DOLAR
Alış: 47.13
Satış: 47.32
EURO
Alış: 53.65
Satış: 53.87
GBP
Alış: 62.69
Satış: 63.15
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
24.07.2026
Boşanma Davasına Üç Avukatla Geldi… Hâkim Şirketin İlk Sahibinin Adını Okuyunca Salondaki Herkes Sustı
- Yağmurlu bir perşembe sabahı saat dokuzu gösterirken, Ankara Adliyesi’ndeki üçüncü duruşma salonu neredeyse tamamen dolmuştu. Boşanma davamız kısa sürede şehirde merak uyandıran bir olaya dönüşmüştü. Çünkü eşim Barış Öncü, Türkiye’nin farklı şehirlerinde faaliyet gösteren hızla büyüyen Öncü Lojistik şirketinin tanınmış genel müdürüydü. Barış’ın fotoğrafları iş dünyası dergilerinde, yardım gecelerinde ve önemli davetlerde sık sık yayımlanırdı. Benim yüzüm ise neredeyse hiçbir yerde görünmezdi. On üç yıl boyunca ödül törenlerinde ve şirket toplantılarında onun yanında durmuş, gazeteciler ne kadar gururlu olduğumu sorduğunda gülümsemiştim. Beni yalnızca eşini destekleyen fedakâr bir ev kadını olarak tanıtıyorlardı. Ben de onları düzeltmiyordum. İkiz oğullarımız Yiğit ve Emir doğduktan sonra kamusal hayattan tamamen uzaklaşmıştım. Okul toplantılarına katılıyor, yemeklerini hazırlıyor, sağlık kontrollerini düzenliyor ve Barış şehir şehir dolaşırken evimizi ayakta tutuyordum. Sessiz kalmam, herkesin şirketin başarısında hiçbir katkım olmadığını düşünmesine neden olmuştu. Barış o sabah mahkemeye üç avukat, kalın bir dosya ve sonucu çoktan kazanmış bir adamın güveniyle geldi. Yanında şirketin halkla ilişkiler yöneticisi ve boşanmanın ardından evlenmeyi planladığı Pelin Delice vardı. Baş avukatı Doğan Koral, haftalardır aynı iddiayı savunuyordu: Şirketi Barış tek başına kurmuş, bütün serveti o kazanmış ve çocuklara benden çok daha iyi bir gelecek sunabilecekmiş. Hazırladıkları belgelere göre benim mesleğim, gelir kaynağım ve önemli bir mal varlığım yoktu. Evlilik sözleşmesinin şirketi ve serveti Barış’ın kişisel mülkü olarak koruduğunu ileri sürüyorlardı. Bunun çocukların velayetini almasına da yardım edeceğine inanıyordu. Hâkim Rabia Yalçın, dosyalara baktıktan sonra benim masamdaki boş sandalyeyi işaret etti. “Davalı taraf nerede?” diye sordu. Barış saatine bakıp küçümseyici bir gülümsemeyle, “Lale hiçbir zaman başkalarının zamanına önem vermemiştir,” dedi. Tam o sırada salonun ağır kapıları açıldı. İçeri, sekiz yaşındaki ikizlerimin ellerini tutarak girdim. Barış’ın yüzündeki rahat ifade bir anda değişti. Çocukları getirmemin nedeni basitti. Barış onlara benim aileyi terk ettiğimi, maddi gücüm olmadığını ve yakında yalnızca onunla ve Pelin’le yaşayacaklarını söylemişti. Oğullarımın gerçeğin yalnızca bir tarafını duymasını istemiyordum. Duruşma başladığında Doğan Bey yaklaşık yirmi dakika boyunca beni kendi evliliğimde misafir gibi anlattı. Barış’ın şirketi sıfırdan kurduğunu, yüzlerce kişiye iş sağladığını ve bütün serveti kendi emeğiyle oluşturduğunu söyledi. Benim sekiz yıl boyunca çocukların bütün sorumluluğunu üstlendiğimden hiç söz etmedi.
