DOLAR
Alış: 48.55
Satış: 48.74
EURO
Alış: 55.71
Satış: 55.93
GBP
Alış: 64.91
Satış: 65.39
PROFESÖRÜM HER DERSTEN SONRA HERKES SINIFTAN ÇIKANA KADAR BENİ BEKLETİYORDU
Feraye Hanım dosyayı açtı.
İçinden doğum belgeleri, eski gazete kupürleri ve birkaç mektup çıkardı.
Aylin Günal yirmi üç yaşındayken beni dünyaya getirmişti.
Ama doğumdan birkaç saat sonra ciddi bir iç kanama geçirmişti.
Doktorlar onu kurtarmıştı.
Asıl sorun bundan sonra başlamıştı.
Aylin’in birlikte olduğu adam, çocuğun varlığını kabul etmek istememişti.
Ailesi de büyük bir skandal çıkmasından korkuyordu.
O dönemde henüz genç bir araştırma görevlisi olan Levent Karaca, Aylin’in en yakın arkadaşlarından biriydi.
Babam Cem ise hastanede idari bölümde çalışıyordu.
Feraye Hanım konuşurken gözlerini benden kaçırıyordu.
“Aylin doğumdan sonra çok ağır bir depresyona girdi. Seni sevmediği için değil. Tam tersine sana bir şey olacağından korktuğu için.”
“Sonra ne oldu?”
“Ortadan kayboldu.”
“Nasıl yani?”
“Bir gece hastaneden çıktı. Bir daha dönmedi.”
Profesör Karaca araya girdi.
“Polise haber verildi. Haftalarca arandı. Sonra şehir dışında çantasını buldular. Herkes öldüğünü düşündü.”
“Babam?”
“Cem seni koruyucu aile olarak yanına aldı. Daha sonra yasal süreçleri tamamladı ve seni kendi kızı olarak büyüttü.”
Gözlerimi kapattım.
Babamın bana çocukluğum boyunca söylediği sözler birer birer aklıma geliyordu.
“Sen benim hayatımdaki en güzel tesadüfsün.”
Bunu yüzlerce kez söylemişti.
Ben hep duygusal bir baba sözü sanmıştım.
Meğer kelimenin tam anlamıyla doğruymuş.
“Peki neden şimdi?”
Profesör Karaca telefonunu masaya bıraktı.
“Çünkü üç ay önce bana bir mektup geldi.”
Dosyadan beyaz bir zarf çıkardı.
Üzerinde yalnızca onun adı vardı.
Gönderen kısmı boştu.
İçindeki mektubu bana uzattı.
İlk satırı okuduğum anda dizlerim titredi.
“Levent, kızım artık büyüdü. Onu uzaktan gördüm.”
Başımı kaldırdım.
“Nehir,” dedi Feraye Hanım, “annen yaşıyor.”
Sınıfta derin bir sessizlik oldu.
Sanki dünya bir anda durmuştu.
“Hayır…”
“Yaşıyor,” dedi Profesör Karaca. “Ve seni görmek istiyor.”
Öfke bir anda korkunun önüne geçti.
“Yirmi iki yıldır neredeymiş?”
Feraye Hanım gözyaşlarını sildi.
“Yıllarca tedavi görmüş. Sonra başka bir şehirde yeni bir hayat kurmuş. Geri dönmeye cesaret edememiş.”
“Beni terk etmiş.”
“Evet,” dedi Feraye Hanım.
Bu kadar açık bir cevap beklemiyordum.
“Bunun bahanesi yok. Ama seni sevmediği için gitmedi.”
Mektubun geri kalanını okumaya devam ettim.
Aylin, yıllarca bana yaklaşmaya korktuğunu yazmıştı.
Cem’in beni ne kadar iyi büyüttüğünü uzaktan gördüğünü, hayatıma girip her şeyi bozmak istemediğini söylüyordu.
