- Bölüm 2 : Selin’in düşen dolgu parçasından sonra restoranın içindeki hava tamamen değişmişti. O an artık hiçbir şey eski haline dönemezdi. İnsanlar fısıldaşıyor, telefonlar sessizce kayıttaydı. Kimse açıkça konuşmuyordu ama herkes gerçeği anlamıştı: O gece sadece bir hesap değil, bir hayat dengesi de masaya konmuştu. Mert olduğu yerde çakılı kalmıştı. Gözleri Selin ile yerdeki parçaya gidip geliyordu. Sanki beyninde bir şeyler kopuyor, uzun zamandır taşıdığı bütün inançlar tek tek çöküyordu. “Selin…” dedi kısık bir sesle. “Bu ne?” Selin bir adım geri çekildi. İlk kez o kusursuz maskesi çatlamıştı. “Bu… bu göründüğü gibi değil.” Ama sesi bile titriyordu artık. Kontrol yoktu. Sadece panik vardı. Ben sandalyede otururken hiçbir şey söylemedim. Çünkü bazı anlarda söz, sadece gerçeğin ağırlığını dağıtır. Ve bu gece dağıtılmaması gerekiyordu. Müdür sessizce yanımıza yaklaştı. “Efendim… güvenlik çağırmamı ister misiniz?” Başımı salladım. “Gerek yok.” Mert bir anda Selin’e döndü.
- “Bana hamile olduğunu söyledin… her şeyi buna göre planladık. Anneme bile… babama bile…” Sesi yükseliyordu ama içinde öfke değil, daha çok kırılma vardı. Bir insanın kendini kandırıldığını anladığı an çıkardığı o boşluk sesi. Selin gözlerini kaçırdı. “Sen de buna inanmak istedin Mert.” Bu cümle, bıçağın çevrilmiş haliydi. Sadece yalan değil, suç ortaklığı da vardı içinde. Ayşe yavaşça ayağa kalktı. Elindeki çantasını sıkıyordu. Yüzü bembeyazdı ama sesi sakindi. “Yeter.” Bu tek kelime, masadaki herkesin dikkatini ona çevirdi. Ayşe Selin’e baktı. Ama öfkeyle değil. Bir anne gibi değil. Bir kadın gibi. “Sen sadece oğlumu değil… bu evin huzurunu da kullanmışsın.” Selin cevap vermedi. Çünkü artık savunacak bir hikâye kalmamıştı. O sırada restoranın diğer ucundan bir ses geldi. O gün boyunca sessizce bizi izleyen hemşire kadın bir adım daha öne çıktı. “Ben bir şey daha söylemek zorundayım,” dedi. Herkes ona döndü. “Elimdeki kayıt sadece bu geceye ait değil. Bu kadının birkaç haftadır aynı oyunu farklı insanlara oynadığını biliyorum.” Selin’in gözleri büyüdü. “Beni mi takip ediyorsun?” Kadın soğukkanlıydı. “Hayır. İnsanlar artık birbirini takip etmiyor. Telefonlar ediyor.” Mert başını iki elinin arasına aldı. Nefesi hızlanmıştı. “Ne yaptın sen…” dedi. “Ne yaptık biz…” O an ilk kez “biz” kelimesi ona ağır geldi. Ben yavaşça ayağa kalktım. Artık bağırmaya gerek yoktu. Çünkü bu hikâyenin sesi zaten en yüksek seviyedeydi. “Mert,” dedim. “Sana bir şey anlatacağım.”