- Konuşmasının sonunda Barış’ın çocukların asıl velayetini almasını, benim ise maddi yeterliliğimi kanıtlayana kadar sınırlı görüşme hakkına sahip olmamı istedi. Hâkim bana döndü. “Avukatınız nerede?” “Kendimi temsil ediyorum,” dedim. Barış koltuğuna yaslanarak gülümsedi. Çantamdan mühürlü bir zarf çıkarıp görevliye verdim. İçinde Öncü Lojistik’in devlet onaylı ilk kuruluş belgeleri vardı. Hâkim belgeleri dikkatle inceledi. Ortaklık sayfasına geldiğinde durdu ve Barış’a baktı. “Bay Öncü, şirketin ilk çoğunluk sahibinin neden eşinizin evlenmeden önceki adı olduğunu açıklar mısınız?” Salon sessizliğe gömüldü. Belgelerde Lale Bellioğlu olarak şirketin yüzde 74 hissesine sahip olduğum yazıyordu. Barış’ın yüzü soldu. On beş yıl önce Öncü Lojistik büyük bir şirket değildi. Yalnızca eski bir dağıtım aracı, küçük evimizdeki katlanır masa ve ödenmemiş faturalarımız vardı. Barış’ın büyük hayalleri ve insanları etkileme yeteneği bulunuyordu. Ancak sermayesi, güçlü bir kredi geçmişi ve şirket yönetimi konusunda deneyimi yoktu. Bende ise bunların hepsi vardı. Rahmetli teyzemden kalan küçük evi ve yatırım hesabını satarak şirketin ilk sermayesini sağlamıştım. Araç kiralama sözleşmesini hazırlamış, sigortaları yaptırmış, gerekli izinleri almış, ödeme sistemini kurmuş ve geceleri bilançoları düzenlemiştim. Şirket büyürken kendi maaşlı işime devam ederek evimizin kirasını ve günlük ihtiyaçlarımızı karşılamıştım. O zamanlar Barış şirkete “bizim ortak hayalimiz” derdi. İkizler doğduktan sonra Yiğit’in fizik tedavisi ve Emir’in solunum sorunları nedeniyle işten geri çekilmek zorunda kaldım. Barış zamanla kendisini şirketin tek kurucusu olarak göstermeye başladı. Ben sessiz kaldıkça kendi geçmişimi silmesine izin verdim. Ancak çocuklarıma hiçbir katkım olmadığını söylediğinde sessizliğim sona erdi. Duruşmada sermaye makbuzlarını, eski vergi beyannamelerini, kredi teminatlarını ve hisse sözleşmelerini sundum. Barış’ın avukatı evlilik sözleşmesini öne sürdü. “Şirket Barış’ın adına kayıtlıysa ona aittir,” dedi. “Fakat çoğunluk hisseleri hiçbir zaman onun adına kayıtlı olmadı,” diye karşılık verdim. Hâkim ayrıca altı yıl önce hazırlanmış bir hisse devir sözleşmesini buldu. Bu belge, yüzde 74’lük payımı yalnızca on lira karşılığında Barış’a devretmemi öngörüyordu. Belge imzasızdı. “Bunu neden imzalamadınız?” diye sordu hâkim. “Barış, annemin cenazesinden üç gün sonra bunun sıradan bir evrak olduğunu söyleyerek önüme koydu. Okudum ve reddettim.” Pelin şaşkınlıkla Barış’a baktı. O da gözlerini kaçırdı. Ardından son on sekiz aydır orta ölçekli lojistik şirketlerine danışmanlık yaptığımı gösteren belgeleri sundum. Sigorta düzenlemeleri, şirket izinleri ve sözleşme teklifleri konusunda danışmanlık veriyor; çocuklarımızın ev, okul ve sağlık masraflarını rahatlıkla karşılayacak gelir elde ediyordum. Barış bunu duyunca şaşırdı. “Bana yalnızca birkaç arkadaşına yardım ettiğini söylemiştin.” “Hayatımla ilgili gerçek sorular sormayı çok uzun zaman önce bıraktın,” dedim. Hâkim o gün kesin karar vermedi. Çocukların hafta içi