DOLAR
Alış: 45.59
Satış: 45.78
EURO
Alış: 53.08
Satış: 53.29
GBP
Alış: 61.41
Satış: 61.87
Altı yaşındaki oğlum, yaşlı komşumuzun elektriğini yeniden açtırabilmesi için kumbarasını tamamen boşalttı
BÖLÜM 1
“Eğer o yaşlı kadın elektriksiz kaldıysa, bunun sebebi yoksulluk değil… kendi kanından birinin onu terk etmesidir.”
O sabah gözlerimi tam açmadan önce duyduğum ilk şey buydu. Kapıma vurulan sert darbeler evin duvarlarını titretiyordu.
Benim adım Elif Yılmaz. İstanbul’un sakin sayılabilecek bir semtinde yaşıyorum; insanların birbirini selamladığı ama kimsenin kimseye fazla karışmak istemediği yerlerden. En azından ben öyle sanıyordum.
Altı yaşındaki oğlum Mert, araba desenli pijamasıyla arkamdan geldi. Gözleri korkuyla doluydu.
—Anne… ben bir şey mi yanlış yaptım?
Kapıyı açtım ve olduğum yerde donup kaldım.
Karşımda bir polis memuru duruyordu. Elinde kırmızı bir seramik kumbara vardı.
Arkasındaki bahçem ise adeta kımıl kımıl kumbaralarla doluydu.
Pembe, mavi, yeşil… plastik, toprak, domuzcuk şekilli, kurbağa şeklinde, hatta küçük araba ve hayvan figürlü olanlar… saksıların içinde, merdiven basamaklarında, çimenlerin üstünde, hatta kapı girişinde bile kumbaralar vardı.
Sokakta iki polis aracı yolu kapatmıştı.
Komşular dışarı çıkmış, fısıldaşıyordu.
Ve karşı kaldırımda, Emine Teyze’nin sarı boyalı küçük evi kapısı kapalı halde sessizce duruyordu.
Polis memuru bana ciddiyetle baktı.
—Siz Mert’in annesi misiniz?
Oğlumu sabahlığımın içine alarak başımı salladım.
—Ben Komiser Ali Demir. Kimse tutuklu değil. Ama sizden bunu kırmanızı istiyoruz.
Bana kırmızı kumbarayı uzattı.
—Neden?
Bakışları karşı evde, Emine Teyze’nin evine kaydı.
—Çünkü dün oğlunuz, birçok yetişkinin görmezden geldiği şeyi gördü.
Her şey üç gün önce başlamıştı.
Emine Teyze seksen iki yaşındaydı ve eşi öldüğünden beri yalnız yaşıyordu. Eskiden bir devlet okulunda hizmetli olarak çalışmıştı. Mahallede herkes onu severdi ama bu, kimsenin gerçek anlamda sorumluluk almadığı türden bir sevgiydi.
Bir öğleden sonra, posta kutusunun yanında elektrik faturalarını karıştırırken gördüm.
—İyi misiniz Emine Teyze?
Geç bir gülümsemeyle başını kaldırdı, sanki gülümsemeyi sonradan hatırlamış gibi.
—Ah Elif, onlar sadece evrak işleri. Yeğenim Halil internetten hallediyor.
—Gerçekten ilgileniyor mu?
—İyi çocuktur. Ankara’da yaşıyor, çok çalışıyor.
Mert el salladı.
—Emine Teyze! Ben “triceratops” yazmayı öğrendim!
Saçını okşadı.
—O zaman sen birçok yetişkinden daha akıllısın yavrum.
O gece bunu fazla düşünmedim.
Ama üç gün sonra Mert, elinde diş fırçasıyla pencereye bakıyordu.
—Anne, Emine Teyze’nin ışığı yanmıyor.
Baktım.
Evi tamamen karanlıktı. Ne balkon lambası ne mutfak ışığı… hiçbir şey yoktu.
—Belki uyumuştur.
—Hayır —dedi—. O hep yolu bulalım diye ışığı açık bırakır.
Sonra odasına koşup doğum gününden kalan kumbarasını getirdi.
—Ona yardım etmek istiyorum.
—Mert, elektrik faturası büyüklerin işi, pahalıdır.
Yutkundu.
—O zaman ben küçükten başlarım.
Emine Teyze’nin kapısını çaldığımızda uzun süre açmadı. En sonunda kalın bir hırka, atkı ve soğuktan morarmış ellerle göründü.
—Ah Elif… gelmeseydiniz keşke.
Evin içi karanlıktı. Söndürülmüş mum ve bayat kahve kokusu vardı.
