Antalya Kemer Suluda Ada Tur Adalar Turu Gemi Turu Turlar Setur Gezi Turları

Babamın mirası paylaşıldığı gün, ağabeyim evi aldı, ablam da kamyoneti. Bana ise eğri, çürümüş kırmızı bir gardırop bıraktılar » T.C. Haber T.C. Haber
Ana Sayfa 30.05.2026

Babamın mirası paylaşıldığı gün, ağabeyim evi aldı, ablam da kamyoneti. Bana ise eğri, çürümüş kırmızı bir gardırop bıraktılar

2 / 2

Ablam ise sadece yan gözle izliyordu.

Annem balkon kapısında durmuş, gardırobu halatlarla ödünç kamyonete bağlayışımızı gözleriyle takip ediyordu.

Tam o sırada içeriden tok bir ses geldi.

Tak.

Dayım durdu.

— İçinde bir şey mi var?

— Yok! dedi annem kapıdan.

Çok hızlı.

Çok sert.

Dönüp ona baktım.

Bembeyaz olmuştu.

Gardırobun kapağını açtım.

İçeride sadece toz vardı.

Ya da öyle görünüyordu.

Ama elimi en arkaya uzattığımda parmaklarım gevşek bir tahtaya değdi.

Annem merdivenlerden neredeyse koşarak indi.

— Burada açma!

Gözlerinin içine baktım.

Ağabeyim arkasından geliyordu.

Ablam da.

Ve o anda şunu anladım:

Bana alay ederek bıraktıkları o çürük gardırop, aslında hepsinin benim açmamdan korktuğu tek şeydi.

Bölüm 2

Annem kolumu öyle sert tuttu ki tırnakları derime geçti.

— Dedim ya, burada açma!

Sesindeki korku artık gizlenemiyordu.

Ağabeyim hızla yanıma geldi.

— Ne yapıyorsun oğlum sen? İnsan gibi götür işte.

“İnsan gibi.”

Hastanede gecelerce babamın altını değiştirirken insan olan bendim.

Cenaze masrafını öderken insan olan bendim.

Şimdi ise ilk kez onlar korkuyordu.

Elimi gardırobun içindeki gevşek tahtanın üstünde tuttum.

Ve yavaşça çektim.

Tak.

İnce bir bölüm açıldı.

Bir anda herkes sustu.

İçeriden sararmış zarflar, eski tapu dosyaları ve küçük siyah bir kayıt cihazı çıktı.

Annemin yüzündeki renk tamamen kayboldu.

Ablam ayağa kalktı.

— Bu da ne?

Dayım bana baktı.

— Aç bakalım.

Annem bir adım öne atıldı.

— Hayır!

Ama artık çok geçti.

İlk zarfın üstünde babamın el yazısı vardı.

“En küçük oğlum Emir’e.”

Ellerim titredi.

Babam ölmeden önce son haftalarda konuşmakta zorlanıyordu.

Ama o yazıyı tanımamak imkânsızdı.

Zarfı açtım.

İçinden katlanmış sayfalar çıktı.

Ve ilk cümleyi okuduğum anda boğazım düğümlendi.

“Eğer bu mektubu okuyorsan, demek ki yine seni en sona bıraktılar.”

Salonda çıt çıkmıyordu.

Babam yazmıştı:

“Bunu okuyorsan bil ki her şeyi gördüm.
Kim geldi, kim gelmedi.
Kim sadece mirası bekledi.
Kim benim elimden su içirdi.”

Ağabeyim kıpırdandı.

Annem ağzını açtı ama sesi çıkmadı.

Ben okumaya devam ettim.

“Ev aslında yıllar önce senin adına alındı.
Tapuyu geçici olarak annenin üstüne yaptım çünkü bankadaki borçları kapatmam gerekiyordu.
Ama gerçek evraklar gardırobun gizli bölümünde.”

Bir anda herkesin nefesi kesildi.

Dayım dosyayı açtı.

Tapu oradaydı.

Benim adım yazıyordu.

Ben.

Babam evi yıllar önce bana bırakmıştı.

