Antalya Kemer Suluda Ada Tur Adalar Turu Gemi Turu Turlar Setur Gezi Turları

Altı yaşındaki oğlum, yaşlı komşumuzun elektriğini yeniden açtırabilmesi için kumbarasını tamamen boşalttı » T.C. Haber T.C. Haber
Ana Sayfa 25.05.2026

Altı yaşındaki oğlum, yaşlı komşumuzun elektriğini yeniden açtırabilmesi için kumbarasını tamamen boşalttı

2 / 2

— Bu benim.

Sokak bir anda sessizleşti.

Cebinden eski bir kantin fişi çıkardı. Eskiden okul kantinlerinde kullanılan metal jetonlardan.

— Bunu bana 7 yaşındayken siz vermiştiniz. “Bir gün acıkırsan ve nasıl söyleyeceğini bilemezsen, bunu göster” demiştiniz.

Emine Teyze ona sanki yıllar sonra kaybolmuş bir çocuğu görmüş gibi baktı.

— Ali mi?

Polis gözleri dolu bir şekilde gülümsedi.

— Artık kimse bana Ali demez.

Komşular yeniden fısıldaşmaya başladı ama bu kez utançla. Çünkü hepimiz Emine Teyze’nin üç gecedir karanlıkta kaldığını biliyorduk ama kimse karşı sokağa geçmemişti.

O sırada mahalle muhabiri Zeynep geldi. Dün gece bana yazan oydu. Elinde defter vardı ama kamera yoktu.

— Elif, kızacaksan kız ama ifşa etmeye gelmedim. Dün gece birçok kişi onun hikâyesini tanıdı. Emine Teyze, mahallenin yarısını doyurmuş, kimse bilmiyormuş.

Ona şüpheyle baktım.

— O içerik değil.

— Hayır — dedi Zeynep. — O bir hafıza. Ve biri onu silmeye çalışmış.

Bu cümle havaya ağır düştü.

— Kim? — diye sordum.

Polis memuru Ali derin bir nefes aldı.

— Yeğeni Halil… sadece otomatik ödeme kartını aksatmamış. Daha fazlası var.

Emine Teyze’nin yüzü bembeyaz oldu.

— Hayır… o dalgındır ama kötü değildir.

Polis herkesin önünde daha fazla konuşmak istemedi.

Ama tam o anda telefonum çaldı. Bilinmeyen bir numara.

Hiç düşünmeden hoparlöre aldım.

— Elif Yılmaz? Ben Halil. O paylaşımı hemen sil.

Sesi öfkeliydi, endişeli değil.

Emine Teyze duydu ve dudakları titredi.

— Halil…

Karşı tarafta sessizlik oldu.

— Teyze, yabancıları işin içine sokmamalıydın. Ödemelerini ben yönetiyorum.

— Evim üç gecedir karanlıktı — dedi neredeyse fısıltıyla.

— Banka hatasıydı.

Polis memuru Ali yaklaştı.

— Halil Bey, ben polis Ali Demir. Sizi Kütahya’ya gelmeniz için çağırıyoruz.

— Orada neden polis var? — dedi tonu değişerek.

— Yaşlı destek dosyasını incelerken adres değişiklikleri, sizin adınıza açılmış dijital işlemler ve mülk satış talepleri tespit ettik.

Emine Teyze geri adım attı.

— Satış mı?

Halil kekelemeye başladı.

— O… o sizi korumak içindi. Ev masraf istiyor. Siz yaşlandınız artık.

Selin kaldırımdan bağırdı:

— Yaşlı olmak işe yaramaz olmak değildir!

Murat yumruklarını sıktı.

Mert benim arkamda saklandı.

İçimde soğuk bir öfke büyüdü.

Emine Teyze evine baktı; yıllarını geçirdiği, bayramlarını, yaslarını, yalnızlıklarını biriktirdiği o eve.

— Halil — dedi —, sen benim evimi satmak mı istedin?

— Teyze, anlamıyorsun. Her şeyi ben yönetecektim.

— Elektriğimi yönettiğin gibi mi? — diye cevap verdi.

Kimse konuşmadı.

Polis memuru Ali bana kırmızı kumbaradan çıkan başka bir kâğıt verdi. Noter evrakı kopyasıydı, titreyen bir imza vardı.

— Emine Teyze — dedi dikkatlice —, bunu sizin imzalayıp imzalamadığınızı doğrulamamız gerekiyor.

O baktı.

Gözleri korkuyla doldu.

— Ben evimi satmak için hiçbir şey imzalamadım.

Halil telefonu kapattı.

Ve tam o anda, sokağın ucunda siyah bir kamyonet durdu.

Kapı açıldı.

Emine Teyze’nin yeğeni Halil gelmişti.

Ve hepimiz, gerçeğin henüz bitmediğini anladık.

BÖLÜM 3

Halil, siyah kamyonetten ütülü gömleği, güneş gözlüğü ve kendini haklı hisseden o sert yüz ifadesiyle indi.

— Bu bir rezalet — dedi, komşulara bakarak. — Teyzem aklını karıştırmış. Yaşlı bir kadını kullanıyorsunuz.

Emine Teyze elinden geldiğince dik durdu.

— Kafam karışık değil. Üşüyorum, korkuyorum ve artık benimle sanki yokmuşum gibi konuşmandan bıktım.

Halil gözlüğünü çıkardı.

