DOLAR
Alış: 45.15
Satış: 45.33
EURO
Alış: 53.09
Satış: 53.31
GBP
Alış: 61.31
Satış: 61.77
17 yaşında hamileyken beni evden atan ailem
BÖLÜM 1
Ailem, oğlumun ülkenin en genç kalp cerrahı olarak haberlerde çıkmasına kadar onu tanımadı.
20 yıl boyunca onlar için ben yoktum. Genç yaşta hamile kalmam bir “utançtı”, adım aile sohbetlerinden silindi ve ailemin İstanbul’un Nişantaşı’ndaki lüks villasının rafında fotoğrafım ters çevrilmiş halde duruyordu. Ama Arda’nın fotoğrafı tüm gazetelerde “Türkiye’nin en genç kalp cerrahı tarih yazıyor” başlığıyla yayımlandığı sabah, birden bire bir torunları olduğunu hatırladılar.
Onları, Acıbadem Hastanesi’nin mermer lobisinde gördüm. Sanki bir şirket devralmaya gelmiş gibi giyinmişlerdi. Annem, Nurhan Yılmaz, markalı çantasını göğsüne bastırıyordu. Babam, Mehmet Yılmaz, altın saatine bakıp her saniyenin bir hakaret olduğunu düşünüyordu.
Ben onları hastane kafeteryasından izliyordum. Oğlum ameliyathanedeydi; 5 yaşındaki bir kızı hayata döndürüyordu. Onlar ise onu “geri almaya” gelmişti.
Ben Elif Yılmaz’ım. Ya da artık Yılmaz değilim diyebilirim, çünkü 17 yaşımda hamile olduğumu söylediğim gece o soyad benden silindi.
Yıl 2004’tü. Evimiz İtalyan mermeriyle döşenmiş, kristal avizelerle dolu, pahalı tabloların asıldığı ama içinde hep yargı kokan bir sessizliğe sahipti. Banyoda üç gebelik testi yapmıştım. Küvetin kenarında titreyerek oturuyor, üçüncüsünü yere düşürmemek için zor tutuyordum. İçimden, eğer salonda söylersem ailemin beni yine “kızları” olarak hatırlayacağını sanıyordum.
İlk konuşan annem oldu.
— Saçmalama Elif. Benim kızım böyle bir şey yapmaz.
Babam bağırmadı. Bu daha kötüydü. Yukarı çıktı, bana üniversite için aldığı valizi aşağı indirdi ve kapının yanına koydu.
— 10 dakikan var. Sığdırabildiğini al. Anahtarları masaya bırak.
— Baba lütfen…
— Konu kapandı.
Sonra salona gidip aile fotoğrafımızı aldı, yüzü aşağı çevirdi. Annem tırnaklarına bakıyordu.
— Bizi aramayacaksın. Kanada’da okuyor diyeceğiz.
O evden sadece birkaç parça kıyafet, 7.000 TL, anneannemden kalan bir kolye ve içimde büyüyen bir hayatla çıktım. Kapı arkamdan o kadar net kapandı ki hâlâ sesini hatırlarım.
Beni terk eden sevgilim Emir, çoktan beni engellemişti. Ailelerimiz her şeyi halletmişti bile. O Stanford’a gitmişti. Ben ise Maçka Parkı’nda iki gece bir bankta uyumuştum, valizim yastığım olmuştu, ceketimle karnımı örtmeye çalışıyordum.
Üçüncü sabah bir kadın omzuma dokundu. 70’lerindeydi. Üzerinde yün bir palto, yanında yaşlı bir köpek vardı.
— Kızım, burada hasta olacaksın.
“İyiyim” dedim ama dişlerim titriyordu.
— Hayır. İyi değilsin.
Adı Peri Aksoy’du. Eşi vefat etmiş, üç restoranı olan, büyük bir köşkte yaşayan bir kadındı. Hiç soru sormadan beni kahvaltıya götürdü. Ağladığımda susturmadı, sadece elimi tuttu.
Evinin bir odasını bana verdi. İçinde bebek beşiği, yeni kıyafetler ve duvarda genç bir kadının fotoğrafı vardı.
— Kızım Derya’ya aitti — dedi — Bir kazada öldü. O da hamileydi.
Ne diyeceğimi bilemedim.
— Bu oda artık senin.
