duyuldu. “Eğer bunu dinliyorsanız, büyük ihtimalle birbirinize düştünüz.” Annem sandalyeye çöktü. Babam devam etti: “Zehra… Senden bunu beklemezdim.” Annem ağlamaya başladı. Ama babamın sesi ilk kez bu kadar sertti. “Ben hastanedeyken evrakları değiştirmeye çalıştığını öğrendim. Murat’la birlikte notere gitmişsiniz.” Ağabeyimin yüzü bembeyaz oldu. Dayım öfkeyle ona baktı. — Doğru mu bu?! Kimse cevap vermedi. Babam devam etti: “Ben ölmeden önce her şeyi avukata teslim ettim. Eğer Emir’e haksızlık yapılırsa kayıtlar savcılığa verilecek.” Ablam korkuyla eşine baktı. Ben ise donup kalmıştım. Çünkü hayatım boyunca ilk kez biri beni görüyordu. Babam. Ses kaydı devam etti. “Emir… Sen beni yalnız bırakmadın. O yüzden bu ev senin. Bahçedeki zeytinlik de senin. Ve banka kasasındaki para da.” Annem bir anda ayağa kalktı. — Yalan! O hasta kafayla ne dediğini bilmiyordu! Tam o sırada kapı çaldı. Herkes irkildi. Dayım gidip açtı. Kapıda takım elbiseli bir adam vardı. Babamın avukatı. Elinde resmi dosyalar vardı. — Geç kaldım sanırım, dedi sakince. — Ama merhum Kemal Bey’in son talimatlarını getirdim. Annemin dizleri çözüldü. Avukat masaya belgeleri koydu. Sahte devir girişimleri. Noter kayıtları. Banka hareketleri. Hepsi belgelenmişti. Ve en sonunda bir dosya daha çıkardı. İçinde borç senetleri vardı. Ağabeyimin yıllarca babamdan gizlice aldığı paralar. Ablamın kredi ödemeleri. Hepsi. Babam hepsini tek tek kaydetmişti. Avukat son cümleyi söyledi: — Ayrıca Kemal Bey açıkça belirtmiş: Eğer miras paylaşımında Emir dışlanırsa, herkes kendi aldığı borçlardan şahsen sorumlu tutulacak. O an salon cehenneme döndü. Ağabeyim anneme bağırmaya başladı. Ablam ağlıyordu. Eniştem sinsice çıkıp gitmeye çalıştı. Ama ben hiçbir şey söylemedim. Sadece babamın gardırobuna baktım. Yıllarca herkes onu çöp sandı. Tıpkı beni sandıkları gibi. Bir hafta sonra mahkeme sonuçlandı. Ev resmen bana geçti. Zeytinlik de. Banka kasasında ise tam iki milyon üç yüz bin lira vardı. Ama en değerlisi para değildi. Babamın bana bıraktığı son cümleydi. Mektubun en altında küçücük yazmıştı: “Bir insanın gerçek değeri, miras dağıtılırken ortaya çıkar oğlum.” O günden sonra annemle konuşmadım. Ağabeyim evi boşaltırken gözümün içine bile bakamadı. Ablam ise bir gece gizlice arayıp sadece şunu söyledi: — Babam seni bizden daha çok seviyormuş… Telefonu kapatmadan önce ilk kez içim rahatladı. Çünkü sonunda gerçeği anlamışlardı. Babam beni hiç değersiz görmemişti. Sadece bunu öğrenmem için doğru zamanı beklemişti.
Benzer Galeriler
-
Kızım beni gece saat iki sularında karakoldan aradı.
-
Babamın mirası paylaşıldığı gün, ağabeyim evi aldı, ablam da kamyoneti. Bana ise eğri, çürümüş kırmızı bir gardırop bıraktılar
-
Kayınvalidem, gelinlerin aileden sayılmadığını söyleyip beni aile tatilinden dışladı
-
Evlatlık kızımın beni huzurevine götürdüğünü sandım
-
Üçüzlerimizi doğurduktan sonra, kocam metresiyle birlikte hastane odama girdi
-
Uzun bir uçuş sırasında, ağlayan bir çocuk tüm yolcuları rahatsız ederken, bitkin düşmüş annesi çaresizce çırpınıyordu


