DOLAR
Alış: 45.59
Satış: 45.78
EURO
Alış: 53.08
Satış: 53.29
GBP
Alış: 61.41
Satış: 61.87
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
25.05.2026
Altı yaşındaki oğlum, yaşlı komşumuzun elektriğini yeniden açtırabilmesi için kumbarasını tamamen boşalttı
- BÖLÜM 1 “Eğer o yaşlı kadın elektriksiz kaldıysa, bunun sebebi yoksulluk değil… kendi kanından birinin onu terk etmesidir.” O sabah gözlerimi tam açmadan önce duyduğum ilk şey buydu. Kapıma vurulan sert darbeler evin duvarlarını titretiyordu. Benim adım Elif Yılmaz. İstanbul’un sakin sayılabilecek bir semtinde yaşıyorum; insanların birbirini selamladığı ama kimsenin kimseye fazla karışmak istemediği yerlerden. En azından ben öyle sanıyordum. Altı yaşındaki oğlum Mert, araba desenli pijamasıyla arkamdan geldi. Gözleri korkuyla doluydu. —Anne… ben bir şey mi yanlış yaptım? Kapıyı açtım ve olduğum yerde donup kaldım. Karşımda bir polis memuru duruyordu. Elinde kırmızı bir seramik kumbara vardı. Arkasındaki bahçem ise adeta kımıl kımıl kumbaralarla doluydu. Pembe, mavi, yeşil… plastik, toprak, domuzcuk şekilli, kurbağa şeklinde, hatta küçük araba ve hayvan figürlü olanlar… saksıların içinde, merdiven basamaklarında, çimenlerin üstünde, hatta kapı girişinde bile kumbaralar vardı. Sokakta iki polis aracı yolu kapatmıştı. Komşular dışarı çıkmış, fısıldaşıyordu. Ve karşı kaldırımda, Emine Teyze’nin sarı boyalı küçük evi kapısı kapalı halde sessizce duruyordu. Polis memuru bana ciddiyetle baktı. —Siz Mert’in annesi misiniz? Oğlumu sabahlığımın içine alarak başımı salladım. —Ben Komiser Ali Demir. Kimse tutuklu değil. Ama sizden bunu kırmanızı istiyoruz. Bana kırmızı kumbarayı uzattı. —Neden? Bakışları karşı evde, Emine Teyze’nin evine kaydı. —Çünkü dün oğlunuz, birçok yetişkinin görmezden geldiği şeyi gördü. Her şey üç gün önce başlamıştı. Emine Teyze seksen iki yaşındaydı ve eşi öldüğünden beri yalnız yaşıyordu. Eskiden bir devlet okulunda hizmetli olarak çalışmıştı. Mahallede herkes onu severdi ama bu, kimsenin gerçek anlamda sorumluluk almadığı türden bir sevgiydi. Bir öğleden sonra, posta kutusunun yanında elektrik faturalarını karıştırırken gördüm. —İyi misiniz Emine Teyze? Geç bir gülümsemeyle başını kaldırdı, sanki gülümsemeyi sonradan hatırlamış gibi. —Ah Elif, onlar sadece evrak işleri. Yeğenim Halil internetten hallediyor. —Gerçekten ilgileniyor mu? —İyi çocuktur. Ankara’da yaşıyor, çok çalışıyor. Mert el salladı. —Emine Teyze! Ben “triceratops” yazmayı öğrendim! Saçını okşadı. —O zaman sen birçok yetişkinden daha akıllısın yavrum. O gece bunu fazla düşünmedim. Ama üç gün sonra Mert, elinde diş fırçasıyla pencereye bakıyordu. —Anne, Emine Teyze’nin ışığı yanmıyor. Baktım. Evi tamamen karanlıktı. Ne balkon lambası ne mutfak ışığı… hiçbir şey yoktu. —Belki uyumuştur. —Hayır —dedi—. O hep yolu bulalım diye ışığı açık bırakır. Sonra odasına koşup doğum gününden kalan kumbarasını getirdi. —Ona