Ana Sayfa 17.09.2026

İDAM EDİLMESİNE DAKİKALAR KALA, 8 YAŞINDAKİ KIZI ANNESİNİN KULAĞINA EĞİLİP ÖYLE BİR ŞEY FISILDADI Kİ ODADAKİ TÜM GÖREVLİLER DONUP KALDI

1 / 2

Ölümcül iğneyle idam edilmesine yalnızca birkaç saat kala, ölüm hücresindeki kadın son bir istekte bulundu.

Özel bir yemek istemedi.

Bir din görevlisiyle görüşmek de istemedi.

Yaklaşık üç yıldır sarılamadığı kızını görmek istedi.

Cezaevinde hiç kimse, anne ile kız arasında yapılacak birkaç dakikalık sessiz bir konuşmanın beş yıldır kesin kabul edilen bir mahkûmiyet kararındaki çatlakları ortaya çıkaracağını bilmiyordu.

Üstelik yaşanacaklar yalnızca eski bir cinayet dosyasını değil, cezaevinin duvarlarının çok ötesine uzanan karanlık bağlantıları da gündeme getirecekti.

Sabah tam 06.00’da ağır demir kapı açıldı.

Gardiyanlar 18 numaralı hücrenin önünde durdu.

“Elena Marin.”

Elena ağır ağır ayağa kalktı.

Ölüm hücresinde geçirdiği beş yıl, koyu renk saçlarının şakaklarını beyazlatmış, yüzüne derin çizgiler bırakmıştı.

Beş yıldır aynı şeyi söylüyordu.

O cinayeti işlememişti.

Ama kimse ona inanmamıştı.

İnfazına yalnızca birkaç saat kala sessizce konuştu.

“Son bir isteğim var.”

Koridor sessizliğe gömüldü.

“Kızımı görmek istiyorum.”

“Sadece bir kez.”

“Mila’yla vedalaşmama izin verin.”

Gardiyanlardan biri gözlerini yere indirdi.

Diğeri sessizce başını salladı.

Böyle taleplerin kabul edilmesi çok nadirdi.

Ancak evraklar sonunda cezaevi müdürü Adrian Novak’ın masasına ulaştı.

Adrian, yaklaşık otuz yıldır ceza infaz sisteminin içindeydi.

Hatırlamak istemediği kadar çok infaza tanıklık etmişti.

Fakat Elena’nın dosyasında onu yıllardır rahatsız eden bir şey vardı.

Deliller ilk bakışta son derece güçlü görünüyordu.

Cinayet silahında Elena’nın parmak izleri bulunmuştu.

Kıyafetlerinde kurbanın kanı vardı.

Bir komşu da olay yerinden çıktığını gördüğünü söylemişti.

Her şey onun aleyhineydi.

Yine de…

Elena beş yıl boyunca tek bir kez bile ifadesini değiştirmemişti.

Adrian suçunu kabul ederek infaza giden birçok mahkûm görmüştü.

Bazılarının gözlerinde korku olurdu.

Bazılarında çaresiz bir kabulleniş.

Ama Elena’nın gözlerinde başka bir şey vardı.

Uzun süre önündeki belgeye baktı.

Sonunda kalemi eline aldı ve izin formunu imzaladı.

“Çocuğu getirin.”

Üç saat sonra beyaz renkli resmî bir araç cezaevinin güvenlik kapısından içeri girdi.

Araçtan önce bir sosyal hizmet uzmanı indi.

Ardından sekiz yaşlarında, açık renk saçlı küçük bir kız göründü.

Adı Mila’ydı.

Ağlamıyordu.

Kimseye soru sormuyordu.

Yalnızca koridor boyunca sessizce yürüyordu.

Küçücük yüzündeki ifade, sekiz yaşındaki bir çocuğa ait olamayacak kadar ciddiydi.

Geçtiği koridorlarda konuşmalar kesildi.

Yıllardır cezaevinde çalışan görevliler bile ona bakarken gözlerini kaçırdı.