benimle, belirli hafta sonlarında ise Barış’la kalmasına hükmetti. İki tarafın da çocuklarla dava hakkında konuşmasını yasakladı. Ayrıca şirketin bütün hisse yapısı, para hareketleri ve eski kayıtları için kapsamlı bir mali inceleme başlattı. Bu karar Barış’ı velayet düzenlemesinden daha fazla endişelendirdi. Ertesi sabah kapımda isimsiz bir zarf buldum. İçinden dokuz yıl önce hazırlanmış, oy haklarımdan vazgeçtiğimi iddia eden bir şirket kararı çıktı. Altındaki imza bana benziyordu. Fakat bana ait değildi. Arkasındaki notta şu yazıyordu: “Hastanede iyileşirken hangi belgelerin değiştirildiğini araştır. Ayrıca annenin hayatını kaybetmeden önce neden Barış’ın özel numarasını aradığını sor.” Barış yıllardır annemle son haftasında hiç konuşmadığını söylemişti. Mali inceleme ilerledikçe gerçekler ortaya çıktı. Barış’ın bilgisi dâhilinde bazı belgelerin değiştirildiği, imzamın taklit edildiği ve oy haklarımın gizlice etkisiz hâle getirilmeye çalışıldığı belirlendi. Annem, hayatını kaybetmeden önce bu durumu öğrenmiş ve Barış’tan gerçeği açıklamasını istemişti. Barış ise şirketin yatırımcıları önünde itibarını kaybetmemek için sessiz kalmıştı. Mahkeme sahte belgeleri geçersiz saydı. Hisselerimin bana ait olduğu kesinleşti. Çocukların yaşam düzeni korunurken Barış’a düzenli görüşme hakkı verildi. Ancak çocukları baskı altında bırakmaması ve aile danışmanlığına katılması şart koşuldu. Pelin, Barış’ın şirketin geçmişi hakkında kendisine de yalan söylediğini öğrenince ilişkisini bitirdi. Ben ise hisselerimi intikam amacıyla kullanmadım. Yönetim kuruluna girerek şirketin mali yapısını şeffaflaştırdım ve çalışanların haklarını koruyan yeni kurallar getirdim. Barış görevini sürdürdü fakat artık şirketin tek kurucusu gibi davranamıyordu. Bir akşam Yiğit bana şöyle sordu: “Baba kötü biri mi?” “Hayır,” dedim. “Ama iyi insanlar da bazen korkuları ve hırsları yüzünden yanlış seçimler yapabilir. Önemli olan, yanlışın karşısında sessiz kalmamaktır.” O gün anladım ki ücretsiz emek resmî maaş bordrolarında görünmeyebilir. Ama bir evi ayakta tutabilir, bir şirket kurabilir ve bir ailenin geleceğini şekillendirebilir. Ben evliliğimi kaybetmiştim. Ancak sesimi, emeğimi ve kendi hayatımdaki yerimi yeniden kazanmıştım. En büyük zaferim Barış’tan her şeyi almak değildi. Gerçeği sakinlikle ortaya koymak, çocuklarımı korumak ve kendi hikâyemden bir daha asla silinmemekti. SON
Benzer Galeriler
-
Otobüsteki Yabancı “O Belgeleri İmzalama” Dedi… Kayınbiraderinin Miras İçin Kurduğu Plan Ortaya Çıktı
-
Hamile Eşini Annesinin Önünde Diz Çökmüş Buldu… Kayıp Belgeler Aile İçindeki Büyük Oyunu Ortaya Çıkardı
-
Küçük Kız Kapısına Bir Bebekle Geldi: “Oğlunuzu Çöp Kutusunun Yanında Buldum” Deyince Yılların Sırrı Ortaya Çıktı
-
Annesine Her Ay Para Gönderiyordu… Eve Erken Dönünce Karısının Yaşadığı Gerçeği Öğrendi
-
Kocası Onu Davetlilerin Önünde Küçümsedi… Salondaki Bir Yabancının Sözü Hayatını Baştan Aşağı Değiştirdi
-
“Burası Babamın Evi” Diyerek Bana Hizmetçi Muamelesi Yaptı… Mahkemede Gerçek Ortaya Çıkınca Her Şey Değişti


