DOLAR
Alış: 48.55
Satış: 48.74
EURO
Alış: 55.71
Satış: 55.93
GBP
Alış: 64.91
Satış: 65.39
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
17.09.2026
İDAM EDİLMESİNE DAKİKALAR KALA, 8 YAŞINDAKİ KIZI ANNESİNİN KULAĞINA EĞİLİP ÖYLE BİR ŞEY FISILDADI Kİ ODADAKİ TÜM GÖREVLİLER DONUP KALDI
- Ölümcül iğneyle idam edilmesine yalnızca birkaç saat kala, ölüm hücresindeki kadın son bir istekte bulundu. Özel bir yemek istemedi. Bir din görevlisiyle görüşmek de istemedi. Yaklaşık üç yıldır sarılamadığı kızını görmek istedi. Cezaevinde hiç kimse, anne ile kız arasında yapılacak birkaç dakikalık sessiz bir konuşmanın beş yıldır kesin kabul edilen bir mahkûmiyet kararındaki çatlakları ortaya çıkaracağını bilmiyordu. Üstelik yaşanacaklar yalnızca eski bir cinayet dosyasını değil, cezaevinin duvarlarının çok ötesine uzanan karanlık bağlantıları da gündeme getirecekti. Sabah tam 06.00’da ağır demir kapı açıldı. Gardiyanlar 18 numaralı hücrenin önünde durdu. “Elena Marin.” Elena ağır ağır ayağa kalktı. Ölüm hücresinde geçirdiği beş yıl, koyu renk saçlarının şakaklarını beyazlatmış, yüzüne derin çizgiler bırakmıştı. Beş yıldır aynı şeyi söylüyordu. O cinayeti işlememişti. Ama kimse ona inanmamıştı. İnfazına yalnızca birkaç saat kala sessizce konuştu. “Son bir isteğim var.” Koridor sessizliğe gömüldü. “Kızımı görmek istiyorum.” “Sadece bir kez.” “Mila’yla vedalaşmama izin verin.” Gardiyanlardan biri gözlerini yere indirdi. Diğeri sessizce başını salladı. Böyle taleplerin kabul edilmesi çok nadirdi. Ancak evraklar sonunda cezaevi müdürü Adrian Novak’ın masasına ulaştı. Adrian, yaklaşık otuz yıldır ceza infaz sisteminin içindeydi. Hatırlamak istemediği kadar çok infaza tanıklık etmişti. Fakat Elena’nın dosyasında onu yıllardır rahatsız eden bir şey vardı. Deliller ilk bakışta son derece güçlü görünüyordu. Cinayet silahında Elena’nın parmak izleri bulunmuştu. Kıyafetlerinde kurbanın kanı vardı. Bir komşu da olay yerinden çıktığını gördüğünü söylemişti. Her şey onun aleyhineydi. Yine de… Elena beş yıl boyunca tek bir kez bile ifadesini değiştirmemişti. Adrian suçunu kabul ederek infaza giden birçok mahkûm görmüştü. Bazılarının gözlerinde korku olurdu. Bazılarında çaresiz bir kabulleniş. Ama Elena’nın gözlerinde başka bir şey vardı. Uzun süre önündeki belgeye baktı. Sonunda kalemi eline aldı ve izin formunu imzaladı. “Çocuğu getirin.” Üç saat sonra beyaz renkli resmî bir araç cezaevinin güvenlik kapısından içeri girdi. Araçtan önce bir sosyal hizmet uzmanı indi. Ardından sekiz yaşlarında, açık renk saçlı küçük bir kız göründü. Adı Mila’ydı. Ağlamıyordu. Kimseye soru sormuyordu. Yalnızca koridor boyunca sessizce yürüyordu. Küçücük yüzündeki ifade, sekiz yaşındaki bir çocuğa ait olamayacak kadar ciddiydi. Geçtiği koridorlarda konuşmalar kesildi. Yıllardır cezaevinde çalışan görevliler bile ona bakarken gözlerini