DOLAR
Alış: 45.35
Satış: 45.53
EURO
Alış: 52.77
Satış: 52.98
GBP
Alış: 60.48
Satış: 60.93
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
16.05.2026
Torunumu sokakta titrerken gördüm 😢
- BÖLÜM 1 “Senler kadeh kaldırırken, benim torunum dışarıda köpek gibi donuyor.” Yılbaşı gecesi oğlumun evinin kapısını sertçe açarken söylediğim ilk söz buydu. Ama ondan 10 dakika önce, İstanbul’un soğuk sokaklarında arabamı sürerken yüzümde aptal bir gülümseme vardı. Yılın en güzel sürprizini yapacağımı sanıyordum. Bagajda içli köfte, sarma tepsisi, baklava, bir termos salep ve 18 yaşındaki torunum Selim için yeni bir mont vardı. Haber vermemiştim; kapıdan girdiğimde yüzlerini görmek istiyordum. Ama gördüğüm şey, kendi yüzümdeki şok oldu. Arabadan iner inmez onu kapının yanında gördüm. Ayağında ayakkabı yoktu, üstünde ince bir tişört ve eski bir şort vardı. Kollarını göğsüne sıkıca sarmıştı, dudakları çatlamış, dizleri titriyordu. İçeriden yılbaşı ışıkları, kahkahalar ve müzik geliyordu. —Selim… burada ne yapıyorsun? Torunum bana bakarken sanki var olmaktan utanıyordu. —Dede… lütfen gidin —diye fısıldadı—. İçeri girerseniz daha kötü olacak. Montumu çıkarıp omuzlarına örttüm. Buz gibiydi. —Ne zamandır buradasın? —Saat altıdan beri. Saatime baktım. Neredeyse sekizdi. Göğsümde bir şey koptu. —Seni kim çıkardı? Başını eğdi. —Derya… yılbaşına saygı duymayı öğrenene kadar içeri giremez dedi. Derya… oğlum Murat’ın eşi. Her zaman bakımlı, her zaman gülümseyen, sosyal medyada “aile düzeni” paylaşımları yapan kadın. İçeride mükemmel sofralar kurup fotoğraf atan ama Selim’i hiç göstermeyen kadın. —Peki baban? Selim cevap vermedi. Gerek yoktu. Murat içerideydi; yiyor, gülüyor, hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu. —Ne oldu? —Tepsi düştü —dedi sesi titreyerek—. Derya bilerek yaptığımı söyledi… onun çocuklarını kıskandığımı düşündü. Ben sadece yardım etmek istemiştim. İçimde bir şey kırıldı. Selim’in annesi Elif yıllar önce vefat etmişti. O günden beri içine kapanmış, sessiz bir acıyla büyümüştü. Değişimi görüyordum: azalan telefonlar, kısa ziyaretler, uykusuz gözler… Ama Murat hep aynı şeyi söylüyordu: —Baba, Selim zor bir dönemden geçiyor. Derya sadece düzen kuruyor. Ne kadar körmüşüm. Omzuna dokundum. —İçeri giriyoruz. —Hayır dede, lütfen. —Bu gece bir daha kimse seni dışarıda bırakmayacak. Kapıyı ittirdim. Kilitli değildi. Bu daha da kötüydü; içeridekiler onun dışarıda olduğunu biliyor ama yine de eğleniyordu. İçeri girdiğimizde herkes dondu. Sofra adeta bir dergi gibiydi: hindi, börekler, salatalar, içecekler, mumlar… Küçük çocuklar Ece ve Mert şapka takmış oturuyordu. Derya yeşil bir elbiseyle ayağa kalktı. Selim’i görünce gülümsemesi kayboldu. Murat yavaşça ayağa kalktı. —Baba… haberimiz yoktu. —Tabii yoktu —dedim—. Olsaydı saklardınız. Derya sinirli bir gülüş attı. —Abartıyorsunuz. Bu bir cezaydı. Sofrayı mahvetti. —Bir tepsi yemek yüzünden bir çocuğu iki saat buz gibi havada mı bıraktınız? —18 yaşında —dedi— artık çocuk değil. —O zaman köle de değil. Sessizlik çöktü. Murat gözlerini kaçırdı. —Baba, dışarıda