DOLAR
Alış: 49.53
Satış: 49.72
EURO
Alış: 55.46
Satış: 55.68
GBP
Alış: 66.14
Satış: 66.63
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
25.10.2026
Karlar Erirken: Leyla’nın ve Karaçam’ın Yeniden Doğuşu
- Karaçam Çiftliği’nin üzerindeki o ağır, buzdan kabuk yavaş yavaş çözülmeye başlarken, dağlardaki beyaz örtü yerini toprak kokulu çamurlara ve neşeli dere seslerine bırakıyordu. Bahar, Erzurum’un sert ayazına direne direne geliyordu; tıpkı Leyla’nın bu soğuk evde, kırık kalbini onara onara kendine bir yuva kurması gibi. Mehmet’in donmuş dere kenarındaki o itirafı, aralarındaki görünmez duvarı tamamen yıkmıştı. Artık kelimelerin sığınağına sığınmaya gerek yoktu; bakışlar, ortak yapılan işler, sabah tandırın başına bırakılan o küçük notlar aralarındaki bağı mühürlemişti. Zeynep artık her sabah uyanır uyanmaz koşarak Leyla’ya sarılıyor, Ali ise onun eteğinden ayrılmaz bir gölge gibi peşinde geziniyordu. Mustafa ise bir akşam sofrada, uzun uzun tabağına baktıktan sonra başını kaldırmış, ilk defa sesindeki o keskin sertliği yumuşatarak, “Eline sağlık… Anne,” demişti. O an, odadaki lamba sanki daha parlak yanmış gibi hissetmişti Leyla. İçindeki o kimsesizlik boşluğu, çocukların neşeli kahkahalarıyla dolmuştu. Mehmet ise o akşam sofrada hiçbir şey söylememiş, sadece Leyla’ya öyle bir bakmıştı ki, o bakış binlerce şiirden daha çok şey anlatıyordu.
- Ancak huzur, dağ başındaki bu izole köyde bile uzun süre sessiz kalmazdı. Mayıs ayının ilk haftasıydı. Çiftliğin önündeki çamur yollardan gelen at arabasının gıcırtısı sessizliği bozdu. Gelen, altı yıl önce Leyla’yı tek bir kese gümüş lira karşılığında başından savan amcası Hasan’dı. Yanında köyün muhtarı ve yabancı iki kişiyle birlikte kapıya dayanmıştı. Hasan’ın yüzündeki o sinsi ve menfaatçi gülümseme hiç değişmemişti. — Vay bakalım bizim gelin! — diye bağırdı Hasan, atın dizginlerini çekerken—. Duyduk ki Karaçam’ın işleri yoluna girmiş, topraklar bereketlenmiş. Bizim zamanında yaptığımız anlaşmanın üzerinden kış geçti, şartlar değişti. O kızın bu evdeki hakkı tescillenmeli, ama önce bizimle hesaplaşılması gereken hususlar var! Mehmet, ahırdan elinde bir çuval tohumla çıktı. Yüzü demir gibi sertleşmişti. Adımları ağır ve kararlıydı. — Hangi hesapta bahsediyorsun sen Hasan? — dedi Mehmet’in boğuk ve tehditkâr sesi—. O gün masaya bıraktığın gümüşleri ve koyunun belgesini unutmadık. Leyla’yı bir eşya gibi bu kapıya bırakan sensin. Şimdi ne hakkından bahsediyorsun? Hasan kendinden emin bir şekilde gülerek ileri atıldı: — O zaman bu ev yetimdi, fakirdi. Şimdi ise dağların en kıymetli arazisine sahipsiniz. O kız bizim soyumuzdandır, ya bize hatırı sayılır bir pay verirsiniz ya da onu geri götürürüm! Leyla’nın kanı beynine sıçramıştı. Evin kapısına çıktı. O gün amcasının evinden ayrılırken arkasına bakmayan, ağlamayan o genç kız gitmiş yerine ne istediğini bilen, kök salmış güçlü bir kadın gelmişti. — Beni kimseye satamazsın amca! — diye seslendi Leyla, sesi dağlarda yankılanarak—. Altı yıl önce beni o karların ortasına bir kurban gibi attığında bu ailenin defterini dürdüm ben! Ben bu evin kölesi değil, sahibiyim. Git buradan! Hasan öfkeden çılgına dönerek elindeki sopayla ileri atıldı: — Seni nankör! Seni ben büyüttüm! Ancak Mehmet, Hasan’ın elindeki sopayı havada öyle bir sertlikle yakaladı ki, adam neye uğradığını şaşırdı. Mehmet’in gözlerinde ölümcül bir öfke parlıyordu. — Bu kapının eşiğinden bir adım daha atarsan, seni bu dağlarda geyiklere av yaparım Hasan. Leyla’nın arkasında kimse yok sanıyordun, yanıldın. O artık bu evin kalbidir. Dokunanın canını alırım! Muhtar ve yanındakiler araya girerek Hasan’ı uzaklaştırdılar. Hasan arkasına baka baka, küfürler savurarak arabaya bindi ve uzaklaştı. Ortalık sessizliğe büründüğünde, Leyla derin bir nefes aldı. Gözlerinden istemsizce bir damla yaş süzüldü ama bu korku ya da hüzün gözyaşı değil, özgürlüğün ve sahiplenilmenin gözyaşıydı. Mehmet yavaşça yanına yaklaştı. Nasırlı elleriyle Leyla’nın yüzündeki o tek damla yaş sildi. — Korktun mu? — diye sordu yumuşak bir sesle. Leyla başını salladı. — Hayır. Sadece ilk defa… birinin beni gerçekten koruduğunu hissettim. Mehmet ellerini Leyla’nın ellerinin üzerine koydu. Gözlerinin içine derinlemesine bakarak hayatının en uzun ve en anlamlı cümlesini kurdu: — Sen buraya bir ihtiyaç için gelmiştin Leyla. Ama ben seni kaybetme korkusuyla yaşamaya başladığımdan beri anladım ki… sen bu evin sadece sahibi değil, nefesimmişsin. Seni bir daha kimsenin incitmesine izin vermeyeceğim. O akşam Karaçam Çiftliği’nde başka bir rüzgâr esiyordu. Karabulutlar tamamen dağılmış, gökyüzü pırıl pırıl yıldızlarla dolmuştu. Çocuklar neşeyle uykuya dalarken, Mehmet ve Leyla evin önündeki ahşap sedirde yan yana oturuyorlardı. Zaman, karların erimesi gibi tüm acıları alıp götürmüştü. On sekiz yaşında karlar altında mahkum edilen o genç kız, şimdi kendi elleriyle kurduğu krallığın tahtındaydı. Hayat onlara kolay bir başlangıç vermemişti, ama sonunu kendi elleriyle bir mucizeye çevirmeyi başarmışlardı. Ve Karaçam’da bahar, en güzel rengini nihayet bulmuştu.
Benzer Galeriler
-
Tamircinin Tadilatı Bitince Beni
-
Başka kanal mı bulamadı
-
Potasyum deposu denilince akla gelen ilk meyveyi tahtından eden o küçük kuruyemişin sırrı çözüldü!
-
Halk TV’ye Neden Kayyum Atandı? Başsavcılıktan Açıklama Var
-
Aliyev’den Türkiye’ye Bir Hamle Daha Geldi
-
65 yaşındaki Nuriye Hanım, kendisinden 20 yaş küçük bir adamla evlenmiş.


