DOLAR
Alış: 48.14
Satış: 48.33
EURO
Alış: 55.82
Satış: 56.04
GBP
Alış: 65.08
Satış: 65.56
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
30.08.2026
Babamın Gizli Listesi ve Kızımın 150 Bin Liralık Sırrı
- On altı yaşındaki kızım Elif, aylardır hayalini kurduğu ikinci el araba için neredeyse her gün çalışmış ve 150 bin liradan fazla para biriktirmişti. Arabayı almaya gideceğimiz Cumartesi sabahı, Elif anahtarlığı eline bile almak istemedi. Ardından tek bir kuruşunun bile kalmadığını söyledi. Paranın nereye gittiğini açıkladığında ise beni en çok neyin şoke ettiğine karar veremedim. O sabah kahve fincanımın yanına eski bir metal anahtarlık koymuştum. Dört yıl önce vefat eden eşi Murat’a aitti. Yıllardır ıvır zıvır çekmecesinin dibinde unutulmuştu. Üzerinde tek bir kelime yazılıydı: EV. Murat hayatını kaybettiği güne kadar onu yanında taşımıştı. Halkası boş duruyordu ama plana göre öğle yemeğine kadar Elif’in ilk araba anahtarı bu halkaya takılmış olacaktı. Yukarıdan oda kapısının açıldığını duydum. “Hazır mısın?” diye seslendim. Yanıt gelmedi. Neşeyle anahtarlığı salladım: “Elif, geç kalırsak o arabayı başkası alacak!” Birkaç saniye sonra koridordan sesi geldi: “Anne?” Söyleyiş biçimindeki bir şey elimi indirmeme neden oldu. Üzerinde çalıştığı kafenin tişörtüyle mutfağa girdi. Saçı taranmamıştı, çantasını almamıştı ve masadaki araba ilanına bakmıyordu bile.
- Karşıma oturdu. “Gidemeyiz,” dedi. “Artık param yok.” Dizlerimin bağı çözüldü. Tüm yaz boyunca kızımın o para için nasıl ter döktüğünü izlemiştim. Arkadaşları sahil beldelerinde gezerken Elif kalabalık kafede tepsi taşıyor, dökülen masaları temizliyordu. Eve kahve ve kızartma kokusuyla dönerdi. O araba onun için sadece bir metal yığını değil, özgürlük ve babasının yokluğunda kendi ayakları üzerinde durma simgesiydi. “Hepsi mi bitti? 150 bin lira mı?” diye fısıldadım. “Hepsini verdim,” dedi gözleri dolarak. “Bir kişiye değil… On yedi kişiye.” Beni çalıştığı kafeye götürdü. Mekanın sahibi Fatma Hanım bizi içeri aldı. Kasadaki eski bir metal dolaptan kahve lekeli, köşeleri kıvrılmış bir kart çıkardı. Kartın ön yüzünde, merhum eşim Murat’ın el yazısıyla yazılmış 16 isim ve tarihler vardı. Bazı isimlerin yanında tek bir kelime yazıyordu: CUMA. Fatma Hanım anlattı: Murat yıllar önce orada, cebinde parası olmayan, ilk maaşını alana kadar otobüs bileti bulamayan veya işe girmek için gereken ayakkabıyı alamayan insanlara gizlice yardım ederdi. Amacı hayatlarını tamamen değiştirmek değil, onları ilk maaş günlerine, yani “Cuma’ya çıkarmak”tı. Kartı çevirdiğimde kanım dondu. Arka yüzünde yeni bir el yazısıyla 1’den 17’ye kadar numaralandırılmış yeni isimler vardı. Elif, babasının bıraktığı yerden devam etmiş, kendi listesini tutmuştu.Fatma Hanım bizi arabasıyla şehrin diğer ucundaki bir oto tamirhanesine götürdü. Orada 19 yaşındaki Tuğba ile tanıştım. Tuğba, stajyer olarak işe başlamıştı ama sabahın erken saatindeki vardiyasına gidecek otobüs parası ve iş botu yoktu. Elif, biriktirdiği paranın büyük bir kısmıyla Tuğba’ya bir bisiklet almış, gerekli iş kıyafetlerini temin etmiş ve ilk maaşına kadar kalabileceği bir oda kiralamıştı. Gerisini ise benzer durumdaki 16 farklı kişiye otobüs kartı, yemek ve fatura desteği olarak bölüştürmüştü. Tuğba gözyaşları içinde, “Sana bu parayı geri ödeyeceğim Elif,” dediğinde Elif başını salladı: “Bana ödeme. Sen de vakti geldiğinde başkalarını Cuma’ya çıkar.” Eve dönerken arabadaki o ağır sessizliği ben bozdum: “Neden bana söylemedin kızım? Birlikte hallederik.” Elif başını cama yasladı: “Çünkü bana yardım ederdin anne. Ben bunu tek başıma yapıp yapamayacağımı görmek istedim… Babam artık yapamadığı için. Onun gördüğünde gurur duyacağı, onu hatırlatacak tek bir şeyi kendi ellerimle başarmak istedim.” O an boğazımda dev bir düğüm oluştu. Kızımı ziyan olan parası için cezalandıramazdım. O, parasını savurmamış; babasının iyilik mirasını omuzlamıştı. Yine de ona bir yetişkin sorumluluğuyla yaklaştım: “Yaptığın şey çok kıymetli Elif. Ama 150 bin lirayı benden gizli dağıtmayı alışkanlık haline getirmeyeceğiz. Senin araban için kenara ayırdığım destek parası duruyor. Sen kendi payını yeniden biriktirdiğinde o arabayı birlikte alacağız.” Elif’in yüzünde küçük, huzurlu bir tebessüm belirdi. O akşam mutfak masasında otururken Elif yeniden ikinci el araba ilanlarına bakmaya başladı. Telefonunun yanında babasının eski EV yazılı anahtarlığı duruyordu. Halkası hâlâ boştu. “Yeniden mi başlıyoruz?” diye sordum. “Evet,” dedi. “Hiç pişman değilim.” Murat’ın listedeki 16 ismine ve kendi arka sayfadaki 17 ismine baktı. Anahtarlığı eline alıp parmaklarının arasında çevirdi. O anahtarlık şimdilik boş kalabilirdi. Çünkü Elif, 17 insanın hayatına dokunarak babasının ruhunu o mutfağa, evimize yeniden taşımıştı. Artık biliyordum ki, o halkaya takılacak ilk anahtar sadece bir arabanın değil, onurlu bir genç kadının özgürlük simgesi olacaktı.
Benzer Galeriler
-
Gölgede Kalan Gerçek: Ameliyat Masasında Başlayan Hesaplaşma
-
Göğüsteki Ölümcül Sır: Otuz Yıllık İhanet ve Hastanedeki Yüzleşme
-
Demir Kilitli Korsenin Sırrı: Bir Babanın Zorlu Seçimi ve Babaanenin Korkunç Maskesi
-
Vicdansız Ailenin Büyük Yanılgısı: Ölüme Terk Ettikleri Üvey Babanın Gizli Serveti Hayatlarını Kararttı
-
Milyarlık Malikânede Atılan İftira: “O Buraya Ait Değil” Dedikleri Anneden Unutulmaz Ders
-
Küllerin Gölgesinde: Bir Annenin Sessiz Zaferi


