DOLAR
Alış: 46.77
Satış: 46.96
EURO
Alış: 53.48
Satış: 53.69
GBP
Alış: 62.66
Satış: 63.13
Hâkim, 9 yaşındaki çocuğa kiminle yaşamak istediğini sordu
- Aile mahkemesinin hâkimi gözlüklerini düzeltti, İstanbul’daki soğuk duruşma salonunda 9 yaşındaki ikizlere sertçe baktı ve her annenin yüreğini dondurabilecek o soruyu sordu: —Hadi bakalım çocuklar, dürüst olacaksınız. Kiminle yaşamak istiyorsunuz? Babanızla mı, annenizle mi? O anda salondaki herkes nefesini tuttu. Ayşe Demir, ellerini kucağında sıkıca kenetlemişti; parmak eklemleri bembeyaz olmuştu. Üzerinde, Üsküdar’daki bir semt pazarından aldığı sade bir bluz vardı. “En azından düzgün görüneyim” diye düşünmüştü. Birkaç metre ötede eski eşi Kerem Arslan duruyordu. Nişantaşı’ndan fırlamış gibi kusursuz bir takım elbise, bileğinde pahalı bir saat ve kendinden fazlasıyla emin, alaycı bir gülümseme… Sanki para varsa her şeyin satın alınabileceğine inanıyordu. Boşanmayı sadece birkaç ay önce o istemişti. Son dönemde Boğaz hattındaki lüks davetlerde yanında, sosyal medyada lüks yaşamını sergileyen bir influencer’la dolaşıyordu. Ayşe bunu herkesin içinde öğrenmiş, küçük düşürülmüştü. Ayşe, yıkılmış olmasına rağmen ne villayı ne arabaları ne de banka hesaplarını istemişti. Tek bir şeyi vardı: 9 yaşındaki ikizleri Emir ve Mert’in velayeti. Ama Kerem için bu yeterli değildi. Onun gururu, sadece onu evsiz bırakmakla değil, çocukları da elinden alıp onu tamamen yok etmekle tatmin oluyordu. Kerem’in avukatı dosyayı açtı, sesine yapay bir üstünlük kattı: —Sayın hâkim, müvekkilim çocuklar için her türlü imkâna sahiptir. Boğaz manzaralı bir ev, özel şoförler, yabancı dil eğitim veren en iyi kolejler ve sınırsız bir refah sunmaktadır. —Buna karşılık davacı anne uzun yıllardır resmi bir gelire sahip değildir. İstikrarsızdır, duygusal tepkileri yüksektir ve çocuklara uygun bir yaşam sunamaz. Ayşe’nin içi yandı. On yıl boyunca her gün sabah beşte kalkmış, kahvaltılar hazırlamış, çocuklarını okula yetiştirmiş, İstanbul trafiğinde saatler harcamıştı. Ama şimdi tüm emeği “çalışmıyor” diye yok sayılıyordu. Kerem ise sahte bir duygusallıkla gözlerini sildi: —Ben gerçekten barışçıl olmak istedim sayın hâkim… Ama kendisi sürekli kriz çıkarıyor. Çocukların psikolojisini bozuyor. Onların güvenliği için endişeliyim. Ayşe dayanamadı, ayağa fırladı: —Yalan söylüyorsun! Her şeyi çarpıtıyorsun! Hâkim tokmağını sertçe masaya vurdu: —Sessizlik! Yoksa sizi 36 saat gözaltına alırım! Kerem başını eğmiş gibi yaptı ama dudak kenarındaki zafer gülümsemesini gizleyemedi. Planı tam istediği gibi gidiyordu: Ayşe’yi “kontrolsüz” göstermek. Hâkim bu kez çocuklara döndü. Küçük olan Mert, korkuyla abisine sokuldu. Emir ise tuhaf bir şekilde çok sakin, yaşından büyük bir ciddiyetle dimdik oturuyordu. Kerem onlara gizlice bakıp “doğruyu söylemeleri için” baskı kurduğundan emindi. —Emir, Mert… Her şeyi duydunuz. Şimdi karar sizin. Kiminle kalmak istiyorsunuz? Ayşe’nin kalbi duracak gibi oldu. Emir yavaşça ayağa kalktı. O kadar sakindi ki, salondaki herkesin tüylerini diken diken etti. Babasına baktı, sonra hâkime döndü ve sakin bir sesle konuştu: —Sayın hâkim… aslında karar vermeden önce size çok önemli bir şey göstermek istiyorum. Bir an durdu. —Babamın bile bilmediği çok kötü bir sır. Kerem’in yüzündeki galibiyet ifadesi bir anda silindi. Rengi bembeyaz oldu. Emir küçük elini cebine soktu ve herkesin görebileceği küçücük bir nesne çıkardı. O nesneyi gören Kerem bir adım geri çekildi. Nefesi hızlandı, alnında ter damlaları belirdi. İlk kez tamamen paniklemişti.