En çok da şu cümlede takılıp kaldım:
“Anne olmak bazen yanında kalabilmek, bazen de zarar vereceğini düşünüyorsan uzakta durabilmektir. Ben hangisini doğru yaptım, hâlâ bilmiyorum.”
O gün Feraye Hanım bana bir adres verdi.
Annem yaklaşık iki saat uzaklıkta küçük bir sahil kasabasında yaşıyordu.
Gitmek zorunda değildim.
Kimse beni zorlamadı.
Üç gün boyunca adresi masamın üzerinde tuttum.
Sonra babam Cem’i aradım.
Telefonu açar açmaz,
“Öğrendin,” dedi.
Sesindeki yorgunluğu hemen fark ettim.
“Bana neden söylemedin?”
“Çünkü seni kaybetmekten korktum.”
“Ben senin kızınım.”
“Biliyorum.”
“Kan bağı yüzünden değişecek bir şey yok.”
Telefonun diğer ucunda uzun süre sessizlik oldu.
Sonra babam ağlamaya başladı.
Onu hayatımda ilk kez ağlarken duydum.
Ertesi sabah o adrese gittim.
Kapıyı yaklaşık ellili yaşlarının sonunda bir kadın açtı.
Bana baktığı anda ellerini ağzına götürdü.
Hiçbirimiz konuşamadık.
Ben onun boynuna atılmadım.
O da bana sarılmaya çalışmadı.
Sadece karşılıklı oturduk.
Saatlerce konuştuk.
Bazı cevapları beni rahatlattı.
Bazıları öfkelendirdi.
Bazı sorularımın cevabı ise hiç yoktu.
Ama akşam olduğunda şunu anlamıştım:
Hayatım boyunca eksik olduğunu bile bilmediğim bir parçayı bulmuştum.
Bu, Cem’i babam olmaktan çıkarmıyordu.
Aylin’i de bir anda annem yapmıyordu.
Aile, tek bir gerçekle yeniden yazılabilecek kadar basit değildi.
Aylar sonra mezuniyet törenimde kalabalığın arasına baktığımda üç kişiyi yan yana gördüm.
Babam Cem.
Feraye teyze.
Ve birkaç adım uzakta duran Aylin.
Profesör Karaca ise sahnenin kenarında durmuş gülümsüyordu.
Diplomamı aldıktan sonra ilk olarak Cem’in yanına gittim ve ona sarıldım.
Sonra Aylin’e doğru yürüdüm.
Elimi uzattım.
O da tuttu.
O gün kimse geçmişi silemedi.
Kimse yapılan hataları yok saymadı.
Ama ilk kez hepimiz aynı yerde durmayı başardık.
Ve ben sonunda şunu öğrendim:
İnsanın ailesini yalnızca kimden dünyaya geldiği belirlemiyordu. Bazen aile, seni dünyaya getirenle seni hayatta tutanın arasındaki bütün karmaşık gerçekleri kabul edip yine de kalbinde ikisine de bir yer açabilmekti.
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.
Diğer Galeriler
-
Bu üç besinden
-
İDAM EDİLMESİNE DAKİKALAR KALA, 8 YAŞINDAKİ KIZI ANNESİNİN KULAĞINA EĞİLİP ÖYLE BİR ŞEY FISILDADI Kİ ODADAKİ TÜM GÖREVLİLER DONUP KALDI
-
PROFESÖRÜM HER DERSTEN SONRA HERKES SINIFTAN ÇIKANA KADAR BENİ BEKLETİYORDU
-
KARIM YILLARCA BANA BEŞ ERKEK ÇOCUK VERDİĞİM İÇİN SÖYLENDİ — AMA SONUNDA YILLARDIR HAYALİNİ KURDUĞU KIZI DÜNYAYA GETİRİP ONU İLK KEZ KUCAĞINA ALDIĞINDA VERDİĞİ TEPKİ BENİ ŞOKE ETTİ.
-
İdrar yolu enfeksiyonunu tarihe karıştırıyor
-
Melih Gökçek’i apar topar götürdüler!