— Teyze, ben senin her şeyini ödedim.

— Hayır — dedim. — Mert, senin kontrol etmediğin hesapların yerine kumbarasındaki bozuklukları verdi.

Halil bana sert bir bakış attı.

— Siz aile değilsiniz.

Mert, bacağımın arkasından sessizce cevap verdi:

— Ama biz onun evinin ışığının kapalı olduğunu gördük.

Bu cümle onu bir anlığına susturdu.

Polis memuru Ali, noter kâğıdını gösterdi.

— Halil Bey, Emine Hanım’ın mülküyle ilgili bir işlem başvurusu var. Ayrıca durdurulmuş ödemeler, yönlendirilmiş e-postalar ve sizin hesabınızdan yapılan dijital yetkilendirmeler tespit edildi.

— Ben sadece mal varlığını korumak istedim.

— Kimin malını? — diye sordu Selin. — Onun mu, sizin mi?

Zeynep, Emine Teyze’nin yüzünü göstermeden ses kaydı alıyordu. Bu kez kimse onu bir “gösteri”ye çevirmek istemiyordu. Sadece kayda geçmesini istiyorduk.

Murat elinde bir dosyayla yaklaştı.

— Benim kız kardeşim bu işlemin başladığı tapu müdürlüğünde çalışıyor. Polis memurunun getirdiği kopyayı inceledi. İmza, Emine Teyze’nin eski belgeleriyle uyuşmuyor.

Halil’in rengi soldu.

— Bu yasa dışı. Siz inceleyemezsiniz…

— Yasa dışı olan — dedi polis memuru Ali —, sahibinin açık rızası olmadan bir evi devretmeye çalışmaktır.

Emine Teyze elini kaldırdı. Herkes sustu.

— Halil, annen öldüğünde seni yaz tatillerinde ben aldım. Sana okul çantası aldım. Ateşlendiğinde çorba yaptım. Hiçbir şey istemedim. Sadece büyüdüğünde, bir gün bir faturayı okuyamazsam senin okumayacağını sanmıştım.

Halil başını eğdi ama özür dilemedi.

— Borçlarım var — diye mırıldandı.

Sokak bir an nefesini tuttu.

— Baskı altındaydım. Evi satıp daha küçük bir yere taşıyacaktım, bir kısmıyla borçları kapatacaktım…

— Bana soracak mıydın? — dedi Emine Teyze.

Cevap vermedi.

Bu, zaten yeterliydi.

Polis memuru Ali onu herkesin önünde kelepçelemedi. Saygılı ama kararlı bir şekilde kenara çekti. İşlemler aynı gün durduruldu. Bir süre sonra bir sosyal hizmet uzmanı geldi ve Emine Teyze’nin izniyle banka, ilaçlar, acil durum kişileri ve tüm bağlantılar yeniden düzenlendi.

Benim adım ilk sıraya yazıldı.

Halil’in adı ise bir hâkim karar verene kadar sistem dışında bırakıldı.

O öğleden sonra Emine Teyze’nin evine elektrik geri geldi.

Veranda lambası yandığında insanlar alkışladı. Bu bir kutlama gibi değil, bir özür gibiydi.

Selin erzak getirdi. Murat elektrik tesisatını kontrol etti. Polis memuru Ali her hafta uğrayacağını söyledi. Zeynep, sansasyonsuz bir hikâye yayımladı:
“Bir çocuğun sönmüş bir ışığı görüp bir şehri uyandırması.”

Ama beni en çok sarsan an mutfakta oldu.

Emine Teyze, Mert’in karşısında oturuyordu. Önünde sıcak çikolata ve tatlı ekmek vardı. Çantasından yeni, yeşil bir kumbara çıkardı. Mert’in boşalttığına çok benzeyen.

— Bu senin hediyeni geri vermek değil — dedi. — Seninki görevini yaptı. Bu, küçük şeylerin önemli olduğuna inanmaya devam etmen için.

Mert ona sarıldı.

— Artık yalnız olmayacak mısın?

Emine Teyze bana baktı.

— Ben yalnız değildim. Sadece kimse bakmayı hatırlamamıştı.

Cevap veremedim.

O gece Mert’i yatağa yatırırken bana sordu:

— Anne, yetişkinler neden hızlı yardım etmiyor?

Saçını okşadım.

— Bazen yoruldukları için. Bazen korktukları için. Bazen de bir başkasının yapmasını bekledikleri için.

— Ya kimse yoksa?

Pencereden baktım.

Emine Teyze’nin evinin ışığı sıcaktı, güçlüydü, canlıydı.

— O zaman sen yaparsın — dedim. — Küçük başlarsın.

Mert yarı uykulu gülümsedi.

— Emine Teyze bana bir şey söyledi, kumbarayı verdiğimde.

— Ne dedi?

— Kalbimin güzel olduğunu… ve dünyanın beni daha az iyi biri olmaya ikna etmesine izin vermememi.

Işığı kapattıktan sonra sessizce ağladım.

Karşı ev artık terk edilmiş gibi değildi. Bakılmış, hatırlanmış, korunmuş gibiydi.

Ve o günden sonra, mahallede biri bir evin ışığının sönük olduğunu gördüğünde artık “Bu kimin sorunu?” diye sormuyorlar.

“Önce kim kapıyı çalacak?” diye soruyorlar.

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.

2 / 2
Tema Tasarım |