kaçırdı. Görüşme odasının kapısı açıldığında… Elena çoktan içeride bekliyordu. Bilekleri hâlâ metal masaya kelepçeliydi. Üzerindeki mahkûm kıyafeti, yıllar içinde iyice zayıflayan bedeninde bol duruyordu. Kızını gördüğü anda beş yıldır koruduğu bütün soğukkanlılığı dağıldı. “Benim küçük kızım…” Sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı. Gözleri yaşlarla doldu. Mila yavaşça annesine doğru yürüdü. Koşup boynuna atılmadı. Hıçkırıklara da boğulmadı. Annesine yaklaşıp ona dikkatlice sarıldı. Sonra başını kaldırdı. Bir an odadaki görevlilere baktı. Ardından annesinin kulağına doğru eğildi… Ve kimsenin duyamayacağı kadar alçak bir sesle birkaç kelime fısıldadı. Gardiyanlar şaşkınlıkla birbirlerine baktı. Elena’nın yüzündeki ifade ise bir anda değişti. Gözyaşları arasında kızına baktı. Ve beş yıl sonra ilk kez… Gülümsedi. “Dolabın arkasındaydı.” Adrian Novak kapının yanında duruyordu. Çocuğun söylediği son cümleyi duymuştu. Kaşları çatıldı. “Hangi dolabın arkasında?” Mila irkildi. Elena hemen başını çevirdi. “Onu korkutmayın.” Adrian yavaşça birkaç adım yaklaştı. “Seni korkutmak istemiyorum Mila. Ama annenin hayatı birkaç saate bağlı. Bildiğin bir şey varsa şimdi söylemen gerekiyor.” Küçük kız uzun süre sustu. Sonra montunun iç cebine elini soktu. Sosyal hizmet uzmanı şaşkınlıkla ona baktı. Mila cebinden küçük, eski bir hafıza kartı çıkardı. O anda Elena’nın yüzündeki gülümsemenin anlamı ortaya çıktı. “Babamın eski kamerasındandı,” dedi Mila. Adrian dondu. Elena’nın mahkûm edildiği cinayetin kurbanı, eski eşi Daniel Marin’di. Beş yıl önce Elena, Daniel’in evinde öldürülmüş hâlde bulunmasından yalnızca yirmi dakika sonra polis tarafından yakalanmıştı. Elbiselerinde kan vardı. Cinayet silahında parmak izleri vardı. Komşu onu evden çıkarken gördüğünü söylemişti. Savcı davayı “tartışmaya kapalı” diye tanımlamıştı. Ama Elena’nın ilk günden beri söylediği bir cümle vardı. “Eve girdiğimde zaten yerde yatıyordu.” Kimse inanmamıştı. Adrian hafıza kartını aldı. “Bunu nerede buldun?” Mila dudaklarını ısırdı. “Anneannemin evinde. Babamın eski eşyalarının olduğu kutuda.” Elena’nın nefesi hızlandı. “Mila, onu neden daha önce kimseye vermedin?” Küçük kız gözlerini yere indirdi. “Çünkü bana o kutuyu açmamam söylendi.” “Kim söyledi?” Mila başını kaldırdı. “Dayım.” Elena’nın yüzü bembeyaz oldu. Kardeşi Leon, dava boyunca onun yanında görünmüş, hatta Mila’nın bakımını üstlenmek için mahkemeye başvurmuştu. Elena beş yıldır kızının onun yanında güvende olduğunu düşünüyordu. Adrian hiç vakit kaybetmeden odadan çıktı. “Bilgi işlem birimini çağırın. Kartı hemen okutun.” İnfaza üç saat kırk dakika kalmıştı. On dakika sonra küçük bir odada cezaevi müdürü, iki görevli ve savcılıktan çağrılan bir hukuk danışmanı bilgisayarın başında toplandı