—Ne zamandır elektriğiniz yok?
Başını eğdi.
Mert cevap verdi:
—Üç gecedir.
Emine Teyze ağzını kapattı.
—Fark ettin mi?
—Siz hep Mert yemek çağrıldığında dışarıyı aydınlatırsınız.
Oğlum küçük çantasını uzattı. İçinde bozuk paralar, buruşmuş kâğıt paralar ve hatta diş perisinden kalan 20 lira bile vardı.
—Işığınız için. Size benden daha çok lazım.
Emine Teyze ağlamaya başladı.
—Yavrum, bunlar senin birikimlerin…
—Siz demiştiniz ya, iyi insanlar verdiklerini saymaz.
Ona sarıldı. Öyle sıkı sarıldı ki ikisinin de kırılacağını sandım.
Gitmeden önce kulağına bir şey fısıldadı Emine Teyze.
—Ne dedi? —diye sordum.
—Sır.
O gece elektrik dağıtım şirketini, sosyal hizmetleri, herkesi aradım. Mahalle WhatsApp grubuna da yazdım, fotoğraf koymadan:
“Yaşlı bir komşumuz üç gecedir elektriksiz. Altı yaşındaki oğlum kumbarasını boşalttı. Yardım sürecini hızlandırabilecek biri var mı?”
Cevaplar hızlı geldi.
“Çok üzücü.”
“Yeğeni nasıl böyle yapar?”
“Bağış kampanyası açın.”
Telefonuma bakıp sinirlendim.
Herkes konuşuyordu.
Oğlum ise harekete geçmişti.
Ertesi sabah Komiser Ali Demir kırmızı kumbarayı elime verdi.
—Kırın.
Kumu basamağa fırlattım.
İçinden para çıkmadı.
Anahtarlar, kartlar, katlanmış kâğıtlar ve titreyen el yazısıyla yazılmış bir not düştü.
Açtım.
Ve okuduklarım sokaktaki herkesi sessizliğe gömdü.
İnanamıyordum… ne olacağını beklerken…
BÖLÜM 2
Notta şunlar yazıyordu:
“Emine Teyze, ilkokul üçüncü sınıftayken her cuma benim yemek paramı öderdi. Bugün bir bakkalım var. Onun erzakı bir yıl boyunca benden. Mert’in de. — Selin.”
Kaldırımda, bakkal önlüğü giymiş, gözleri ağlamaktan şişmiş kısa boylu bir kadın elini kaldırdı.
— Benim.
Emine Teyze o anda evinin kapısını açtı. Kapı eşiğine tutunarak yavaşça dışarı çıktı; polis araçlarına, insanlara ve bahçemi dolduran kumbaralara şaşkınlıkla baktı.
— Ne oluyor burada?
Selin ona doğru yürüdü.
— Bana hep “Kasa yine mi karıştı sanki” derdiniz… Param yokken bile tepsimi dolu geri verirdiniz.
Emine Teyze elini göğsüne götürdü.
— Selin Yılmaz?
— Evet teyze. Karnını kazağın altına saklayan o kız.
Boğazım düğümlendi.
Başka bir kâğıt daha aldım. Bir hırdavatçı dükkânının antetli kâğıdına yazılmıştı.
“Annem iki vardiya çalışırken, benim çantama hep poğaça ve kuru fasulye koyardı. Bugün ustalarım ve ekipmanım var. Evinizdeki her tamirat bana ait. — Murat.”
İş botlu bir adam öne çıktı.
— Bize yardım istemenin ayıp olmadığını siz öğrettiniz.
Emine Teyze başını salladı, ağlayarak.
— Ben sadece yapabildiğimi yaptım.
Polis memuru Ali Demir, kulağı kırık eski bir mavi kumbarayı eline aldı.
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.
Diğer Galeriler
-
Henüz sadece üç günlük evliydik ki kayınvalidem kendi evime girip bacaklarıma bir tencere kaynar yemek döktü
-
O iğrenç bez bebeğe sarılan kızım hıçkırarak, ‘O babamın hediyesi, ne olur atma!’ diye ağladı.
-
Altı yaşındaki oğlum, yaşlı komşumuzun elektriğini yeniden açtırabilmesi için kumbarasını tamamen boşalttı
-
Hâkim, 9 yaşındaki çocuğa kiminle yaşamak istediğini sordu
-
GÖREVLİĞE VERDİĞİ DEĞER ÜZDÜ
-
Komşu her gün hiçbir şeyin yetişmediği aynı toprak parçasını suluyordu
