Antalya Kemer Suluda Ada Tur Adalar Turu Gemi Turu Turlar Setur Gezi Turları

Doğum yapmak için hastaneye tek başına girdi » T.C. Haber T.C. Haber
Ana Sayfa 6.06.2026

Doğum yapmak için hastaneye tek başına girdi

1 / 2

Doğum yapmak için hastaneye tek başına girdi… ve bebeği doğduktan birkaç dakika sonra doktor ona baktı ve gözyaşlarına boğuldu.

“Eğer babası gelmezse, doğum belgesine adını yazmayın… çünkü o adam oğlunun doğduğunu öğrenmeyi bile hak etmiyor.”

Doğum sancılarıyla kıvranırken İstanbul’daki Özel Şifa Hastanesi’nin kapısından içeri giren Defne Yılmaz’ın söylediği ilk söz buydu.

Salı sabahıydı. Güneş henüz tam doğmamıştı ve soğuk hava otomatik kapılardan içeri süzülüyordu. Ama Defne’nin yanında kimse yoktu. Ne annesi, ne kız kardeşi, ne de elini sıkacak bir eşi…

Genç bir hemşire kayıt masasından ona acıyarak gülümsedi.

“Eşiniz yolda mı?”

Defne gözlerini kaçırdı.

“Evet… birazdan gelir.”

Yalandı.

Emir Demir, Defne hamile olduğunu söylediği gece gitmişti.

Defne test sonucunu ona uzattığında Emir uzun süre hiçbir şey söylememişti. Ne bağırmıştı ne de öfkelenmişti. Sadece teste bakmıştı; sanki o küçücük çizgiler hayatını mahvedecek bir hüküm gibiydi.

Sonra sessizce birkaç kıyafetini sırt çantasına doldurmuştu.

“Biraz düşünmeye ihtiyacım var,” demişti.

Defne ona dönüp:

“Geri dönecek misin?” diye sormuştu.

Ama Emir cevap vermemişti.

Kapı sessizce kapanmıştı.

Ve o sessizlik, Defne’nin canını bir tokattan daha fazla yakmıştı.

İlk haftalar boyunca küçük kiralık dairesinde gizlice ağladı. Sonra ağlamayı bıraktı.

Acısı geçtiği için değil.

Çalışmak zorunda olduğu için.

Mahalle lokantasında çift vardiya yapıyordu. Bulaşık yıkıyor, masalara servis yapıyor, karnına bakan insanların sorularına katlanıyordu.

“Babanın nerede olduğu belli değil mi?”

Defne her seferinde aynı cevabı veriyordu.

“Çalışıyor.”

Ama her gece yatağa uzandığında ellerini karnına koyuyor ve oğluyla konuşuyordu.

“Senin hiçbir suçun yok canım oğlum. Ben seni asla bırakmayacağım.”

Doğum beklenenden erken başladı.

On iki saat boyunca sancı çekti.

Terledi.

Korktu.

Yalvardı.

Hemşire nefes almasını söylerken Defne sadece bir cümleyi tekrar ediyordu:

“Lütfen sağlıklı olsun… lütfen…”

Saat 15.17’de bebeğin ağlama sesi doğum odasını doldurdu.

Defne sanki aylarca tuttuğu nefesi bırakmış gibi rahatladı.

“İyi mi?” diye sordu titreyen sesiyle.

Hemşire bebeği beyaz bir battaniyeye sararken gülümsedi.

“Gayet sağlıklı.”

Defne ağladı.

Ama bu kez gözyaşları terk edilmişliğin değil, huzurun gözyaşlarıydı.

Tam o sırada odaya Doktor Mehmet Demir girdi.

Hastanenin en saygın doktorlarından biriydi.

Sakin.

Disiplinli.

Soğukkanlı.

Kimse onu kontrolünü kaybederken görmemişti.

Doktor dosyaya baktı.

Sonra bebeğe.

Ve olduğu yerde donup kaldı.

Battaniye biraz açılmıştı.

Bebeğin sol köprücük kemiğinin altında küçük bir doğum lekesi görünüyordu.

Kırılmış bir hilale benzeyen koyu renkli bir iz…

Doktor bir adım geri çekildi.

Hemşire şaşkınlıkla baktı.