- Salondaki hiç kimse, o anda neler olacağını tahmin edemiyordu… BÖLÜM 2 Emir’in titreyen parmaklarının arasında, eski ve çiziklerle dolu siyah bir USB belirdi. Salondaki herkes o an nefesini tuttu. —Emir, ya… böyle şeylerle oynama —diye fısıldadı Kerem, sesi titrerken zoraki bir gülüşle—. Otur yerine, tamam mı oğlum? Babacığın dediklerini yap. Ama Emir bir ağaç gibi kıpırdamadan duruyordu. Tek bir adım bile geri atmadı. Yanındaki küçük kardeşi Mert ise sessizce ağlıyor, abisinin gömleğine daha sıkı sarılıyordu. Ayşe onları korumak için koşmak istedi ama bacakları tutmuyordu. Şoktan donmuş gibiydi. Hâkim sahneyi dikkatle izledi, kaşlarını çattı: —Elindeki tam olarak nedir evlat? Yüksek sesle konuş. Emir derin bir nefes aldı. Sesi titremiyordu. —Video, sayın hâkim. Evdeki güvenlik kameralarından ve babamın ofisindeki kayıtlardan. Salonda bir uğultu yükseldi. —Ve… —diye devam etti çocuk— dün gece bizi odaya kilitledi. Bugün mahkemede söylememiz gerekenleri ezberletmek için. Bir anda salon karıştı. Fısıltılar, şaşkınlık ve öfke birbirine karıştı. Kerem’in avukatı yerinden fırladı: —Sayın hâkim, bu kabul edilemez! Bir çocuğun elde ettiği kayıtlar hukuka aykırıdır, delil olarak kullanılamaz! Emir avukatın sesine aldırmadı bile. Gözleri yaşlıydı ama kararlıydı: —Ben kimsenin malını çalmadım. Babam bu kameraları “bizi hırsızlardan koruyor” diye her yere kurdu. —Ben sadece bu görüntüleri USB’ye aktardım. Çünkü bir gün annemin gerçeği kanıtlamaya ihtiyacı olacağını biliyordum. Ayşe ağzını kapattı, boğuk bir hıçkırıkla sarsıldı. Oğlunun bu kadar ağır bir yükü tek başına taşıdığını yeni fark ediyordu. Kerem’in yüzü değişti. Maskesi düştü. —Bu bir komplo! —diye bağırdı— Ayşe bu çocuğun beynini yıkadı! Beni bitirmek için tiyatro yapıyorlar! —Annemi karıştırma! —diye haykırdı Emir, ilk kez öfkesini açığa çıkararak— Annem hiçbir şey yapmadı! Salonda ölüm sessizliği vardı. —Annem hiçbir zaman sana kötü bir şey söylemedi —devam etti Emir—. Sen ona “işe yaramaz” dediğinde bile. —O hep banyoya girip sessizce ağlardı. Biz duymayalım diye “polenden alerjim var” derdi. Mert, annesinin kollarına koştu. Ayşe onu sanki dünyadan korumak istercesine sıkıca sardı. —Gece telefonla konuştuğun o kadın aradığında bile annemi yüzüne karşı küçümsedin —diye ekledi Emir. Hâkimin çenesi gerildi. —USB’yi alın —diye emretti kalemine. —Hayır! —diye bağırdı Kerem, kontrolünü tamamen kaybederek— Bu özel hayat ihlali! Kimse o dosyaları göremez! —Burada önemli olan tek şey bu çocukların güvenliği! —diye kükredi hâkim— Oturun! Sekreter USB’yi alıp ekrana bağladı. Mert korkuyla annesine sarıldı: —Anne… bizi tehdit etti… Senin yüzünden sokakta kalırız dedi… Ayşe oğlunu bırakmadı. Sanki kırılacakmış gibi sarıldı. Ekran yandı. İlk görüntü, Boğaz manzaralı lüks dairenin mutfağını gösteriyordu. Ayşe arkası dönük bulaşık yıkıyordu. Kerem telefonda konuşuyordu, sesi soğuk ve alaycıydı: —Merak etme aşkım… o