DOLAR
Alış: 45.35
Satış: 45.53
EURO
Alış: 52.77
Satış: 52.98
GBP
Alış: 60.48
Satış: 60.93
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
16.05.2026
Evlendiğimizin üzerinden henüz üç gün geçmişti ki kayınvalidem kendi daireme girip bacaklarıma bir tencere dolusu kaynar yemek döktü.
- Evlendiğimizin üzerinden henüz üç gün geçmişti ki kayınvalidem kendi daireme girip bacaklarıma bir tencere dolusu kaynar yemek döktü. “Bu evde benim borum öter!” diye bağırdı bana. En kötüsü yanık acısı değil, kocamın verdiği korkunç tepkiydi. BÖLÜM 1 “Bu ev senin üzerine olsa da burada benim sözüm geçer,” dedi kayınvalidem, bir tencere dolusu kaynar yemeği bacaklarımın üzerine boşaltırken. Emir Öztürk ile evleneli sadece üç gün olmuştu ve iki yıllık sevgililik dönemimizde görmek istemediğim bir gerçeği artık anlıyordum: Ben bir adamla değil, annesiyle evlenmiştim. O sabah saat altıdan önce, ailemin düğünden önce bana Nişantaşı’nda (İstanbul’un prestijli bir semti) aldığı dairede uyandım. Bir saray yavrusu değildi ama benimdi: iki oda, açık mutfak, erguvan ağaçlarına bakan bir balkon ve bizzat taktırdığım dijital bir kapı kilidi. Emir, sanki hayatta hiçbir derdi yokmuş gibi horul horul uyuyordu. Ben ise aksine, üç gündür göğsümde garip bir baskı hissediyordum. Düğün telaşı, ailesine yapılan o zorunlu ziyaretler, kayınvalidem Derya Hanım’ın “Düzgün bir eş, kocasının kahvaltıda ne yediğine dikkat eder, onu geçiştirmez,” diyerek savurduğu zehirli sözler… Bir gece önce Emir bana annesinden gelen bir WhatsApp mesajını göstermişti: “Oğlum, Cemre’ye söyle de yarın sana babaannenin yaptığı gibi tavuklu, bol soslu bir mantı açsın. Bu ailede kadın önce kocasına hizmet eder. Öğrenmeye başlasın artık.” Canım sıkılmıştı ama bir şey demedim. Evliliğe huzurlu başlamanın daha iyi olacağını düşünmüştüm. Ne kadar da safmışım. Kalktım; domatesli biberli menemen, ezine peyniri, sahanda yumurta, demli bir çay ve meyve tabağı hazırladım. Bize hediye edilen yeni tabaklarla sofrayı şık bir şekilde kurdum. Tam Emir’i uyandırmaya gidiyordum ki kapının şifre sesini duydum. Bip, bip, bip. Kilit açıldı. Derya Hanım, elinde pazar poşetleri ve sanki mahallenin sahibiymiş gibi bir tavırla içeri girdi. — “Burada ne işiniz var?” diye sordum, hâlâ pijama takımlarımlayken. — “Oğlum ağzına layık bir kahvaltı yapıyor mu diye bakmaya geldim,” dedi selam bile vermeden. “Çünkü bu çıtkırıldım ellerinle ona ne yediriyorsun kim bilir.” Salonu kontrol etti, kırlentlere dokundu, süs eşyalarımın yerini değiştirdi, çekmeceleri açtı, tencerelerimi eleştirdi. Hatta Emir’in spor ayakkabıları için “yanlış koyulmuş” dedi; güya para çekmek için burunları kapıya bakmalıymış. Sofrayı görünce kuru bir kahkaha attı. — “Buna mı kahvaltı diyorsun? Menemenin suyu kaçmış. Peynirler de market işi gibi duruyor. Ah Cemre, belli ki annen sana ev hanımı olmayı hiç öğretememiş.” Derin bir nefes aldım. — “Derya Hanım, kahvaltı hazır. Eğer oturmak isterseniz…” — “Oğlumun evinde bana emir verme!” Sanki üzerime soğuk su dökülmüş gibi hissettim. — “Burası Emir’in evi değil. Benim evim.” Bana aşağılarcasına baktı. — “Oğlum burada uyuduğu sürece bu ev onun da sayılır. Ve oğlumun yaşadığı yere ben istediğim gibi girerim.” Emir, gözlerini ovuşturarak yatak odasından çıktı. Bir sınır çizmesini bekledim. “Anne, saygılı ol,” demesini bekledim. Ama o sadece gülümsedi. — “Anne, gelmişsin.” — “Tabii geldim paşam. Seni bu zavallı kahvaltıdan kurtarmaya geldim.” Derya Hanım poşetlerinden didiklenmiş tavuk, özel soslar, taze simitler ve kendi yaptığı reçelleri çıkardı. Benim hazırladığım tabakları sanki birer çöpmüş gibi kenara itti.
