DOLAR
Alış: 48.55
Satış: 48.74
EURO
Alış: 55.71
Satış: 55.93
GBP
Alış: 64.91
Satış: 65.39
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
17.09.2026
PROFESÖRÜM HER DERSTEN SONRA HERKES SINIFTAN ÇIKANA KADAR BENİ BEKLETİYORDU
- “Kapıyı açın.” Tam o sırada koridordan hızlı adımlar duyuldu. Birkaç saniye sonra kilitli kapı üç kez vuruldu. Profesör Karaca’nın yüzü bir anda bembeyaz oldu. Kapıyı açtığında karşısında duran kişiyi gördüğüm an nefesim tutuldu. Kapının önünde yaklaşık altmış yaşlarında, gri saçlı bir kadın duruyordu. Elinde eski, kahverengi bir dosya ve kenarları yıpranmış bir fotoğraf vardı. Kadın beni görür görmez olduğu yerde kaldı. Gözleri doldu. Sanki yıllardır kayıp olan birini bulmuş gibi yüzüme bakıyordu. Ben ise hiçbir şey anlamıyordum. “Levent…” dedi titreyen bir sesle. “Gerçekten o.” Profesör Karaca başını yavaşça eğdi. “Ben de emin olmak için haftalardır bekliyordum.” Bir adım geri çekildim. “Ne demek o? Siz kimsiniz?” Kadın cevap vermeden önce kapıyı arkasından kapattı. Bu kez kilitlemedi. Sanki kaçmak istersem engel olmayacaklarını özellikle göstermek istiyorlardı. Kadın dosyayı masaya bıraktı. “Benim adım Feraye Günal,” dedi. “Yıllar önce bu üniversitede hemşirelik bölümünde çalışıyordum. Ama seni tanımamın nedeni bu değil.” Boğazım düğümlendi. “Beni nereden tanıyorsunuz?” Feraye Hanım elindeki eski fotoğrafı bana uzattı. Fotoğrafa baktığım anda yüzümdeki kanın çekildiğini hissettim. Fotoğraf bir hastane odasında çekilmişti. Yatakta genç bir kadın yatıyordu. Kucağında kundaklanmış bir bebek vardı. Kadının yanında iki genç adam duruyordu. Biri Profesör Karaca’ydı. Diğeri ise… Babamdı. Cem Aydemir. Ellerim titremeye başladı. “Bu ne?” Levent Karaca ağır ağır konuştu. “Yirmi iki yıl önce çekildi.” “Bunu görüyorum. Neden babam sizinle aynı fotoğrafta?” Feraye Hanım gözlerini yere indirdi. “Çünkü o gece hepimiz aynı hastanedeydik.” Kalbimin attığını artık yalnızca göğsümde değil, kulaklarımda da duyuyordum. “Annem nerede?” İkisi de sessiz kaldı. Bu sessizlik cevaptan daha korkutucuydu. Profesör Karaca sonunda sandalyesini çekti. “Oturmanı istiyorum.” “Oturmayacağım. Bana ne olduğunu söyleyin.” Derin bir nefes aldı. “Baban olarak bildiğin Cem Aydemir seni doğduğun gün hastaneden çıkardı.” Kaşlarımı çattım. “Tabii ki çıkardı. Babamdı.” Feraye Hanım başını kaldırdı. “Hayır Nehir.” O iki kelime sınıfın içinde yankılandı. “Cem Aydemir senin biyolojik baban değildi.” Ne kadar süre konuşamadığımı bilmiyorum. Belki birkaç saniye. Belki bir dakika. Sonra istemsizce güldüm. “Bu hiç komik değil.” “Kimse şaka yapmıyor,” dedi Profesör Karaca. “Yalan söylüyorsunuz.” Çantamı kaptım. Kapıya yöneldim. Tam çıkacakken Profesör Karaca arkamdan konuştu. “Biyolojik annenin adı Aylin Günal’dı.” Feraye Hanım’ın soyadıyla aynıydı. Yavaşça döndüm. Feraye Hanım’ın gözlerinden yaşlar süzülmeye başlamıştı. “Aylin benim kız kardeşimdi.” Ayaklarımın altından zemin çekilmiş gibiydi
