Ana Sayfa 24.07.2026

Boşanma Davasına Üç Avukatla Geldi… Hâkim Şirketin İlk Sahibinin Adını Okuyunca Salondaki Herkes Sustı

2 / 2

Konuşmasının sonunda Barış’ın çocukların asıl velayetini almasını, benim ise maddi yeterliliğimi kanıtlayana kadar sınırlı görüşme hakkına sahip olmamı istedi.

Hâkim bana döndü.

“Avukatınız nerede?”

“Kendimi temsil ediyorum,” dedim.

Barış koltuğuna yaslanarak gülümsedi.

Çantamdan mühürlü bir zarf çıkarıp görevliye verdim. İçinde Öncü Lojistik’in devlet onaylı ilk kuruluş belgeleri vardı.

Hâkim belgeleri dikkatle inceledi. Ortaklık sayfasına geldiğinde durdu ve Barış’a baktı.

“Bay Öncü, şirketin ilk çoğunluk sahibinin neden eşinizin evlenmeden önceki adı olduğunu açıklar mısınız?”

Salon sessizliğe gömüldü.

Belgelerde Lale Bellioğlu olarak şirketin yüzde 74 hissesine sahip olduğum yazıyordu.

Barış’ın yüzü soldu.

On beş yıl önce Öncü Lojistik büyük bir şirket değildi. Yalnızca eski bir dağıtım aracı, küçük evimizdeki katlanır masa ve ödenmemiş faturalarımız vardı.

Barış’ın büyük hayalleri ve insanları etkileme yeteneği bulunuyordu. Ancak sermayesi, güçlü bir kredi geçmişi ve şirket yönetimi konusunda deneyimi yoktu.

Bende ise bunların hepsi vardı.

Rahmetli teyzemden kalan küçük evi ve yatırım hesabını satarak şirketin ilk sermayesini sağlamıştım. Araç kiralama sözleşmesini hazırlamış, sigortaları yaptırmış, gerekli izinleri almış, ödeme sistemini kurmuş ve geceleri bilançoları düzenlemiştim.

Şirket büyürken kendi maaşlı işime devam ederek evimizin kirasını ve günlük ihtiyaçlarımızı karşılamıştım.

O zamanlar Barış şirkete “bizim ortak hayalimiz” derdi.

İkizler doğduktan sonra Yiğit’in fizik tedavisi ve Emir’in solunum sorunları nedeniyle işten geri çekilmek zorunda kaldım. Barış zamanla kendisini şirketin tek kurucusu olarak göstermeye başladı.

Ben sessiz kaldıkça kendi geçmişimi silmesine izin verdim.

Ancak çocuklarıma hiçbir katkım olmadığını söylediğinde sessizliğim sona erdi.

Duruşmada sermaye makbuzlarını, eski vergi beyannamelerini, kredi teminatlarını ve hisse sözleşmelerini sundum.

Barış’ın avukatı evlilik sözleşmesini öne sürdü.

“Şirket Barış’ın adına kayıtlıysa ona aittir,” dedi.

“Fakat çoğunluk hisseleri hiçbir zaman onun adına kayıtlı olmadı,” diye karşılık verdim.

Hâkim ayrıca altı yıl önce hazırlanmış bir hisse devir sözleşmesini buldu. Bu belge, yüzde 74’lük payımı yalnızca on lira karşılığında Barış’a devretmemi öngörüyordu.

Belge imzasızdı.

“Bunu neden imzalamadınız?” diye sordu hâkim.

“Barış, annemin cenazesinden üç gün sonra bunun sıradan bir evrak olduğunu söyleyerek önüme koydu. Okudum ve reddettim.”

Pelin şaşkınlıkla Barış’a baktı. O da gözlerini kaçırdı.

Ardından son on sekiz aydır orta ölçekli lojistik şirketlerine danışmanlık yaptığımı gösteren belgeleri sundum. Sigorta düzenlemeleri, şirket izinleri ve sözleşme teklifleri konusunda danışmanlık veriyor; çocuklarımızın ev, okul ve sağlık masraflarını rahatlıkla karşılayacak gelir elde ediyordum.

Barış bunu duyunca şaşırdı.

“Bana yalnızca birkaç arkadaşına yardım ettiğini söylemiştin.”

“Hayatımla ilgili gerçek sorular sormayı çok uzun zaman önce bıraktın,” dedim.

Hâkim o gün kesin karar vermedi. Çocukların hafta içi benimle, belirli hafta sonlarında ise Barış’la kalmasına hükmetti. İki tarafın da çocuklarla dava hakkında konuşmasını yasakladı.

Ayrıca şirketin bütün hisse yapısı, para hareketleri ve eski kayıtları için kapsamlı bir mali inceleme başlattı.

Bu karar Barış’ı velayet düzenlemesinden daha fazla endişelendirdi.

Ertesi sabah kapımda isimsiz bir zarf buldum. İçinden dokuz yıl önce hazırlanmış, oy haklarımdan vazgeçtiğimi iddia eden bir şirket kararı çıktı.

Altındaki imza bana benziyordu.

Fakat bana ait değildi.

Arkasındaki notta şu yazıyordu:

“Hastanede iyileşirken hangi belgelerin değiştirildiğini araştır. Ayrıca annenin hayatını kaybetmeden önce neden Barış’ın özel numarasını aradığını sor.”

Barış yıllardır annemle son haftasında hiç konuşmadığını söylemişti.

Mali inceleme ilerledikçe gerçekler ortaya çıktı. Barış’ın bilgisi dâhilinde bazı belgelerin değiştirildiği, imzamın taklit edildiği ve oy haklarımın gizlice etkisiz hâle getirilmeye çalışıldığı belirlendi.

Annem, hayatını kaybetmeden önce bu durumu öğrenmiş ve Barış’tan gerçeği açıklamasını istemişti. Barış ise şirketin yatırımcıları önünde itibarını kaybetmemek için sessiz kalmıştı.

Mahkeme sahte belgeleri geçersiz saydı. Hisselerimin bana ait olduğu kesinleşti. Çocukların yaşam düzeni korunurken Barış’a düzenli görüşme hakkı verildi. Ancak çocukları baskı altında bırakmaması ve aile danışmanlığına katılması şart koşuldu.

Pelin, Barış’ın şirketin geçmişi hakkında kendisine de yalan söylediğini öğrenince ilişkisini bitirdi.

Ben ise hisselerimi intikam amacıyla kullanmadım. Yönetim kuruluna girerek şirketin mali yapısını şeffaflaştırdım ve çalışanların haklarını koruyan yeni kurallar getirdim.

Barış görevini sürdürdü fakat artık şirketin tek kurucusu gibi davranamıyordu.

Bir akşam Yiğit bana şöyle sordu:

“Baba kötü biri mi?”

“Hayır,” dedim. “Ama iyi insanlar da bazen korkuları ve hırsları yüzünden yanlış seçimler yapabilir. Önemli olan, yanlışın karşısında sessiz kalmamaktır.”

O gün anladım ki ücretsiz emek resmî maaş bordrolarında görünmeyebilir.

Ama bir evi ayakta tutabilir, bir şirket kurabilir ve bir ailenin geleceğini şekillendirebilir.

Ben evliliğimi kaybetmiştim.

Ancak sesimi, emeğimi ve kendi hayatımdaki yerimi yeniden kazanmıştım.

En büyük zaferim Barış’tan her şeyi almak değildi.

Gerçeği sakinlikle ortaya koymak, çocuklarımı korumak ve kendi hikâyemden bir daha asla silinmemekti.

SON

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.

2 / 2
Tema Tasarım |