konuşalım. —Oğlun zaten bütün gece dışarıdaydı. Derya kollarını kavuşturdu. —Burası benim evim. Kuralları ben koyarım. O an içimde garip bir sakinlik oluştu. Gözlerinin içine baktım. —Senin evin mi? —Evet. Murat’ın yüzü bembeyaz oldu. Çünkü gerçeği biliyordu. O ev Derya’nın değildi. Murat’ın bile değildi. O ev benimdi. Elif öldükten sonra Selim düzenli bir evde büyüsün diye bırakmıştım. Ama tek bir şartla: orası bir aile yuvası olacaktı, bir cezaevi değil. Selim’e döndüm. —Odana çık. Ne almak istiyorsan al. Benimle geliyorsun. Derya masaya vurdu. —Onu götüremezsiniz! —18 yaşında. Karar verir. —Polisi ararım! Telefonumu çıkarıp Selim’in fotoğraflarını gösterdim: morarmış dudaklar, çıplak ayaklar, saat ve soğuk. —Ara. Ve onlara anlat: yılbaşı sofrası kurarken bir çocuğu dışarıda dondurdun. Murat fısıldadı: —Baba, olay çıkarıyorsun. Ona baktım. —Hayır Murat. Olay, bir babanın kendi evinde çocuğunu dışarıda unutmasıdır. Selim yukarı çıktı. Küçük bir çantayla geri geldi. İçinde neredeyse hiçbir şey yoktu: iki tişört, birkaç kâğıt ve annesinin fotoğrafı. Kapıdan çıkarken Derya son bir şey söyledi: —Götürün onu. Zaten bu aile onsuz daha iyi. Ve o an anladım ki… bundan sonrası kimsenin inanamayacağı kadar ağır olacaktı. BÖLÜM 2 Araba içinde Selim hemen ağlamadı. Bu beni daha da korkuttu. Sadece ayaklarına bakıyordu; bagajdan çıkardığım battaniyeye sarılmıştı, sanki nefes almak için bile izin bekliyordu. Arabayı ısıtıcıyı sonuna kadar açarak sürdüm. İstanbul’dan çıkıp Kocaeli yönüne, tek başıma yaşadığım eve doğru gidiyorduk. Dışarıda yılbaşı ışıkları uzaktan parlıyordu ama içeride ağır bir sessizlik vardı. —Dede… özür dilerim —dedi sonunda—. Hep sorun çıkarıyorum. Yolun kenarında durdum. —Bana bak. Başını kaldırdı. Gözleri kırmızıydı. —Sorun sen değilsin. Sana bunu yapanlar. O anda çözüldü. Ağladı… ama öyle bir ağlayıştı ki, annesi Elif’in cenazesinden bile daha ağırdı sanki. Sonra her şeyi anlattı. Derya’nın onu herkes uyanmadan mutfağı temizlemeye zorladığını, yemek artıklarının “zaten büyüdün” diye önüne konduğunu, Murat alışveriş yapınca diğer çocuklara, ona “hak etmek için çalışman lazım” denildiğini, aylarca çamaşır odasında uyumak zorunda kaldığını… —Baban biliyor muydu? Selim, annesinin fotoğrafını göğsüne bastırdı. —Biliyordu. Ama hep “sabret” diyordu… Derya da zor bir dönemden geçiyor diyordu. Dişlerimi sıktım. O gece eve vardığımızda ona sıcak çikolata yaptım, ısıtılmış börek verdim, misafir odasında temiz bir yatak hazırladım. Uyuduğunda mutfakta oturup avukatım Av. Oğuz’u aradım. —Kocaeli’deki evi geri almak istiyorum —dedim—. Hemen. Ertesi gün, 25 Aralık’ta, insanlar hediye açarken ben onun ofisindeydim. Tapu ve kullanım sözleşmesini birlikte inceledik. Sözleşmede açık bir madde vardı: Eğer ev aile içinde şiddet, ihmal veya kötü muamele için kullanılırsa, kullanım hakkını derhal geri alabilirdim. Avukat dosyaları kapattı. —Bu sadece ev meselesi değil. Bu durum Aile ve Sosyal Hizmetler’e gider. Bir an donup kaldım. —Bu kadar ciddi mi? —Bir çocuğu yılbaşı gecesi dışarıda bırakmak kadar ciddi. 