DOLAR
Alış: 48.54
Satış: 48.73
EURO
Alış: 56.02
Satış: 56.24
GBP
Alış: 65.27
Satış: 65.75
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
16.09.2026
KIZIM EVE SİMSİYAH GİYİNMİŞ, DÖVMELİ VE GÖZLERİNE SİYAH KALEM ÇEKMİŞ SOLGUN BİR GENÇ GETİRDİ
- “O anda Tuncay’ın ellerinin titrediğini fark ettim.” İşte her şey tam olarak o anda değişti. Yıllardır aynı yastığa baş koyduğum adamın korktuğunu daha önce de görmüştüm. Babasını kaybettiğinde, Duru küçükken ağır bir ateş geçirdiğinde, iş yerinde büyük bir kriz çıktığında… Ama bu başka bir korkuydu. Bu, yakalanmış birinin korkusuydu. Masaya uzandım. “Tuncay, telefonu çevir.” “Gerek yok.” “Telefonu çevir.” Sesimdeki sertlik onu bile şaşırttı. Baran hiçbir şey söylemeden geri çekildi. Duru ise kapının yanında durmuş, ne bana ne babasına bakabiliyordu. Tuncay telefonu elinin altında tutmaya devam etti. “Bu çocuk ne anlattıysa—” “Baran hiçbir şey anlatmadı.” Sözünü kestim. “Henüz anlatmadı.” Sonra telefonu onun elinden çektim. Tuncay engel olmaya çalıştı ama geç kalmıştı. Ekranı çevirdiğimde ilk gördüğüm şey eski bir fotoğraftı. Görüntü kalitesinden en az yirmi yıl önce çekildiği belliydi. Fotoğrafta üç kişi vardı. Biri genç Tuncay’dı. Yüzü daha zayıftı, saçları daha uzundu ama oydu. Yanında benim hiç tanımadığım genç bir kadın duruyordu. Kadının kucağında ise küçük bir erkek çocuğu vardı. Bir an hiçbir şey anlamadım. Sonra gözüm çocuğun yüzüne takıldı. Kalbim göğsümün içinde sertçe vurdu. Çocuğun gözleri Baran’ın gözleriydi. Aynı kaşlar. Aynı çene. Aynı ince yüz. Başımı kaldırıp Baran’a baktım. “Bu kim?” Baran cevap vermeden önce Tuncay gözlerini kapattı. “Yapma.” Baran’ın sesi sakindi. “Artık yapmayacağım zaten.” Telefonu elimden alıp başka bir dosya açtı. Bu kez kısa bir video başladı. Kameranın arkasındaki kişinin kim olduğu görünmüyordu ama görüntüde Tuncay vardı. Yaklaşık yirmi yıl önceki haliyle. Bir apartmanın girişinde genç bir kadınla tartışıyordu. Ses boğuktu ama duyuluyordu. Kadın ağlıyordu. “Çocuğu görmeni istemiyorum demiyorum. Sadece artık karar ver.” Tuncay’ın sesi geldi. “Ben evleniyorum.” Bacaklarımın gücü kesildi. Videodaki kadın devam etti. “Peki oğlun?” Duru arkamda nefesini tuttu. Ben ise ekrana bakakaldım. Videodaki Tuncay uzun süre susuyordu. Sonra hayatım boyunca unutamayacağım bir cümle söyledi. “Onu hayatımda tutarsam her şey ortaya çıkar.” Videoyu durdurdum. Salonda çıt çıkmıyordu. Başımı yavaşça çevirdim. “Tuncay…” O gözlerini yere indirdi. “Baran senin oğlun mu?” Duru bir anda babasına baktı. “Ne?” Baran’ın yüzündeki bütün o sert ifade ilk kez çatladı. Ama Tuncay yine cevap vermedi. Ben bağırdım. “Cevap ver!” “Evet.” O tek kelime sanki evin içindeki bütün havayı çekip aldı. Sandalyeye oturmak zorunda kaldım. Baran Tuncay’ın oğluydu