- Kartın içinde onlarca eski video vardı. Doğum günleri. Aile yemekleri. Mila’nın ilk adımları. Sonra tarih sıralamasında cinayet gecesine ait bir dosya görüldü. Saat: 22.14. Cinayetin tahmin edilen saati: 22.20 ile 22.40 arası. Adrian videoyu açtı. Görüntü sallantılıydı. Kamera muhtemelen bir rafın üzerinde unutulmuştu. Salonun yalnızca bir kısmı görünüyordu. İlk birkaç dakika hiçbir şey olmadı. Sonra kapı açıldı. İçeri Daniel girdi. Arkasından başka biri geldi. Adrian ekrana doğru eğildi. Elena’nın kardeşi Leon’du. Odada bir anda sessizlik oldu. Videoda iki adam tartışmaya başladı. Ses net değildi ama bazı kelimeler duyuluyordu. “Para.” “Belgeler.” “Polise giderim.” Ardından Daniel yüksek sesle bağırdı. “Elena’ya yaptığını da anlatacağım!” Leon bir anda kameranın görüş alanından çıktı. Birkaç saniye sonra metalik bir ses duyuldu. Daniel yere düştü. Adrian sandalyeden doğruldu. Hukuk danışmanı nefesini tuttu. Sonra görüntüye üçüncü biri girdi. Mahkemede Elena’yı gördüğünü söyleyen komşu Marko Vasic. Marko yere eğildi, cinayet silahını aldı. Leon’a verdi. İkisi birkaç dakika konuştu. Sonra Leon’un sesi çok net duyuldu. “Elena birazdan buraya gelecek.” Adrian’ın yüzü taş kesildi. Video devam etti. On dakika sonra kapı tekrar açıldı. Bu kez Elena içeri girdi. Videodaki Elena çığlık atarak yere koşuyordu. Daniel’e dokundu. Ellerine kan bulaştı. Masadaki silahı gördü. Panikle eline aldı. Tam o sırada görüntü kesildi. Adrian saate baktı. İnfaza üç saat on dakika vardı. “Hemen başsavcılığı arayın.” Telefonlar peş peşe çalmaya başladı. Ancak sorun sadece görüntü değildi. Hafıza kartının dosya kayıtlarında daha garip bir şey fark edildi. Video beş yıl önce polis tarafından kopyalanmıştı. Yani birileri bu görüntünün varlığını biliyordu. Adrian’ın boğazı kurudu. “Bu delil kayıtlara hiç girmemiş.” Hukuk danışmanı ekrana baktı. “Eğer polis kopyaladıysa zincir kaydı olmak zorunda.” Dosyalar incelendi. Kayıt bulundu. Cinayet soruşturmasının üçüncü gününde hafıza kartı delil olarak alınmıştı. Ancak dört gün sonra “bozuk ve okunamaz” denilerek dosyadan çıkarılmıştı. İmzanın altında dönemin başkomiserinin adı vardı. Leon’un kayınpederi. O anda dosyanın yalnızca yanlış yürütülmediği anlaşıldı. Birileri Elena’nın mahkûm olmasını istemişti. Saat 14.37’de cezaevi müdürünün telefonu çaldı. İnfaza bir saat yirmi üç dakika kalmıştı. Arayan başsavcılıktı. “İnfazı durdurmak için acil başvuru yapılıyor.” Adrian ilk kez derin bir nefes aldı. Ama henüz hiçbir şey kesin değildi. Elena hâlâ hücresindeydi. Mila çoktan görüşme odasından çıkarılmıştı. Elena kızının giderken söylediği son sözü düşünüyordu. “Anne, eve dönersen odamı değiştirmeyelim.” Elena o cümleyi hatırladıkça gözlerini kapatıyordu. Çünkü Mila hâlâ onun eve dönebileceğine inanıyordu. Saat 15.41. İnfaza on dokuz dakika kalmıştı. Gardiyanlar hücrenin önünde belirdi. Elena ayağa kalktı. Adrian da yanlarındaydı. Elena onun yüzüne