- Emir annesinin servis ettiklerini yemeye başladı. — “İşte şimdi yemeğe benzedi,” dedi ağzı dolu dolu. “Cemre, annemden bir şeyler öğrenmelisin.” Masanın altında ellerimi sıkarak öylece donakaldım. O sırada Derya Hanım katlanmış bir kağıt çıkarıp önüme koydu. — “Bu evliliğin yürümesi için kurallar bunlar.” Kağıdı açtım. Her sabah beş buçukta kalkmam, Emir’in gömleklerini elde yıkamam, her pazar onları ziyarete gitmemiz, pahalı bir şey almadan önce izin istemem ve kayınvalideme asla cevap vermemem gerektiği yazıyordu. — “Bunlara uymayacağım,” dedim. Derya Hanım’ın gülümsemesi anında soldu. — “Efendim?” — “Ben kimsenin hizmetçisi değilim.” Emir çatalı masaya bıraktı. — “Cemre, başlama yine.” Derya Hanım önüne koyduğu kaynar soslu tabağı eline aldı. Bileği o kadar hızlı ve isabetli hareket etti ki bunun bir kaza olması imkansızdı. Kaynar sos doğrudan uyluk kemiklerimin üzerine boşaldı. Çığlık attım. Derim, sanki üzerime kızgın bir sac yapıştırılmış gibi yanıyordu. — “Bak hele şu sakara!” dedi kadın. “Az kalsın beni yakacaktın!” — “Bunu mahsus yaptınız,” diye fısıldadım titreyerek. Emir ayağa kalktı. Bana yardım edeceğini sandım. Fakat yüzüme o kadar sert bir tokat attı ki ağzımda kan tadı hissettim. — “Annemden özür dile,” diye emretti. “Hemen şimdi!” Ve bacağım kabarcıklarla dolarken, en kötüsünün henüz başlamadığını anladım… BÖLÜM 2 Ben yanağım yanarak ve ağzım kan dolu bir şekilde Emir’e bakakaldım. Bana vurduğu eli, sanki yaptığıyla hâlâ gurur duyuyormuş gibi havada asılı kalmıştı. Derya Hanım kollarını göğsünde kavuşturdu. — “Cevap yetiştiren kadın böyle yola getirilir.” İçimde bir şeyler koptu. Ya da belki, ilk kez içimde bir şeyler uyandı. Masadaki telefonumu aldım. — “Ne yapıyorsun?” diye sordu Emir. 112’yi aradım. — “Bir darp ve haneye tecavüz vakası ihbar etmek istiyorum,” dedim, ikisine birden bakarak. “Evet, kocam beni dövdü, kayınvalidem de beni kaynar yemekle yaktı.” Derya Hanım’ın beti benzi attı. — “Sen delirdin! Burası oğlumun evi!” — “Hayır,” diye yanıtladım. “Burası benim evim.” Polisi beklerken banyoya girip yanığın üzerine soğuk su tuttum. Kabarcıklar çoktan oluşmaya başlamıştı. Aynada kendime baktım: üç günlük evli, saçı başı dağılmış, yanağı şişmiş ve cildi kıpkırmızı. Buraya gelene kadar bunca işareti nasıl olup da sineye çektiğimden utandım. Emir kapıyı tıkladı. — “Cemre, aç kapıyı. Sakinleştim. Büyütme şu işi.” Cevap vermedim. — “Annem öyledir ama kötü biri değildir. Sen de kadını tahrik ettin.” İki polis geldiğinde, Derya Hanım tiyatrosuna başladı. Ellerini göğsüne götürdü, ağladı, benim ona saldırdığımı, hırslı bir gelin olduğumu, bir anneyi oğlundan ayırmak istediğimi söyledi. Ben ise sadece kimliğimi ve dairenin tapusunu teslim ettim. — “Mülk evlenmeden önce de benim üzerimeydi,” dedim. “Gitmelerini istiyorum.” Emir