DOLAR
Alış: 48.55
Satış: 48.74
EURO
Alış: 55.71
Satış: 55.93
GBP
Alış: 64.91
Satış: 65.39
PROFESÖRÜM HER DERSTEN SONRA HERKES SINIFTAN ÇIKANA KADAR BENİ BEKLETİYORDU
“Kapıyı açın.”
Tam o sırada koridordan hızlı adımlar duyuldu.
Birkaç saniye sonra kilitli kapı üç kez vuruldu.
Profesör Karaca’nın yüzü bir anda bembeyaz oldu.
Kapıyı açtığında karşısında duran kişiyi gördüğüm an nefesim tutuldu.
Kapının önünde yaklaşık altmış yaşlarında, gri saçlı bir kadın duruyordu. Elinde eski, kahverengi bir dosya ve kenarları yıpranmış bir fotoğraf vardı.
Kadın beni görür görmez olduğu yerde kaldı.
Gözleri doldu.
Sanki yıllardır kayıp olan birini bulmuş gibi yüzüme bakıyordu.
Ben ise hiçbir şey anlamıyordum.
“Levent…” dedi titreyen bir sesle. “Gerçekten o.”
Profesör Karaca başını yavaşça eğdi.
“Ben de emin olmak için haftalardır bekliyordum.”
Bir adım geri çekildim.
“Ne demek o? Siz kimsiniz?”
Kadın cevap vermeden önce kapıyı arkasından kapattı.
Bu kez kilitlemedi.
Sanki kaçmak istersem engel olmayacaklarını özellikle göstermek istiyorlardı.
Kadın dosyayı masaya bıraktı.
“Benim adım Feraye Günal,” dedi. “Yıllar önce bu üniversitede hemşirelik bölümünde çalışıyordum. Ama seni tanımamın nedeni bu değil.”
Boğazım düğümlendi.
“Beni nereden tanıyorsunuz?”
Feraye Hanım elindeki eski fotoğrafı bana uzattı.
Fotoğrafa baktığım anda yüzümdeki kanın çekildiğini hissettim.
Fotoğraf bir hastane odasında çekilmişti.
Yatakta genç bir kadın yatıyordu.
Kucağında kundaklanmış bir bebek vardı.
Kadının yanında iki genç adam duruyordu.
Biri Profesör Karaca’ydı.
Diğeri ise…
Babamdı.
Cem Aydemir.
Ellerim titremeye başladı.
“Bu ne?”
Levent Karaca ağır ağır konuştu.
“Yirmi iki yıl önce çekildi.”
“Bunu görüyorum. Neden babam sizinle aynı fotoğrafta?”
Feraye Hanım gözlerini yere indirdi.
“Çünkü o gece hepimiz aynı hastanedeydik.”
Kalbimin attığını artık yalnızca göğsümde değil, kulaklarımda da duyuyordum.
“Annem nerede?”
İkisi de sessiz kaldı.
Bu sessizlik cevaptan daha korkutucuydu.
Profesör Karaca sonunda sandalyesini çekti.
“Oturmanı istiyorum.”
“Oturmayacağım. Bana ne olduğunu söyleyin.”
Derin bir nefes aldı.
“Baban olarak bildiğin Cem Aydemir seni doğduğun gün hastaneden çıkardı.”
Kaşlarımı çattım.
“Tabii ki çıkardı. Babamdı.”
Feraye Hanım başını kaldırdı.
“Hayır Nehir.”
O iki kelime sınıfın içinde yankılandı.
“Cem Aydemir senin biyolojik baban değildi.”
Ne kadar süre konuşamadığımı bilmiyorum.
Belki birkaç saniye.
Belki bir dakika.
Sonra istemsizce güldüm.
“Bu hiç komik değil.”
“Kimse şaka yapmıyor,” dedi Profesör Karaca.
“Yalan söylüyorsunuz.”
Çantamı kaptım.
Kapıya yöneldim.
Tam çıkacakken Profesör Karaca arkamdan konuştu.
“Biyolojik annenin adı Aylin Günal’dı.”
Feraye Hanım’ın soyadıyla aynıydı.
Yavaşça döndüm.
Feraye Hanım’ın gözlerinden yaşlar süzülmeye başlamıştı.
“Aylin benim kız kardeşimdi.”
Ayaklarımın altından zemin çekilmiş gibiydi
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.
Diğer Galeriler
-
Bu üç besinden
-
İDAM EDİLMESİNE DAKİKALAR KALA, 8 YAŞINDAKİ KIZI ANNESİNİN KULAĞINA EĞİLİP ÖYLE BİR ŞEY FISILDADI Kİ ODADAKİ TÜM GÖREVLİLER DONUP KALDI
-
PROFESÖRÜM HER DERSTEN SONRA HERKES SINIFTAN ÇIKANA KADAR BENİ BEKLETİYORDU
-
KARIM YILLARCA BANA BEŞ ERKEK ÇOCUK VERDİĞİM İÇİN SÖYLENDİ — AMA SONUNDA YILLARDIR HAYALİNİ KURDUĞU KIZI DÜNYAYA GETİRİP ONU İLK KEZ KUCAĞINA ALDIĞINDA VERDİĞİ TEPKİ BENİ ŞOKE ETTİ.
-
İdrar yolu enfeksiyonunu tarihe karıştırıyor
-
Melih Gökçek’i apar topar götürdüler!