Ağabeyim bir anda bağırdı:

— Bu sahte!

Dayım sertçe döndü.

— Sus!

Ama olay daha bitmemişti.

Kayıt cihazını elime aldım.

Üzerine tarih yazılmıştı.

Babamın ölümünden iki hafta önce.

Play tuşuna bastım.

Önce cızırtı geldi.

Sonra babamın yorgun sesi duyuldu.

“Eğer bunu dinliyorsanız, büyük ihtimalle birbirinize düştünüz.”

Annem sandalyeye çöktü.

Babam devam etti:

“Zehra…
Senden bunu beklemezdim.”

Annem ağlamaya başladı.

Ama babamın sesi ilk kez bu kadar sertti.

“Ben hastanedeyken evrakları değiştirmeye çalıştığını öğrendim.
Murat’la birlikte notere gitmişsiniz.”

Ağabeyimin yüzü bembeyaz oldu.

Dayım öfkeyle ona baktı.

— Doğru mu bu?!

Kimse cevap vermedi.

Babam devam etti:

“Ben ölmeden önce her şeyi avukata teslim ettim.
Eğer Emir’e haksızlık yapılırsa kayıtlar savcılığa verilecek.”

Ablam korkuyla eşine baktı.

Ben ise donup kalmıştım.

Çünkü hayatım boyunca ilk kez biri beni görüyordu.

Babam.

Ses kaydı devam etti.

“Emir…
Sen beni yalnız bırakmadın.
O yüzden bu ev senin.
Bahçedeki zeytinlik de senin.
Ve banka kasasındaki para da.”

Annem bir anda ayağa kalktı.

— Yalan! O hasta kafayla ne dediğini bilmiyordu!

Tam o sırada kapı çaldı.

Herkes irkildi.

Dayım gidip açtı.

Kapıda takım elbiseli bir adam vardı.

Babamın avukatı.

Elinde resmi dosyalar vardı.

— Geç kaldım sanırım, dedi sakince.
— Ama merhum Kemal Bey’in son talimatlarını getirdim.

Annemin dizleri çözüldü.

Avukat masaya belgeleri koydu.

Sahte devir girişimleri.
Noter kayıtları.
Banka hareketleri.

Hepsi belgelenmişti.

Ve en sonunda bir dosya daha çıkardı.

İçinde borç senetleri vardı.

Ağabeyimin yıllarca babamdan gizlice aldığı paralar.
Ablamın kredi ödemeleri.
Hepsi.

Babam hepsini tek tek kaydetmişti.

Avukat son cümleyi söyledi:

— Ayrıca Kemal Bey açıkça belirtmiş:
Eğer miras paylaşımında Emir dışlanırsa, herkes kendi aldığı borçlardan şahsen sorumlu tutulacak.

O an salon cehenneme döndü.

Ağabeyim anneme bağırmaya başladı.

Ablam ağlıyordu.

Eniştem sinsice çıkıp gitmeye çalıştı.

Ama ben hiçbir şey söylemedim.

Sadece babamın gardırobuna baktım.

Yıllarca herkes onu çöp sandı.

Tıpkı beni sandıkları gibi.

Bir hafta sonra mahkeme sonuçlandı.

Ev resmen bana geçti.

Zeytinlik de.

Banka kasasında ise tam iki milyon üç yüz bin lira vardı.

Ama en değerlisi para değildi.

Babamın bana bıraktığı son cümleydi.

Mektubun en altında küçücük yazmıştı:

“Bir insanın gerçek değeri, miras dağıtılırken ortaya çıkar oğlum.”

O günden sonra annemle konuşmadım.

Ağabeyim evi boşaltırken gözümün içine bile bakamadı.

Ablam ise bir gece gizlice arayıp sadece şunu söyledi:

— Babam seni bizden daha çok seviyormuş…

Telefonu kapatmadan önce ilk kez içim rahatladı.

Çünkü sonunda gerçeği anlamışlardı.

Babam beni hiç değersiz görmemişti.

Sadece bunu öğrenmem için doğru zamanı beklemişti.

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.

2 / 2
Tema Tasarım |