bakışlarını yere indirdi. Derya Hanım çaresizce ona baktı. — “Söyle onlara ev senin, oğlum.” Ama Emir bu yalanı daha fazla sürdüremedi. — “Cemre’nin üzerine,” diye mırıldandı. Annesinin yüzü şekil değiştirdi. Artık incinmiş gibi görünmüyordu. Öfkeden kudurmuştu. — “Beni kandırdın! Sonunda şehirde bir dairemiz oldu demiştin!” Orada bir şeyi daha anladım: Emir sadece beni kandırmamıştı. Annesine de ona ait olmayan bir hayatı “satmıştı”. Polis onları kapıya kadar eşlik etti. Gitmeden önce Emir bana buz gibi bir bakış fırlattı. — “Pişman olacaksın.” Aynı akşam kilidi değiştirdim. Sonra haftalardır kaçındığım bir şeyi yaptım: laptobumda saklı bir klasörü açtım. Orada transfer ekran görüntüleri, mesajlar ve makbuzlar vardı. Sevgililik dönemimizde Emir, sözde acil durumlar için benden “borç” para istemişti: araba tamiri, maaş haczi, banka sorunu gibi. Hiçbirini geri ödememişti. Ayrıca garip bir dekont bulmuştum: her ay annesine düzenli para yatırıyordu. Çok büyük miktarlar değildi ama sürekliliği vardı. O gece telefonum patladı. Emir önce özür diledi. Sonra beni suçladı. Sonra tehdit etti. “Beni yakarsan seni de yakarım.” “Annem senin yüzünden hastalandı.” “Sen benim karımsın, beni kovamazsın.” “Her şeyi sil yoksa görürsün.” Gece saat üçte bir arkadaşım yazdı: — “Cemre, senin hakkında ne paylaştıklarını gördün mü?” Bana bir link gönderdi. Derya Hanım mahalledeki hanımların Facebook grubunda paylaşmıştı: “Gelinim oğlumu dövdü, beni mantıyla yaktı ve bizi sokağa attı. Çıkar peşinde bir kadın. Onu ifşa etmeme yardım edin.” Yorumlar tam bir kıyımdı. “Ne korkunç bir kadın.” “Zavallı kayınvalide.” “İşte bu yüzden erkekler artık evlenmek istemiyor.” “Fotoğrafını paylaşın.” Sessizce okudum. Ağlamadım. Bağırmadım. Başka bir uygulama açtım: salonun güvenlik kamerası. Yalnız yaşarken kedimi izlemek için kurmuştum. Derya Hanım saksının içine gizlendiği için onu hiç görmemişti. Kayıtta her şey vardı: izinsiz girişi, hakaretleri, mantıyı üzerime fırlattığı o an, Emir’in tokatı, tehditleri ve polis dairenin bana ait olduğunu onayladığında kopardığı feryat figan. Birkaç kopyasını kaydettim. Sonra videoyu anonim bir hesaptan paylaştım; ama o hanımlar grubunda değil, büyük şirket çalışanlarının iş yeri şikayetlerini paylaştığı bir platformda. Başlık: “Annesini savunmak için karısını darp eden Satış Müdürü.” Bir saatten kısa sürede video viral oldu. Birisi Emir’in çalıştığı holdingin üniformasını tanıdı. Bir başkası şirketi teşhis etti. Bir diğeri yorum yaptı: — “Bu kadın daha önce de Aranda Grubu’nun (kurgusal büyük bir Türk şirketi) ofislerinde rezalet çıkarmıştı. Oğluna konut kredisi verilmesi için baskı yapmaya gelmişti.” Donup kaldım. Konut kredisi mi? Ertesi gün babamın tavsiye ettiği bir avukatı aradım. Her şeyi ona götürdüm. Belgeleri sakince