Görüşme odasının kapısı açıldığında…

Elena çoktan içeride bekliyordu.

Bilekleri hâlâ metal masaya kelepçeliydi.

Üzerindeki mahkûm kıyafeti, yıllar içinde iyice zayıflayan bedeninde bol duruyordu.

Kızını gördüğü anda beş yıldır koruduğu bütün soğukkanlılığı dağıldı.

“Benim küçük kızım…”

Sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı.

Gözleri yaşlarla doldu.

Mila yavaşça annesine doğru yürüdü.

Koşup boynuna atılmadı.

Hıçkırıklara da boğulmadı.

Annesine yaklaşıp ona dikkatlice sarıldı.

Sonra başını kaldırdı.

Bir an odadaki görevlilere baktı.

Ardından annesinin kulağına doğru eğildi…

Ve kimsenin duyamayacağı kadar alçak bir sesle birkaç kelime fısıldadı.

Gardiyanlar şaşkınlıkla birbirlerine baktı.

Elena’nın yüzündeki ifade ise bir anda değişti.

Gözyaşları arasında kızına baktı.

Ve beş yıl sonra ilk kez…

Gülümsedi.

“Dolabın arkasındaydı.”

Adrian Novak kapının yanında duruyordu.

Çocuğun söylediği son cümleyi duymuştu.

Kaşları çatıldı.

“Hangi dolabın arkasında?”

Mila irkildi.

Elena hemen başını çevirdi.

“Onu korkutmayın.”

Adrian yavaşça birkaç adım yaklaştı.

“Seni korkutmak istemiyorum Mila. Ama annenin hayatı birkaç saate bağlı. Bildiğin bir şey varsa şimdi söylemen gerekiyor.”

Küçük kız uzun süre sustu.

Sonra montunun iç cebine elini soktu.

Sosyal hizmet uzmanı şaşkınlıkla ona baktı.

Mila cebinden küçük, eski bir hafıza kartı çıkardı.

O anda Elena’nın yüzündeki gülümsemenin anlamı ortaya çıktı.

“Babamın eski kamerasındandı,” dedi Mila.

Adrian dondu.

Elena’nın mahkûm edildiği cinayetin kurbanı, eski eşi Daniel Marin’di.

Beş yıl önce Elena, Daniel’in evinde öldürülmüş hâlde bulunmasından yalnızca yirmi dakika sonra polis tarafından yakalanmıştı.

Elbiselerinde kan vardı.

Cinayet silahında parmak izleri vardı.

Komşu onu evden çıkarken gördüğünü söylemişti.

Savcı davayı “tartışmaya kapalı” diye tanımlamıştı.

Ama Elena’nın ilk günden beri söylediği bir cümle vardı.

“Eve girdiğimde zaten yerde yatıyordu.”

Kimse inanmamıştı.

Adrian hafıza kartını aldı.

“Bunu nerede buldun?”

Mila dudaklarını ısırdı.

“Anneannemin evinde. Babamın eski eşyalarının olduğu kutuda.”

Elena’nın nefesi hızlandı.

“Mila, onu neden daha önce kimseye vermedin?”

Küçük kız gözlerini yere indirdi.

“Çünkü bana o kutuyu açmamam söylendi.”

“Kim söyledi?”

Mila başını kaldırdı.

“Dayım.”

Elena’nın yüzü bembeyaz oldu.

Kardeşi Leon, dava boyunca onun yanında görünmüş, hatta Mila’nın bakımını üstlenmek için mahkemeye başvurmuştu.

Elena beş yıldır kızının onun yanında güvende olduğunu düşünüyordu.

Adrian hiç vakit kaybetmeden odadan çıktı.

“Bilgi işlem birimini çağırın. Kartı hemen okutun.”

İnfaza üç saat kırk dakika kalmıştı.

On dakika sonra küçük bir odada cezaevi müdürü, iki görevli ve savcılıktan çağrılan bir hukuk danışmanı bilgisayarın başında toplandı

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.

1 / 2
Tema Tasarım |