3 gün sonra ihtarname gitti. Derya beni 17 kez aradı. Açmadım. Sonra mesajlar başladı: “Yaşlı karışık adam.” “Çocuğunuz sizi manipüle ediyor.” “Diğer çocukların hayatını mahvediyorsunuz.” Ama Murat’tan gelen mesaj beni daha çok sarstı: “Baba, Derya diyor ki evi kaybedersek çocukları alır gider, Renan ve Mert’i bir daha göremem.” O anda anladım: oğlum sadece korkak değildi. Kendi korkusunun esiriydi. Ama bir yetişkinin korkusu, bir çocuğun acısını haklı çıkarmazdı. O akşam Murat eve geldi. Sakalı uzamış, gözleri çökmüş, hâlâ aynı montu üzerindeydi. —Baba, konuşmamız lazım. Selim atölyede tahta zımparalıyordu. Murat onu görünce durdu. Torunum ona bakmadı bile. —Oğlum… —Şu an “oğlum” deme —dedi Selim, sesi sakin ama soğuktu. Murat yutkundu. —Derya’nın seni dışarıda bıraktığını bilmiyordum. Selim kısa bir kahkaha attı. —Diğerlerini biliyordun ama. Murat sustu. —Bir şey yaparsam daha kötü olur sandım. —Kötü olmadı baba. Sadece ben daha sessiz ağlamayı öğrendim. Ben başka tarafa baktım. Murat yüzünü kapattı.
- —Affet beni. Selim cevap vermedi. Ertesi gün Aile ve Sosyal Hizmetler’e gittik. Sosyal hizmet uzmanı Selim’i iki saat dinledi. Başta utandı, sonra susturamadıkları bir öfkeyle her şeyi anlattı: çamaşır odasında uyumasını, aşağılanmaları, yemek meselesini, yılbaşı gecesini… Derya çağrıldığında bembeyaz bir elbiseyle geldi. Elinde aile fotoğrafları, sosyal medya paylaşımları, “sevgi dolu anne” yazıları vardı. Selim’in yalan söylediğini, sorunlu olduğunu söyledi. Tam o sırada beklenmeyen şey oldu. Renan, 9 yaşındaki torunum, elini kaldırdı. —Anne onu gerçekten dışarıda bırakıyordu. Ve bize onunla konuşmamamızı söylüyordu. Derya’nın yüzü düştü. Mert ağlamaya başladı. Murat çocuklarına baktı ve ilk kez gerçeği gördü. Sosyal hizmet uzmanı sessizlik istedi. Derya kalkmaya çalıştı ama Murat kolundan tuttu. —Yeter —dedi—. Artık senin için yalan söylemeyeceğim. Tam o sırada Derya bağırmaya başladığında, uzman masaya bir ses kaydı koydu. Selim’in kimseye gösteremediği o kayıt… BÖLÜM 3 Ses kaydı, tabak çanak sesleriyle başladı. Ardından Derya’nın sesi geldi—soğuk, kontrollü, bağırmaktan bile daha keskin: —Babanın kafanı doldurmasına izin vermeseydi, yerini bilirdin Selim. Burada yemek yemeni ben sağlıyorum. Burada uyumanı ben sağlıyorum. Ve bir gün ortadan kaybolsan, bu evde kimse senin için ağlamaz. Kimse konuşmadı. Sonra Selim’in sesi duyuldu. Kısık, kırık: —Sadece babamın bana inanmasını istiyorum. Derya’nın cevabı gecikmedi: —Baban bana inanıyor çünkü ben onun eşiyim. Sen ise ölmüş bir kadının rahatsız edici hatırasısın. Murat sanki göğsüne yumruk yemiş gibi iki büklüm oldu. Renan sessizce ağladı. Mert babasına sarıldı. Derya bunun “bağlamından koparıldığını”, sinir anında söylenmiş sözler olduğunu, herkesin yorulunca kötü konuşabileceğini söylemeye çalıştı. Ama artık çok geçti. Gerçek, ortaya çıktığında izin istemez. Aile ve Sosyal Hizmetler resmi soruşturma başlattı. Savcılık dosyayı aldı. Ev haftalar sonra boşaltıldı. Ama Derya’nın beklediği gibi bağırışlarla değil; karton kutularla, pencerelerden bakan komşularla ve sosyal medyada kurulan “mükemmel aile” görüntüsünün gerçek hayatla çarpışmasıyla. Murat boşanma davası açtı. Kendisi ve çocukları için psikolojik destek almaya başladı. Onu kahraman yapmayacağım; o da yanlıştı. Sustuğu için, Selim’i görmediği için, korkunun arkasına saklandığı için suçluydu. Ama en azından yıllar sonra ilk kez gözlerini kapatmayı bıraktı. Derya, kendine ait sandığı evi kaybetti. Kusursuz anne imajını kaybetti. Kontrol etme gücünü kaybetti. Mahkeme ona zorunlu terapi, iletişim kısıtlamaları ve Selim’e tazminat kararı verdi. Ağladı ama Selim gözünü kaçırmadı. —İntikam istemiyorum —dedi Selim—. Sadece bir daha kimseye bunu yapamasın. O gün torunumun, kimsenin fark etmediği bir güce sahip olduğunu anladım. Kocaeli’deki evi üç ay sonra sattım. Paranın bir kısmıyla Selim’in üniversitesini, bir kısmıyla da Renan ve Mert’in geleceğini ayırdım. O acının çocukların hayatını da zehirlemesine izin vermek istemedim. Selim benimle Kocaeli’den ayrılıp Kocaeli’nin dışında, Kocaeli’ye yakın küçük bir ilçedeki evimde yaşamaya başladı. Başta kapı sesi duyunca irkiliyordu. Yemeğini çekmecede saklıyordu. Gece kimse görmezken ağlıyordu. Ama zamanla ev onu değiştirmeye başladı… ya da o evi değiştirdi. Atölyemde marangozluk öğrendi. İlk yaptığı sandalye yamuktu. İkincisi dayandı. Üçüncüsünü Renan’a hediye etti; Renan ilk kez gelip özür dilediği gün. —Korkuyordum —dedi kız. Selim diz çöküp ona baktı. —Ben de. Sarılışları içimi parçaladı. Murat her pazar gelmeye başladı. İlk zamanlar kapıda duruyordu. Sonra bahçeyi süpürdü. Sonra sofraya oturdu. Affetmek hemen olmadı; gerçek yaralar güzel sözlerle kapanmazdı. Bir gün, sedir ağacından bir masayı zımparalarken Murat Selim’e yaklaştı. —Seni korumadım —dedi—. Ve bu suçluluk benimle kalacak. Selim zımparayı bıraktı. —Evet, baba. Korumadın. Murat başını eğdi. —Biliyorum. Uzun bir sessizlik oldu. —Ama şimdi kalmaya çalışıyorsun —dedi Selim—. Ve bu… belki bir şeyleri değiştirebilir. Sarıldılar. Filmlerdeki gibi değil. Kusursuz değil. Kırık, utanmış, yılların sessizliğiyle dolu bir sarılmaydı ama gerçekti. Bir sonraki yılbaşı gösterişli bir masa yoktu. Börekler, salep, buğulanmış pencereler, üç tane Selim’in yaptığı sandalye vardı. Renan ağacın tepesine yıldızı koydu. Mert yemekleri biraz yaktı, hepimiz bir an sessiz kaldık. Selim tabağı aldı, tadına baktı ve: —Böyle daha güzel —dedi. Hepimiz güldük. Murat ağladı. Ben, köşesi kırık ama sonunda dürüst bir aileye baktım. O buz gibi geceyi, kapıda titreyen çocuğu, içerideki sessiz zulmü düşündüm. Ve şunu anladım: Bazen yılbaşı, herkes sofraya oturduğunda değil… birinin kalkıp dışarıda bırakılanı içeri aldığında başlar.
Benzer Galeriler
-
20 bin lirayla uyuyormuş gibi yapıp bir sokak çocuğuna tuzak kurdu.
-
Mahkemede 16 yaşındaki bir kız haykırdı
-
Torunumu sokakta titrerken gördüm 😢
-
Evlendiğimizin üzerinden henüz üç gün geçmişti ki kayınvalidem kendi daireme girip bacaklarıma bir tencere dolusu kaynar yemek döktü.
-
İlk evlilik gecesinde kocamla şaka yapmaya karar verdim
-
Ülkenin en tanınmış sekiz doktoru, bir milyarderin oğlunu saatlerce kurtarmaya çalıştı