baktı. “Vakit geldi mi?” Adrian birkaç saniye cevap veremedi. Sonra elindeki belgeyi kaldırdı. “Hayır.” Elena’nın dudakları titredi. “Ne demek hayır?” “Mahkeme infazı geçici olarak durdurdu.” Elena duvara tutundu. Bacakları onu taşımadı. Yavaşça yere çöktü. Adrian devam etti. “Yeni deliller incelenecek.” Elena ağlamaya başladı. Ama bu kez ölüm korkusundan değil. İlk defa yaşayabileceğine inandığı için. Sonraki yirmi dört saat içinde Leon ve Marko gözaltına alındı. Eski başkomiser hakkında soruşturma açıldı. Hafıza kartındaki kayıtlar adli incelemeye gönderildi. Haftalar sonra Leon sonunda konuştu. Daniel, yıllardır süren bir para aklama düzenini ortaya çıkarmıştı. Leon’un da bu düzenin içinde olduğunu öğrenmişti. Polise gitmekle tehdit edince öldürülmüştü. Elena ise kusursuz bir günah keçisi yapılmıştı. Altı ay sonra yeniden yapılan duruşmada mahkeme, mahkûmiyet kararını bozdu. Elena özgürlüğüne kavuştu. Cezaevinin kapısından çıktığında dışarıda yüzlerce gazeteci vardı. Ama Elena hiçbirine bakmadı. Kalabalığın arkasında duran tek kişiyi gördü. Mila. Küçük kız annesini görünce bu kez ağır ağır yürümedi. Koştu. Elena dizlerinin üzerine çöktü. Mila kendini annesinin kollarına bıraktı. Üç yıl sonra ilk kez aralarında masa yoktu. Kelepçe yoktu. Gardiyan yoktu. Elena kızının saçlarını öperken hıçkırarak konuştu. “Beni sen kurtardın.” Mila başını kaldırdı. “Hayır anne.” “Babam kurtardı.” Elena gözlerini kapattı. Bir süre sonra ikisi birlikte mezarlığa gittiler. Daniel’in mezarının başında Mila hafıza kartını avucunda tuttu. Elena kızına baktı. “Bunu saklamak ister misin?” Mila başını salladı. “Hayır.” “Neden?” Çocuk mezar taşına baktı. “Çünkü artık ihtiyacımız yok.” Elena cevap vermedi. Mila kartı annesine uzattı. “Gerçek ortaya çıktı.” Elena o küçük parçaya uzun süre baktı. Beş yıl boyunca onun hayatını çalan yalanlar küçücük bir kartın içine sığmıştı. Sonra kartı cebine koydu. Onu yok etmedi. Çünkü bazı acılar unutulmak için değil, bir daha aynı şey yaşanmasın diye hatırlanmak için saklanırdı. Elena kızının elini tuttu. Mezarlıktan birlikte çıktılar. Arkadaki taş kapı kapanırken Mila annesine sıkıca sarıldı. Elena o anda şunu anladı: Özgürlük yalnızca bir cezaevi kapısının açılması değildi. Özgürlük, yıllarca senden çalınan gerçeğin sonunda kendi sesiyle konuşabilmesiydi. Ve Elena için hayat, tam da herkes bittiğini düşündüğü anda yeniden başlıyordu.
Benzer Galeriler
-
Bu üç besinden
-
PROFESÖRÜM HER DERSTEN SONRA HERKES SINIFTAN ÇIKANA KADAR BENİ BEKLETİYORDU
-
KARIM YILLARCA BANA BEŞ ERKEK ÇOCUK VERDİĞİM İÇİN SÖYLENDİ — AMA SONUNDA YILLARDIR HAYALİNİ KURDUĞU KIZI DÜNYAYA GETİRİP ONU İLK KEZ KUCAĞINA ALDIĞINDA VERDİĞİ TEPKİ BENİ ŞOKE ETTİ.
-
İdrar yolu enfeksiyonunu tarihe karıştırıyor
-
Melih Gökçek’i apar topar götürdüler!
-
71 YAŞIMDA, ANNESİZ BABASIZ KALAN DÖRT TORUNUMUN VASİLİĞİNİ ALDIM