- Feraye Hanım dosyayı açtı. İçinden doğum belgeleri, eski gazete kupürleri ve birkaç mektup çıkardı. Aylin Günal yirmi üç yaşındayken beni dünyaya getirmişti. Ama doğumdan birkaç saat sonra ciddi bir iç kanama geçirmişti. Doktorlar onu kurtarmıştı. Asıl sorun bundan sonra başlamıştı. Aylin’in birlikte olduğu adam, çocuğun varlığını kabul etmek istememişti. Ailesi de büyük bir skandal çıkmasından korkuyordu. O dönemde henüz genç bir araştırma görevlisi olan Levent Karaca, Aylin’in en yakın arkadaşlarından biriydi. Babam Cem ise hastanede idari bölümde çalışıyordu. Feraye Hanım konuşurken gözlerini benden kaçırıyordu. “Aylin doğumdan sonra çok ağır bir depresyona girdi. Seni sevmediği için değil. Tam tersine sana bir şey olacağından korktuğu için.” “Sonra ne oldu?” “Ortadan kayboldu.” “Nasıl yani?” “Bir gece hastaneden çıktı. Bir daha dönmedi.” Profesör Karaca araya girdi. “Polise haber verildi. Haftalarca arandı. Sonra şehir dışında çantasını buldular. Herkes öldüğünü düşündü.” “Babam?” “Cem seni koruyucu aile olarak yanına aldı. Daha sonra yasal süreçleri tamamladı ve seni kendi kızı olarak büyüttü.” Gözlerimi kapattım. Babamın bana çocukluğum boyunca söylediği sözler birer birer aklıma geliyordu. “Sen benim hayatımdaki en güzel tesadüfsün.” Bunu yüzlerce kez söylemişti. Ben hep duygusal bir baba sözü sanmıştım. Meğer kelimenin tam anlamıyla doğruymuş. “Peki neden şimdi?” Profesör Karaca telefonunu masaya bıraktı. “Çünkü üç ay önce bana bir mektup geldi.” Dosyadan beyaz bir zarf çıkardı. Üzerinde yalnızca onun adı vardı. Gönderen kısmı boştu. İçindeki mektubu bana uzattı. İlk satırı okuduğum anda dizlerim titredi. “Levent, kızım artık büyüdü. Onu uzaktan gördüm.” Başımı kaldırdım. “Nehir,” dedi Feraye Hanım, “annen yaşıyor.” Sınıfta derin bir sessizlik oldu. Sanki dünya bir anda durmuştu. “Hayır…” “Yaşıyor,” dedi Profesör Karaca. “Ve seni görmek istiyor.” Öfke bir anda korkunun önüne geçti. “Yirmi iki yıldır neredeymiş?” Feraye Hanım gözyaşlarını sildi. “Yıllarca tedavi görmüş. Sonra başka bir şehirde yeni bir hayat kurmuş. Geri dönmeye cesaret edememiş.” “Beni terk etmiş.” “Evet,” dedi Feraye Hanım. Bu kadar açık bir cevap beklemiyordum. “Bunun bahanesi yok. Ama seni sevmediği için gitmedi.” Mektubun geri kalanını okumaya devam ettim. Aylin, yıllarca bana yaklaşmaya korktuğunu yazmıştı. Cem’in beni ne kadar iyi büyüttüğünü uzaktan gördüğünü, hayatıma girip her