- Kocamın oğlu. Duru’nun ağabeyi. Kızım, sevgilisi olduğunu düşündüğü adamın aslında kardeşi olduğunu o anda öğreniyordu. Duru’nun yüzü bembeyaz olmuştu. “Bu… bu mümkün değil.” Baran hemen ona döndü. “Duru, ben bunu bugün öğrendim.” Duru’nun gözleri doldu. “Ne demek bugün öğrendin?” Baran cebinden katlanmış bir zarf çıkardı. “Annem üç hafta önce öldü.” Sesi ilk kez titredi. “Kanserdi. Ölmeden önce bana bir kutu bıraktı. İçinde eski fotoğraflar, videolar ve bir mektup vardı.” Tuncay sandalyeye çöktü. Baran devam etti. “Mektupta babamın adının Tuncay olduğunu yazıyordu. Nerede yaşadığını da.” Bana baktı. “Ben bu eve Duru yüzünden gelmedim.” Duru irkildi. “Ne?” “Yani… seni kullanmadım. Seninle tanıştığımızda kim olduğunu bilmiyordum.” Telefonundan bir tarih gösterdi. “Annemin kutusunu seninle tanıştıktan iki ay sonra aldım.” Duru’nun gözlerinden yaşlar süzüldü. “Peki neden bana söylemedin?” “Çünkü emin değildim.” Baran’ın sesi kısıldı. “Ve doğrusu korktum.” Sonra Tuncay’a baktı. “Bugün beni görünce vereceği tepkiyi merak ettim. Beni tanıyıp tanımayacağını bilmek istedim.” Ben hâlâ tek bir şeye takılmıştım. “Sen bunu yıllardır biliyordun.” Tuncay bana bakamadı. “Evet.” “Biz evlendiğimizde de mi?” Başını eğdi. “Evet.” İçimde bir şey kırıldı. Mesele yalnızca geçmişte yaptığı bir hata değildi. Yirmi yıllık bir yalandı. Her doğum gününde. Her aile fotoğrafında. Duru dünyaya geldiğinde. Bana “hayatımda senden sakladığım hiçbir şey yok” dediği her anda. “Annesine ne oldu?” diye sordum. Tuncay boğazını temizledi. “Adı Aslı’ydı.” “Onu neden bıraktın?” “Gençtim.” Baran acı bir kahkaha attı. “Ne kadar kullanışlı bir cümle.” Tuncay ayağa kalktı. “Ben korktum.” “Ben de korktum,” dedi Baran. “Babamın beni istemediğini öğrendiğimde ben de korktum. Ama annemi yalnız bırakmadım.” Tuncay’ın yüzü çöktü. “Para gönderdim.” Baran gözlerini ona dikti. “Para mı?” Sesinde ilk kez öfke vardı. “Doğum günlerimde seni beklerken para mı gönderdin?” Tuncay cevap veremedi. Duru ağlayarak üst kata çıktı. Peşinden gitmek istedim ama ayaklarım beni taşımıyordu. Baran telefonu cebine koydu. “Ben buraya aile dağıtmaya gelmedim.” Kapıya yöneldi. “Ben sadece annemin bana yalan söylemediğini görmek istedim.” Tam çıkacakken seslendim. “Baran.” Durdu. “Duru’yla ilişkiniz…” “Bitti.” Bunu söylerken yüzü acıyla gerildi. “Zaten başka türlüsü mümkün değil.” Başını eğdi. “Onu incitmek istemedim.” Kapıyı açtı. Tuncay bir anda arkasından seslendi. “Oğlum…” Baran olduğu yerde dondu. Ama dönmedi. “Bana öyle deme.” Kapıyı çekip çıktı. O gece evimizde kimse uyumadı. Sabaha karşı Duru yanıma geldi. Gözleri şişmişti. “Anne, babamı bırakacak mısın?” Bu soruya hemen cevap veremedim. Çünkü yirmi dört yıllık bir evlilik tek