kadına tek kuruş bırakmayacağım. Gerekirse onu akıl hastası gibi gösterip her şeyi hallederim. Salonda iğrenme ve şok dalgası yayıldı. Ama asıl yıkım henüz başlamamıştı. İkinci video açıldı. Çocuklar büyük oyun odasında köşeye sinmiş, titriyordu. Kerem onların önünde gidip geliyor, öfkeyle bağırıyordu: —Yarın hâkime babanızla kalmak istediğinizi söyleyeceksiniz. Anlaşıldı mı? O an, salondaki herkes için gerçek artık inkâr edilemez hale gelmişti. —“Ben sadece annemle kalmak istiyorum…” —diye yankılandı Mert’in titreyen, ağlayan sesi kayıtta. Kerem bir anda sertçe çocuğa yaklaştı, kolundan sıkıca tuttu ve gözlerine delici bir bakışla baktı: —Anneniz bir kaybeden. Geleceği olmayan, başarısız bir kadın. Onunla giderseniz hayatını mahvedersiniz. Yoksa onun açlıktan ölmesini mi istiyorsunuz? Mahkeme salonunun köşesinden her şeyi izleyen Ayşe sonunda gerçeği idrak etti: Emir ne asi ne de duygusuz bir çocuktu; sessiz bir kahramandı. O küçük çocuk, her hakareti, her tehdidi ve her gözyaşını biriktirmiş, adalet için doğru zamanı beklemişti. Ekrana yansıyan üçüncü video ise salonun sabrını tamamen tüketti. Cam kırılma sesi duyuldu, ardından sert bir düşme sesi… Kerem, Mert’i yanlışlıkla bir vazoyu devirdiği için şiddetle itmişti. —Yarın hâkimin karşısında ağzınızı açarsanız… yemin ederim sizi yok ederim. Annenizi bir daha asla göremezsiniz! Hâkim daha fazla dayanamadı. Öfkeyle elini masaya vurup ekranı kapattı. Salonda kimse nefes almaya cesaret edemiyordu. Birkaç dakika önce kendini dokunulmaz sanan Kerem, şimdi köşeye sıkışmış, ter içinde kalmıştı. —Sayın hâkim, her şey yanlış anlaşılıyor… ben açıklayabilirim… —diye kekelemeye başladı. Hâkim onu sertçe böldü: —Siz bana hiçbir şey açıklamayacaksınız. Gözlerinde açık bir tiksinti vardı. —Elimizde çocuklara yönelik ağır psikolojik şiddet, ölüm tehditleri ve mahkemeyi yanıltmaya yönelik açık deliller var. —Bu anda velayetin tamamı ve kesin olarak Ayşe Demir’e veriliyor. —Kerem Arslan’ın çocuklarla görüşmesi yasaklanmıştır. Sadece sosyal hizmet kurumunun gözetiminde ve polis denetimiyle görüşme hakkı olabilir. Emir, sonunda kabusun bittiğini anlayınca annesine doğru yavaşça yürüdü. Aylarca duvar gibi güçlü durmuştu. Ama annesinin sıcak kollarına girince o duvar çöktü. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. —Anne… özür dilerim… lütfen beni affet… Ayşe onu sıkıca sarıp alnını öptü: —Senin özür dileyecek hiçbir şeyin yok. Sen benim kahramanımsın. —Seni koruyamadığım için affet beni… Kerem son bir çaresizlikle onlara doğru uzandı: —Çocuklar… lütfen… ben sizin babanızım… Emir gözyaşlarını koluyla sildi, ona soğuk bir bakış attı: —Seven insan incitmez, baba. O gün, yağmurlu bir öğleden sonra, Ayşe mahkeme binasından çıktı. Ne lüks arabalar vardı ne korumalar… ne de gösterişli hayat. Ama yanında en değerli şey vardı: iki çocuğu. Hayat bir anda düzelmedi. Her şeye sıfırdan başladılar. İstanbul’un daha mütevazı bir