şeyi bozmak istemediğini söylüyordu. En çok da şu cümlede takılıp kaldım: “Anne olmak bazen yanında kalabilmek, bazen de zarar vereceğini düşünüyorsan uzakta durabilmektir. Ben hangisini doğru yaptım, hâlâ bilmiyorum.” O gün Feraye Hanım bana bir adres verdi. Annem yaklaşık iki saat uzaklıkta küçük bir sahil kasabasında yaşıyordu. Gitmek zorunda değildim. Kimse beni zorlamadı. Üç gün boyunca adresi masamın üzerinde tuttum. Sonra babam Cem’i aradım. Telefonu açar açmaz, “Öğrendin,” dedi. Sesindeki yorgunluğu hemen fark ettim. “Bana neden söylemedin?” “Çünkü seni kaybetmekten korktum.” “Ben senin kızınım.” “Biliyorum.” “Kan bağı yüzünden değişecek bir şey yok.” Telefonun diğer ucunda uzun süre sessizlik oldu. Sonra babam ağlamaya başladı. Onu hayatımda ilk kez ağlarken duydum. Ertesi sabah o adrese gittim. Kapıyı yaklaşık ellili yaşlarının sonunda bir kadın açtı. Bana baktığı anda ellerini ağzına götürdü. Hiçbirimiz konuşamadık. Ben onun boynuna atılmadım. O da bana sarılmaya çalışmadı. Sadece karşılıklı oturduk. Saatlerce konuştuk. Bazı cevapları beni rahatlattı. Bazıları öfkelendirdi. Bazı sorularımın cevabı ise hiç yoktu. Ama akşam olduğunda şunu anlamıştım: Hayatım boyunca eksik olduğunu bile bilmediğim bir parçayı bulmuştum. Bu, Cem’i babam olmaktan çıkarmıyordu. Aylin’i de bir anda annem yapmıyordu. Aile, tek bir gerçekle yeniden yazılabilecek kadar basit değildi. Aylar sonra mezuniyet törenimde kalabalığın arasına baktığımda üç kişiyi yan yana gördüm. Babam Cem. Feraye teyze. Ve birkaç adım uzakta duran Aylin. Profesör Karaca ise sahnenin kenarında durmuş gülümsüyordu. Diplomamı aldıktan sonra ilk olarak Cem’in yanına gittim ve ona sarıldım. Sonra Aylin’e doğru yürüdüm. Elimi uzattım. O da tuttu. O gün kimse geçmişi silemedi. Kimse yapılan hataları yok saymadı. Ama ilk kez hepimiz aynı yerde durmayı başardık. Ve ben sonunda şunu öğrendim: İnsanın ailesini yalnızca kimden dünyaya geldiği belirlemiyordu. Bazen aile, seni dünyaya getirenle seni hayatta tutanın arasındaki bütün karmaşık gerçekleri kabul edip yine de kalbinde ikisine de bir yer açabilmekti.
Benzer Galeriler
-
İDAM EDİLMESİNE DAKİKALAR KALA, 8 YAŞINDAKİ KIZI ANNESİNİN KULAĞINA EĞİLİP ÖYLE BİR ŞEY FISILDADI Kİ ODADAKİ TÜM GÖREVLİLER DONUP KALDI
-
PROFESÖRÜM HER DERSTEN SONRA HERKES SINIFTAN ÇIKANA KADAR BENİ BEKLETİYORDU
-
KARIM YILLARCA BANA BEŞ ERKEK ÇOCUK VERDİĞİM İÇİN SÖYLENDİ — AMA SONUNDA YILLARDIR HAYALİNİ KURDUĞU KIZI DÜNYAYA GETİRİP ONU İLK KEZ KUCAĞINA ALDIĞINDA VERDİĞİ TEPKİ BENİ ŞOKE ETTİ.
-
İdrar yolu enfeksiyonunu tarihe karıştırıyor
-
Melih Gökçek’i apar topar götürdüler!
-
71 YAŞIMDA, ANNESİZ BABASIZ KALAN DÖRT TORUNUMUN VASİLİĞİNİ ALDIM