yardım etmek istiyorum. —Mert, elektrik faturası büyüklerin işi, pahalıdır. Yutkundu. —O zaman ben küçükten başlarım. Emine Teyze’nin kapısını çaldığımızda uzun süre açmadı. En sonunda kalın bir hırka, atkı ve soğuktan morarmış ellerle göründü. —Ah Elif… gelmeseydiniz keşke. Evin içi karanlıktı. Söndürülmüş mum ve bayat kahve kokusu vardı. —Ne zamandır elektriğiniz yok? Başını eğdi. Mert cevap verdi: —Üç gecedir. Emine Teyze ağzını kapattı. —Fark ettin mi? —Siz hep Mert yemek çağrıldığında dışarıyı aydınlatırsınız. Oğlum küçük çantasını uzattı. İçinde bozuk paralar, buruşmuş kâğıt paralar ve hatta diş perisinden kalan 20 lira bile vardı. —Işığınız için. Size benden daha çok lazım. Emine Teyze ağlamaya başladı. —Yavrum, bunlar senin birikimlerin… —Siz demiştiniz ya, iyi insanlar verdiklerini saymaz. Ona sarıldı. Öyle sıkı sarıldı ki ikisinin de kırılacağını sandım. Gitmeden önce kulağına bir şey fısıldadı Emine Teyze. —Ne dedi? —diye sordum. —Sır. O gece elektrik dağıtım şirketini, sosyal hizmetleri, herkesi aradım. Mahalle WhatsApp grubuna da yazdım, fotoğraf koymadan: “Yaşlı bir komşumuz üç gecedir elektriksiz. Altı yaşındaki oğlum kumbarasını boşalttı. Yardım sürecini hızlandırabilecek biri var mı?” Cevaplar hızlı geldi. “Çok üzücü.” “Yeğeni nasıl böyle yapar?” “Bağış kampanyası açın.” Telefonuma bakıp sinirlendim. Herkes konuşuyordu. Oğlum ise harekete geçmişti. Ertesi sabah Komiser Ali Demir kırmızı kumbarayı elime verdi. —Kırın. Kumu basamağa fırlattım. İçinden para çıkmadı. Anahtarlar, kartlar, katlanmış kâğıtlar ve titreyen el yazısıyla yazılmış bir not düştü. Açtım. Ve okuduklarım sokaktaki herkesi sessizliğe gömdü. İnanamıyordum… ne olacağını beklerken… BÖLÜM 2 Notta şunlar yazıyordu: “Emine Teyze, ilkokul üçüncü sınıftayken her cuma benim yemek paramı öderdi. Bugün bir bakkalım var. Onun erzakı bir yıl boyunca benden. Mert’in de. — Selin.” Kaldırımda, bakkal önlüğü giymiş, gözleri ağlamaktan şişmiş kısa boylu bir kadın elini kaldırdı. — Benim. Emine Teyze o anda evinin kapısını açtı. Kapı eşiğine tutunarak yavaşça dışarı çıktı; polis araçlarına, insanlara ve bahçemi dolduran kumbaralara şaşkınlıkla baktı. — Ne oluyor burada? Selin ona doğru yürüdü. — Bana hep “Kasa yine mi karıştı sanki” derdiniz… Param yokken bile tepsimi dolu geri verirdiniz. Emine Teyze elini göğsüne götürdü. — Selin Yılmaz? — Evet teyze. Karnını kazağın altına saklayan o kız. Boğazım düğümlendi. Başka bir kâğıt daha aldım. Bir hırdavatçı dükkânının antetli kâğıdına yazılmıştı. “Annem iki vardiya çalışırken, benim çantama hep poğaça ve kuru fasulye koyardı. Bugün ustalarım ve ekipmanım var. Evinizdeki her tamirat bana ait. — Murat.” İş botlu bir adam öne çıktı. — Bize yardım istemenin ayıp olmadığını siz öğrettiniz. Emine Teyze başını salladı, ağlayarak. — Ben sadece yapabildiğimi yaptım. Polis memuru Ali Demir, kulağı kırık eski bir mavi kumbarayı eline aldı.