“Doktor Bey?”

Mehmet Demir cevap vermedi.

Yüzündeki renk çekilmişti.

Elleri titriyordu.

Defne bunu hemen fark etti.

“Oğlumda bir sorun mu var?”

Doktor konuşmaya çalıştı ama sesi çıkmadı.

Gözleri dolmuştu.

Defne doğrulmaya çalıştı.

“Ne olur söyleyin! Bebeğime ne oldu?”

Doktor sonunda başını salladı.

“Hayır… hiçbir şeyi yok.”

“Öyleyse neden ona öyle bakıyorsunuz?”

Odadaki sessizlik ağırlaştı.

Koridordan geçen sedyenin sesi duyuluyordu.

Uzakta başka bir bebek ağlıyordu.

Ama o odada zaman durmuş gibiydi.

Doktor yeniden doğum lekesine baktı.

“Size bir soru sormam gerekiyor,” dedi.

Defne’nin içini açıklayamadığı bir korku kapladı.

“Nedir?”

Doktor güçlükle yutkundu.

“Bebeğin babasının adı ne?”

Defne dudaklarını sıktı.

O ismi artık acıyla anmamaya söz vermişti.

Ama doktorun bakışlarında garip bir şey vardı.

“Emir,” dedi.

Doktor gözlerini kapattı.

“Emir Demir.”

Defne’nin nefesi kesildi.

Soyadını söylememişti.

“Bunu nereden biliyorsunuz?” diye fısıldadı.

Doktor gözlerini açtı.

Artık gözyaşları yanaklarından süzülüyordu.

“Çünkü Emir… benim oğlum.”

Defne’nin dünyası başına yıkıldı.

Ama doktorun söyleyecekleri henüz bitmemişti.

Bebeğe tekrar baktı.

Ve Defne’nin kanını donduran şu sözleri söyledi:

“Ve bu doğum lekesi… yirmi yedi yıl önce kaybolan diğer oğlumda da vardı.”

Defne donup kaldı.

Çünkü biraz sonra öğreneceği gerçek, yalnızca Emir’in sırrını değil, yıllardır saklanan bir aile trajedisini de ortaya çıkaracaktı…

Bölüm 2

Defne artık doğumdan sonraki acıyı hissetmiyordu.

Sadece Doktor Mehmet Demir’e bakıyordu.

“Az önce ne dediniz?”

Sesi neredeyse duyulmuyordu.

Mehmet gözyaşlarını sildi.

“Benim bir zamanlar ikiz iki oğlum vardı.”

Oda sessizliğe gömüldü.

“Bunun kulağa çılgınca geldiğini biliyorum. Ama iki çocuk da aynı gün doğdu. Ve ikisinin de sol köprücük kemiğinin altında hilal şeklinde bir doğum lekesi vardı.”

Defne kollarındaki bebeğe baktı.

Kalbi hızla çarpmaya başladı.

“Peki bunun ne anlamı var?”

Mehmet derin bir nefes aldı.

“Yirmi yedi yıl önce çocuklardan biri hastaneden kayboldu.”

Defne ürperdi.

“Kaçırıldı mı?”

“Biz öyle sandık.”

Bu, Mehmet’in hayatında hiç kapanmayan bir yaraydı.

Polis yıllarca araştırma yaptı ama hiçbir iz bulamadı.

Eşi oğlunun kaybına dayanamadı.

Altı yıl sonra hayatını kaybetti.

Mehmet ise geri kalan ömrünü suçluluk duygusuyla yaşadı.

Bir gün kayıp oğlunun geri döneceğine inanıyordu.

Ama yıllar geçtikçe umutları da tükenmişti.

Ta ki bugüne kadar.

Ta ki bu bebeği görene kadar.

Ve o doğum lekesini fark edene kadar.

“Bu imkânsız…” diye fısıldadı Defne.

“Belki sadece bir tesadüftür.”

“Hayır.”

Mehmet başını salladı.

“Çünkü sana göstermem gereken başka bir şey var.”

Telefonunu çıkardı.

Elleri hâlâ titriyordu.

Sonra eski bir fotoğraf açtı.

Fotoğrafta yaklaşık beş yaşlarında iki erkek çocuk vardı.

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.

1 / 2
Tema Tasarım |