gecede silinmiyordu. Ama bazı gerçekler de öğrenildikten sonra geri kapatılamıyordu. Tuncay günlerce özür diledi. Bahaneler sundu. Genç olduğunu söyledi. Korktuğunu söyledi. Bizi kaybetmek istemediğini söyledi. Ama söylediklerinin hiçbiri şu gerçeği değiştirmiyordu: Baran babasız büyümüştü. Ve Tuncay bunu bilerek yaşamıştı. Bir hafta sonra Baran’ı aradım. Bir kafede buluştuk. Masaya oturduğunda hâlâ mesafeliydi. “Senden bir şey istemiyorum,” dedi. “Biliyorum.” “Elimdeki şeylerle dava falan da açmayacağım.” “Ben bunun için gelmedim.” Sonra önüne küçük bir fotoğraf koydum. Duru’nun çocukluk fotoğrafıydı. “Senin bir kardeşin var.” Baran uzun süre fotoğrafa baktı. Gözleri doldu. “Duru beni görmek istemez.” “Şu an istemiyor.” Bunu dürüstçe söyledim. “Ama hayat uzun.” Aradan aylar geçti. Tuncay’la evliliğimizi bitirdim. Sebebi yalnızca geçmişte yaptığı şey değildi. Asıl sebep, o geçmişi yıllarca bizim bugünümüzün içine saklamasıydı. Duru zamanla toparlandı. Baran da hayatına devam etti. İlk aylar birbirlerini hiç görmediler. Sonra bir gün Duru bana mesaj attı. “Anne, Baran’la kahve içmeye gidiyorum.” Kalbim sıkıştı. Ama bu kez korkudan değil. Akşam eve döndüğünde gözleri kızarmıştı. “Nasıl geçti?” diye sordum. Duru hafifçe gülümsedi. “Garip.” Bir süre sustu. “Giderken sevgilim vardı. Dönerken ağabeyim oldu.” Aylar sonra Baran ilk kez bizimle bayram sofrasına oturdu. Masada bir sandalye fazla değildi artık. Aksine, yıllardır eksik olan sandalye sonunda dolmuştu. Tuncay o sofrada yoktu. Çünkü bazı hataların affı mümkün olsa bile, sonuçları ortadan kalkmıyordu. Yine de o gece Baran’ı Duru’yla mutfakta tartışırken gördüğümde istemeden gülümsedim. Duru ona, “Ben senden büyüğüm gibi davranma,” diyordu. Baran da, “Teknik olarak ağabeyinim,” diye cevap veriyordu. İlk kez ikisinin de yüzünde gerçek bir gülümseme vardı. O an şunu anladım: Bir aileyi gerçekler yıkmazdı. Onu asıl yıkan, gerçeğin yıllarca saklanmasıydı. Ama bazen ortaya çıkan en acı sır bile, geride kalan insanların birbirine dürüstçe yaklaşmasına izin verirse yeni bir başlangıcın kapısını açabilirdi. Bizim ailemiz eski haline hiç dönmedi. Ama belki de dönmemesi gerekiyordu. Çünkü sonunda kusursuz görünen bir yalanın içinde yaşamıyorduk. Eksik, yaralı ama gerçek bir aileydik. Ve ilk kez sofraya baktığımda hiçbir sandalyenin kime ait olduğunu sorgulamıyordum.
Benzer Galeriler
-
43 yaşında duldum köyün ağasıyla evlendim ilk geceden..
-
KIZIM EVE SİMSİYAH GİYİNMİŞ, DÖVMELİ VE GÖZLERİNE SİYAH KALEM ÇEKMİŞ SOLGUN BİR GENÇ GETİRDİ
-
55 yaşında kocamdan ayrıldım genç bir adam bana bunu teklif etti
-
KOCAM GENÇ METRESİ YÜZÜNDEN BENİ TERK ETTİ
-
20 YAŞINDA GENÇ KIZ KÖYÜN AĞASIYLA EVLENDİ — İLK GÜNDEN BUNU YAPTILAR…
-
11 Aylık Bebekten Haber Var