inceledi, ta ki benim pek anlamadığım bir dosyaya gelene kadar: Düğünden aylar önce adıma başvurulmuş 480 bin liralık bir kredi. Ben böyle bir şeyi hiç istememiştim. Avukat başını kaldırdı. — “Cemre, bu sadece bir boşanma davası değil. Bu bir dolandırıcılık.” Yerin ayağımın altından kaydığını hissettim. — “Dolandırıcılık mı?” — “Bilgilerini kullanmışlar. Ve eğer bu para annesinin hesabına gittiyse, işler çok daha ciddileşir.” O anda telefonum titredi. Emir’den bir mesajdı: “Affedemeyeceğin bir şeyi keşfetmeden önce konuşmamız lazım.” Ve asıl gerçeğin hâlâ saklı olduğunu anladım… BÖLÜM 3 Soruşturma bir aile içi şiddet davası olarak başladı ama hayal bile edemeyeceğim bir pislik yuvasını açığa çıkardı. Avukat; banka hareketlerini, kredi kayıtlarını ve sözleşme kopyalarını istedi. Her belge yeni bir tokat gibiydi. Emir; benim kimliğimi, e-imzamı ve ben uyurken telefonuma gelen kodları kullanarak çeşitli finans kuruluşlarından küçük küçük krediler çekmişti. Bir tane değil. Beş taneydi. Toplam miktar 900 bin liranın üzerindeydi. Ve paranın neredeyse tamamı Derya Öztürk adına bir hesaba gitmişti. Savcılık bana transferlerin izini gösterdiğinde midem bulandı. O parayla Derya Hanım, Başakşehir tarafında bir evin peşinatını yatırmıştı. Facebook’ta “oğlumun alın terinin meyvesi” diye övündüğü ev. Benim alın terim. Benim kredim. Leke sürmeye çalıştıkları benim ismim. Emir ifadeye çağrıldı. Nişan yemeğimizde giydiği o mavi gömlekle gelmişti. Gözlerinin altı çökmüş, zayıflamıştı ama hâlâ kurban rolü oynamaya çalışıyordu. — “Ona zarar vermek istemedim,” dedi. “Annem üzerimde baskı kurdu. Cemre’nin parası olduğunu, eşler arasında hırsızlık olmayacağını söylüyordu.” Avukatım buz gibi bir kahkaha attı. — “Eşler arasında dayak da olmaz, değil mi?” Emir cevap veremedi. Derya Hanım sonra geldi; siyahlar içinde, elinde bir cevşen (dua kolyesi), dul bir anneye yönelik bir zulüm olduğunu iddia ediyordu. Ama ona evi, transferleri ve kredileri sorduklarında, kendiyle çelişmeye başladı. — “Ben Cemre izin verdi sanıyordum.” — “Peki neden ona bir kez bile teşekkür etmediniz?” Sessizlik. — “Onun adına çekilen kredilerle yaşarken, neden onun ‘çıkar peşinde’ olduğuna dair paylaşımlar yaptınız?” Daha fazla sessizlik. Haber sosyal medyada yeniden patladı; Emir’in çalıştığı şirket bir açıklama yayınlayarak iş akdinin feshedildiğini duyurdu. Eskiden bana küfreden insanlar tavır değiştirmeye başladı. “Kayınvalideye inandık, asıl hırsız o çıktı.” “Böyle biriyle evlenmek ne korkunç.” “Gelinin evi, işi ve onuru varmış. Onlar her şeyini elinden almak istemişler.” “Bunu her kadın, ‘aile’ hatırı için katlanmadan önce görmeli.” Ben artık her şeyi okumuyordum. Yorgundum. Alkış değil, huzur istiyordum. Süreç hızlı ilerledi çünkü kanıtlar çok fazlaydı: video, darp raporu, mesajlar, transferler, sahte