- — Bu benim. Sokak bir anda sessizleşti. Cebinden eski bir kantin fişi çıkardı. Eskiden okul kantinlerinde kullanılan metal jetonlardan. — Bunu bana 7 yaşındayken siz vermiştiniz. “Bir gün acıkırsan ve nasıl söyleyeceğini bilemezsen, bunu göster” demiştiniz. Emine Teyze ona sanki yıllar sonra kaybolmuş bir çocuğu görmüş gibi baktı. — Ali mi? Polis gözleri dolu bir şekilde gülümsedi. — Artık kimse bana Ali demez. Komşular yeniden fısıldaşmaya başladı ama bu kez utançla. Çünkü hepimiz Emine Teyze’nin üç gecedir karanlıkta kaldığını biliyorduk ama kimse karşı sokağa geçmemişti. O sırada mahalle muhabiri Zeynep geldi. Dün gece bana yazan oydu. Elinde defter vardı ama kamera yoktu. — Elif, kızacaksan kız ama ifşa etmeye gelmedim. Dün gece birçok kişi onun hikâyesini tanıdı. Emine Teyze, mahallenin yarısını doyurmuş, kimse bilmiyormuş. Ona şüpheyle baktım. — O içerik değil. — Hayır — dedi Zeynep. — O bir hafıza. Ve biri onu silmeye çalışmış. Bu cümle havaya ağır düştü. — Kim? — diye sordum. Polis memuru Ali derin bir nefes aldı. — Yeğeni Halil… sadece otomatik ödeme kartını aksatmamış. Daha fazlası var. Emine Teyze’nin yüzü bembeyaz oldu. — Hayır… o dalgındır ama kötü değildir. Polis herkesin önünde daha fazla konuşmak istemedi. Ama tam o anda telefonum çaldı. Bilinmeyen bir numara. Hiç düşünmeden hoparlöre aldım. — Elif Yılmaz? Ben Halil. O paylaşımı hemen sil. Sesi öfkeliydi, endişeli değil. Emine Teyze duydu ve dudakları titredi. — Halil… Karşı tarafta sessizlik oldu. — Teyze, yabancıları işin içine sokmamalıydın. Ödemelerini ben yönetiyorum. — Evim üç gecedir karanlıktı — dedi neredeyse fısıltıyla. — Banka hatasıydı. Polis memuru Ali yaklaştı. — Halil Bey, ben polis Ali Demir. Sizi Kütahya’ya gelmeniz için çağırıyoruz. — Orada neden polis var? — dedi tonu değişerek. — Yaşlı destek dosyasını incelerken adres değişiklikleri, sizin adınıza açılmış dijital işlemler ve mülk satış talepleri tespit ettik. Emine Teyze geri adım attı. — Satış mı? Halil kekelemeye başladı. — O… o sizi korumak içindi. Ev masraf istiyor. Siz yaşlandınız artık. Selin kaldırımdan bağırdı: — Yaşlı olmak işe yaramaz olmak değildir! Murat yumruklarını sıktı. Mert benim arkamda saklandı. İçimde soğuk bir öfke büyüdü. Emine Teyze evine baktı; yıllarını geçirdiği, bayramlarını, yaslarını, yalnızlıklarını biriktirdiği o eve. — Halil — dedi —, sen benim evimi satmak mı istedin? — Teyze, anlamıyorsun. Her şeyi ben yönetecektim. — Elektriğimi yönettiğin gibi mi? — diye cevap verdi. Kimse konuşmadı. Polis memuru Ali bana kırmızı kumbaradan çıkan başka bir kâğıt verdi. Noter evrakı kopyasıydı, titreyen bir imza vardı. — Emine Teyze — dedi dikkatlice —, bunu sizin imzalayıp imzalamadığınızı doğrulamamız gerekiyor. O baktı. Gözleri korkuyla doldu. — Ben evimi satmak için hiçbir şey imzalamadım. Halil telefonu kapattı. Ve tam o anda, sokağın ucunda siyah bir kamyonet durdu. Kapı açıldı. Emine Teyze’nin yeğeni Halil gelmişti. Ve hepimiz, gerçeğin henüz bitmediğini anladık. BÖLÜM 3 Halil, siyah kamyonetten ütülü gömleği, güneş gözlüğü ve kendini haklı hisseden o sert yüz ifadesiyle indi. — Bu bir rezalet — dedi, komşulara bakarak. — Teyzem aklını karıştırmış. Yaşlı bir kadını kullanıyorsunuz. Emine Teyze elinden geldiğince dik durdu. — Kafam karışık değil. Üşüyorum, korkuyorum ve artık benimle sanki yokmuşum gibi konuşmandan bıktım. Halil gözlüğünü çıkardı. — Teyze, ben senin her şeyini ödedim. — Hayır — dedim. — Mert, senin kontrol etmediğin hesapların yerine kumbarasındaki bozuklukları verdi. Halil bana sert bir bakış attı. — Siz aile değilsiniz. Mert, bacağımın arkasından sessizce cevap verdi: — Ama biz onun evinin ışığının kapalı olduğunu gördük. Bu cümle onu bir anlığına susturdu. Polis memuru Ali, noter kâğıdını gösterdi. — Halil Bey, Emine Hanım’ın mülküyle ilgili bir işlem