- Hamileliğimin sekizinci ayında, eşimi kaybetmenin derin acısıyla İstanbul’daki hastane koridorunda yürürken arkamdan bir ses yükseldi. Doktorumuz Burak Bey, nefes nefese yanıma koşuyordu. Elinde sade, beyaz bir zarf vardı. “Kaan, durumu ağırlaşmadan üç hafta önce bunu bana verdi,” dedi doktor mahcup bir sesle. “Bugüne kadar sana vermemem için bana söz detirdi. En çok ihtiyacın olduğu an anlayacağını söyledi.” Eşim Kaan, sekiz aylık hamileliğimin tam ortasında amansız bir hastalığa yakalanmıştı. Tıp dünyası ona sadece birkaç ay ömür biçtiğinde, henüz doğmamış kızımız Zeynep’in gelişini göremeyeceğini anlamıştı. Bir akşam balkonda otururken bana, “Eğer birilerine umut olabilecekse, organlarımı bağışlamak istiyorum” demişti. Bu onun en büyük son dileğiydi. Ancak Kaan’ın annesi Berrin Hanım bu kararı asla kabullenemedi. Oğlunun bedeninden bir parçanın yabancılara verileceği fikri, acılı anneye ağır geliyordu. Kaan ise beni korumak için annesiyle bu konuyu tartışmamı istemiş, “Sen bu sürece karışma, bırak bütün tepkiyi bana göstersin” demişti.
- Kaan’ın vefatından sonra organ nakli işlemleri onun vasiyetine uygun olarak tamamlandı. Fakat acısını öfkeye dönüştüren kayınvalidem Berrin Hanım, cenaze merasiminde ve akraba ziyaretlerinde hakkımda ağır dedikodular yaymaya başladı. Bütün aileye benim Kaan’ı manipüle ettiğimi, hastalığının son evresinde bilinci yerinde değilken bu kararı ona zorla imzalattığımı söylüyordu. O gece eve döndüğümde, Doktor Burak Bey’in verdiği zarfı açtım. İçinden siyah bir USB bellek ve Kaan’ın el yazısıyla yazılmış bir not çıktı: “Bu videoyu sadece beni özlediğin için izleme Selin. Bu videoyu birileri kararlarımı sorgulatırsa ya da seni suçlamaya kalkarsa izle.” Gözyaşları içinde belleği bilgisayara taktım. Ekranda zayıflamış ama gözleri dimdik bakan Kaan belirdi. Kaan, annesinin beni hedef alacağını ve bana bu iftirayı atacağını daha yaşarken tahmin etmişti! Videoda her şeyi tek tek anlatıyordu. İki gün sonra Berrin Hanım kapıma geldi. Kızımın göbek adına müdahale etmeye ve Kaan’ın vasiyetini tamamen itibarsızlaştırmaya çalıştığında, içimdeki sabır son noktasına ulaştı…Berrin Hanım içeri girip Kaan’ın son günlerinde aklının yerinde olmadığını, organ bağışını benim zorla yaptırdığımı tekrar ima ettiğinde daha fazla susamadım. Onu salona davet ettim, bilgisayarın ekranını açtım ve “Oynat” tuşuna bastım. Kaan’ın net ve kararlı sesi salonda çınlamaya başladı: “Anne, eğer bu videoyu izliyorsan muhtemelen dünyadaki herkese ve kaderine öfkelisin. Organlarımı bağışlamak tamamen benim kendi hür irademle aldığım bir karardır. Selin’e yüklenmeyi bırak. Benim anımı korumak adına Selin’i suçlu ilan etmene izin vermiyorum. Ve lütfen doğacak kızım Zeynep’i kendi öfkenin ortasında bir araç olarak kullanma.” Berrin Hanım olduğu yerde donakaldı. Yüzü bembeyaz kesilmişti. Oğlunun kendi ağzından çıkan bu kesin ifadeler, haftalardır arkama saklanarak kurduğu bütün suçlama duvarlarını bir anda yıktı. İftiralarının ve yıkıcı öfkesinin Kaan tarafından öngörüldüğünü anlamak onu derin bir utançla baş başa bıraktı. O an dizlerinin üzerine çöküp ilk kez maskesiz, katıksız bir anne acısıyla ağlamaya başladı. Ona yaklaştım, yanına oturdum. “Kızımın seni babaannesi olarak sevmesini, tanımasını gerçekten istiyorum Berrin Hanım,” dedim sakince. “Ama beni bir düşman gibi görmekten ve Kaan’ın kararlarını yok saymaktan vazgeçmek zorundasın.” İki hafta sonra minik Zeynep sağlıklı bir şekilde dünyaya geldi. Tıpkı babası gibi sağ başparmağını avucunun içine gizleyerek uyuyordu. Berrin Hanım hastaneye geldiğinde torununu kucağına aldı ve gözyaşları içinde ilk kez benden özür diledi. O gün aramızdaki soğuk savaş sona erdi. Aylar geçti. Şimdi İstanbul’daki evimizde Berrin Hanım halının üzerinde Zeynep’le oynarken aramızdaki bağ tamamen iyileşmiş olmasa da karşılıklı saygıyla güçleniyor. Berrin Hanım artık oğlunun yokluğunun acısını beni suçlayarak çıkarmıyor; kaybetmenin hüznünü dürüstçe paylaşıyoruz. Kaan bize sadece organlarıyla başkalarına hayat veren bir miras bırakmadı; aynı zamanda dik durmayı, sevdiğimiz insanların anısını dürüstçe korumayı öğretti. Biz o acı günlerde bir eşi ve bir evladı kaybettik ama kızımız Zeynep’e gerçeğin ve sevginin hüküm sürdüğü huzurlu bir gelecek bırakmayı başardık.