sözleşmeler, iftira nitelikli paylaşımlar ve Derya Hanım’ın binamın önünde elinde “Gelinim ailemi yıktı” yazan bir kartonla çıkardığı rezaletin tanıkları. Hâkim evliliği iptal etti. Üç günlük “eşlik”, aldatmaca, şiddet ve dolandırıcılığı kanıtlamaya yetti. Emir, nitelikli dolandırıcılık ve kimlik hırsızlığı suçlamalarıyla tutuklu yargılanmak üzere cezaevine gönderildi. Derya Hanım da suç gelirlerini aklama ve iftira suçlarından soruşturma kapsamına alındı. Satın aldıkları eve el konuldu. O evin kapısına yapıştırılan kırmızı mühür bandının fotoğrafını gördüğüm gün mutluluk hissetmedim. Sessizlik hissettim. Derin bir sessizlik; tıpkı çatıyı neredeyse uçuracak bir fırtınadan sonra yağmurun nihayet dinmesi gibi. Annem ve babam dairedeki her şeyi değiştirmeme yardım ettiler. Düğün tabaklarını çöpe attım, yatağı değiştirdim, çarşafları hediye ettim, salonu profesyonelce temizlettim ve kilitteki benden başka herkese ait olan parmak izlerini sildirdim. Bir gece, temizlik şirketi gittikten sonra salonun ortasında yalın ayak kaldım. Ev çam kokuyordu, sabun kokuyordu, “yeni ev” kokuyordu. Balkonu açtım. İçeriye soğuk bir Aralık rüzgarı girdi. Aşağıda bir teyze köpeğini gezdiriyordu. Sokaktan bir bozacı geçiyordu. Şehir, benim felaketimden habersiz, yaşamaya devam ediyordu ve bu beni ilk kez teselli etti. Haftalar sonra Emir’den cezaevinden bir mektup geldi. “Cemre, ben seni gerçekten sevmiştim. Sadece anneme yardım etmek istedim. O beni manipüle etti. Affet beni. Çıktığımda sıfırdan başlayabiliriz.” Mektubu bitirmeden yırttım. Çünkü hayır, Emir sıfırdan başlamak istemiyordu. Benim sustuğum, ödediğim, yemek yaptığım, affettiğim ve üstüne bir de dayak yediğim için özür dilediğim o aynı yere geri dönmek istiyordu. Kendime bir Türk kahvesi yaptım. Yeni koltuğuma oturdum ve pencereden giren ışığa baktım. Evlendikten üç gün sonra, yeni kurulan bir yuva yıkılmasın diye korkudan neredeyse diz çökecek olan o eski Cemre’yi düşündüm. “Mübalağa etmeyeyim” diye aşağılanmaya, “sinirlidir” diye bağırılmaya, “ilk kez oldu” diye tokada katlanan tüm kadınları düşündüm. Bazen bir hayat terk ettiğinizde mahvolmaz. Bazen terk ettiğinizde kurtulur. Gülümsedim, derin bir nefes aldım ve yeni şifresiyle sımsıkı kapalı olan kapıma baktım. Bunu anlamam için üç gün yetti: Bir ev duvarlarla değil, onurla savunulur.
Benzer Galeriler
-
20 bin lirayla uyuyormuş gibi yapıp bir sokak çocuğuna tuzak kurdu.
-
Mahkemede 16 yaşındaki bir kız haykırdı
-
Torunumu sokakta titrerken gördüm 😢
-
Evlendiğimizin üzerinden henüz üç gün geçmişti ki kayınvalidem kendi daireme girip bacaklarıma bir tencere dolusu kaynar yemek döktü.
-
İlk evlilik gecesinde kocamla şaka yapmaya karar verdim
-
Ülkenin en tanınmış sekiz doktoru, bir milyarderin oğlunu saatlerce kurtarmaya çalıştı