— Neden bunu yapıyorsunuz?
Peri fotoğrafa baktı.
— Çünkü Derya olsaydı bunu isterdi.
O gece ilk kez düzgün bir yatakta uyudum. Köpeği Pamuk ayak ucuma kıvrıldı.
Oğlum Arda Şubat ayında doğdu. Peri 18 saat boyunca elimi tuttu. Kordonu onun kesmesini istedim. Ona bakıp şöyle dedi:
— Bu çocuk kalpleri iyileştirecek.
Yanılmadı.
Arda 3 yaşında okuma öğrenmişti, 7 yaşında oyuncaklarını “ameliyat ediyordu”, 15 yaşında tıp kitaplarını oyun gibi okuyordu. Peri bize sadece ev değil, bir hayat verdi. Onun restoranlarını yönetmeyi bana öğretti. Arda tıp fakültesini bursla kazandığında ikimizden çok o ağladı.
Yıllar sonra avukat Cem Demir vasiyetini güncellemek için geldi. Peri öldüğünde artık yalnız değildik; Arda doktor olmuştu, ben de kendi ayaklarım üzerinde durmayı öğrenmiştim.
Peri huzur içinde öldü.
Ve biz Yılmaz ailesiyle hikâyemizin bittiğini düşündük.
Ta ki Hürriyet gazetesinde Arda’nın fotoğrafını görene kadar.
O gün telefonum çaldı. Bilinmeyen bir numara.
Annemin sesi 20 yıl sonra ilk kez kulaklarımdaydı.
— Elif, torunumuz hakkında konuşmamız gerekiyor.
“Torunumuz.”
“Senin oğlun” değil.
“Özür” değil.
“Seni nasıl bulduk” değil.
Sadece: torunumuz.
O anda anladım ki ailem sevgiden dolayı gelmiyordu.
Başarıdan doğan bir mirası geri almak için geliyorlardı….
BÖLÜM 2
Önce zarif mesajlar geldi. Yılmaz Holding’in antetli kâğıdında yazıyordu: “Aile olarak iyileşmenin zamanı geldi.” Ardından hastaneye hediyeler göndermeye başladılar: pahalı bir saat, dolma kalemler, tıp kitapları. Hepsinin üzerinde aynı imza vardı: “Sevgili büyükanne ve büyükbaban.” Arda onları eve kafası karışmış halde getiriyordu.
— Anne, endişelenmeli miyim?
— Hepsini geri gönder.
Sonra Peri Aksoy’un restoranlarından birine sahte bir rezervasyon yaptırdılar. Annemin zümrüt yüzüğünü görür görmez onu tanıdım. Babam menüyü masaya bıraktı.
— Arda hakkında konuşmamız gerekiyor.
— Hiçbir şeye ihtiyacınız yok. Gidin.
— Biz onun büyükanne ve büyükbabasıyız.
— Siz beni evden attınız.
Babam soğuk bir gülümsemeyle baktı.
— Sen sadece kafası karışmış bir çocuktun.
— Hayır. Siz beni sokakta bırakan insanlardınız.
Öfkeyle kalktılar ama durmadılar. Arda’nın hastanedeki programını takip etmek için özel dedektif tuttular, etkinlik davetleri için hastaneyi aradılar ve annem onu bir gün Nişantaşı’nda bir kafeden çıkarken durdurdu.
— Babanın annesine benziyorsun — dedi, yolunu keserek.
Arda beni hemen aradı.
— Anne, bir kadın kendini babaannem olarak tanıtıyor ve senin bizi ayırdığını söylüyor.
— Güvenliği ara.
— Zaten aradım.
O gece avukatımız Cem Demir masaya bir dosya bıraktı.
— Elif, hiç görmediğin bir şey var.
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.
Diğer Galeriler
-
Düğün gecemde, engelli kocamı yatağa taşırken birlikte düştük
-
Doktorlar, üç aydır komada olan bir kadını makineden ayırmaya karar verdiler
-
“Kocam çocukları sadece kusursuz baba gibi görünmek için istiyordu. Ama hesaba katmadığı bir şey vardı
-
Oğlum ölmüştü — ama 5 yaşındaki kızım onun karşı apartmanın penceresinde olduğunu söyledi
-
17 yaşında hamileyken beni evden atan ailem
-
Nişanlım yanımda duruyordu