başvurusu var. Ayrıca durdurulmuş ödemeler, yönlendirilmiş e-postalar ve sizin hesabınızdan yapılan dijital yetkilendirmeler tespit edildi. — Ben sadece mal varlığını korumak istedim. — Kimin malını? — diye sordu Selin. — Onun mu, sizin mi? Zeynep, Emine Teyze’nin yüzünü göstermeden ses kaydı alıyordu. Bu kez kimse onu bir “gösteri”ye çevirmek istemiyordu. Sadece kayda geçmesini istiyorduk. Murat elinde bir dosyayla yaklaştı. — Benim kız kardeşim bu işlemin başladığı tapu müdürlüğünde çalışıyor. Polis memurunun getirdiği kopyayı inceledi. İmza, Emine Teyze’nin eski belgeleriyle uyuşmuyor. Halil’in rengi soldu. — Bu yasa dışı. Siz inceleyemezsiniz… — Yasa dışı olan — dedi polis memuru Ali —, sahibinin açık rızası olmadan bir evi devretmeye çalışmaktır. Emine Teyze elini kaldırdı. Herkes sustu. — Halil, annen öldüğünde seni yaz tatillerinde ben aldım. Sana okul çantası aldım. Ateşlendiğinde çorba yaptım. Hiçbir şey istemedim. Sadece büyüdüğünde, bir gün bir faturayı okuyamazsam senin okumayacağını sanmıştım. Halil başını eğdi ama özür dilemedi. — Borçlarım var — diye mırıldandı. Sokak bir an nefesini tuttu. — Baskı altındaydım. Evi satıp daha küçük bir yere taşıyacaktım, bir kısmıyla borçları kapatacaktım… — Bana soracak mıydın? — dedi Emine Teyze. Cevap vermedi. Bu, zaten yeterliydi. Polis memuru Ali onu herkesin önünde kelepçelemedi. Saygılı ama kararlı bir şekilde kenara çekti. İşlemler aynı gün durduruldu. Bir süre sonra bir sosyal hizmet uzmanı geldi ve Emine Teyze’nin izniyle banka, ilaçlar, acil durum kişileri ve tüm bağlantılar yeniden düzenlendi. Benim adım ilk sıraya yazıldı. Halil’in adı ise bir hâkim karar verene kadar sistem dışında bırakıldı. O öğleden sonra Emine Teyze’nin evine elektrik geri geldi. Veranda lambası yandığında insanlar alkışladı. Bu bir kutlama gibi değil, bir özür gibiydi. Selin erzak getirdi. Murat elektrik tesisatını kontrol etti. Polis memuru Ali her hafta uğrayacağını söyledi. Zeynep, sansasyonsuz bir hikâye yayımladı: “Bir çocuğun sönmüş bir ışığı görüp bir şehri uyandırması.” Ama beni en çok sarsan an mutfakta oldu. Emine Teyze, Mert’in karşısında oturuyordu. Önünde sıcak çikolata ve tatlı ekmek vardı. Çantasından yeni, yeşil bir kumbara çıkardı. Mert’in boşalttığına çok benzeyen. — Bu senin hediyeni geri vermek değil — dedi. — Seninki görevini yaptı. Bu, küçük şeylerin önemli olduğuna inanmaya devam etmen için. Mert ona sarıldı. — Artık yalnız olmayacak mısın? Emine Teyze bana baktı. — Ben yalnız değildim. Sadece kimse bakmayı hatırlamamıştı. Cevap veremedim. O gece Mert’i yatağa yatırırken bana sordu: — Anne, yetişkinler neden hızlı yardım etmiyor? Saçını okşadım. — Bazen yoruldukları için. Bazen korktukları için. Bazen de bir başkasının yapmasını bekledikleri için. — Ya kimse yoksa? Pencereden baktım. Emine Teyze’nin evinin ışığı sıcaktı, güçlüydü, canlıydı. — O zaman sen yaparsın — dedim. — Küçük başlarsın. Mert yarı uykulu gülümsedi. — Emine Teyze bana bir şey söyledi, kumbarayı verdiğimde. — Ne dedi? — Kalbimin güzel olduğunu… ve dünyanın beni daha az iyi biri olmaya ikna etmesine izin vermememi. Işığı kapattıktan sonra sessizce ağladım. Karşı ev artık terk edilmiş gibi değildi. Bakılmış, hatırlanmış, korunmuş gibiydi. Ve o günden sonra, mahallede biri bir evin ışığının sönük olduğunu gördüğünde artık “Bu kimin sorunu?” diye sormuyorlar. “Önce kim kapıyı çalacak?” diye soruyorlar.
Benzer Galeriler
-
O iğrenç bez bebeğe sarılan kızım hıçkırarak, ‘O babamın hediyesi, ne olur atma!’ diye ağladı.
-
Altı yaşındaki oğlum, yaşlı komşumuzun elektriğini yeniden açtırabilmesi için kumbarasını tamamen boşalttı
-
Hâkim, 9 yaşındaki çocuğa kiminle yaşamak istediğini sordu
-
GÖREVLİĞE VERDİĞİ DEĞER ÜZDÜ
-
Komşu her gün hiçbir şeyin yetişmediği aynı toprak parçasını suluyordu
-
Canlı Yayında CHP İddiası!