semtinde, eski bir apartman dairesine taşındılar. Duvarlarda rutubet izleri vardı, mobilyalar basitti. Akşamları mercimek çorbası, makarna ya da peynirli ekmek yerlerdi. Ama evde ilk kez gerçek bir huzur vardı. Artık bağırışlar yoktu. Korku yoktu. Sessizlik bile güven veriyordu. Ayşe hemen çalışmaya başladı; yarı zamanlı bir ofiste sekreterlik yaptı. Hafta sonları ise mahalle pazarında ev yapımı tatlılar satıyordu. Kazandığı her küçük para ona ilk kez gerçek özgürlüğü hissettiriyordu. Aylar sonra, acı gerçek kendi yolunu buldu. Kerem, yaşadığı skandal yüzünden iş dünyasında tamamen itibarını kaybetti. Yanındaki influencer kadın onu terk etti. Şirketleri incelemeye alındı, mali denetimler başladı ve her şey çöktü. Çocukların 10. yaş günü geldiğinde, Ayşe büyük bir organizasyon yapacak paraya sahip değildi. Ama Boğaz kıyısında pahalı restoranlar yerine, onlara küçük bir piknik hazırladı. Emir mısırını ısırırken annesine baktı: —Anne… dürüst ol… eski hayatı hiç özlemiyor musun? Ayşe, uzakta koşan Mert’i izledi. Çamura bulanmış ama mutlu, özgür… Gülümsedi: —Ben hiçbir zaman altın bir kafesi özlemem, oğlum. Oğlunu sıkıca sarıldı: —Biz fakir olabiliriz… ama huzur açısından milyoneriz. —Ve inan bana… bu dünyada huzurun fiyatı yoktur.
Benzer Galeriler
-
Kız kardeşinin kaprislerini ödemeyi reddettiğim için kocam boynuma sıcak kahve fırlattı ve “eşyalarını ona ver ya da defol git” diye emretti; ben de belgelerimi topladım, avukatımı aradım ve şikayet dilekçesini yüzüğün yanına bıraktım… ama 96.000 dolarlık masraf daha da kötü bir şeyi ortaya çıkardı.
-
Yıllık partide kocam metresiyle birlikte geldi ve fısıldadı: “Karım burada olmamalı.” Dakikalar sonra, yakut bir kolye takmış, babamdan cevapsız bir arama ve tüm konukların yüzlerini değiştirecek 2,5 milyar dolarlık bir aile sırrıyla içeri girdim.
-
Uyandığımda karnımda bir yara izi vardı ve kocam bana, “Seni kurtarmak için yaptım,” dedi; ama saatler önce doktorun bana çocuk sahibi olmama izin vermesi için yalvardığını duymuştum. Metresi hamile bir şekilde bir sepet meyveyle geldi; sessizce gülümsedim ve her şeyi değiştirecek yasal bir mektubu açtım.
-
Baldızım beni her zaman nefret etmiş, bana “fakir çöp” ve “işe yaramaz asalak” demişti. Ama düğününde, bir milyon dolarlık elmas yüzüğünün kayıp olduğunu bağırarak doğrudan bana işaret etti. 200 konuğun önünde, o ve kayınvalidem öne atılıp elbisemi yırttılar, kocam ise sessizce izledi.
-
Kocam, beş yaşındaki oğlumuz son anlarını onun adını fısıldayarak geçirirken, on sekiz çağrıyı görmezden geldi. Ben çocuk yoğun bakım ünitesinin soğuk ışıkları altında, Tanrı’ya küçük oğlumuzun bir kez daha nefes alması için yalvarırken, o lüks bir otel odasında başka bir kadınla yatıyordu. Ama bir annenin intikam için neler yapabileceğini anlamadı…
-
Doğumdan otuz dakika sonra eşim yeni doğan bebeğimize baktı ve fısıldadı: “DNA testi yaptırmak istiyorum. Bu bebek benim olmayabilir.”


