- Düğün pastamızı kestikten hemen sonra kocam Deniz’in yaptığı ilk şey, enseme yapışıp yüzümü hırsla pastanın içine gömmek oldu. İkincisi ise iki yüz davetli bu aşağılanmayı izlerken kahkahalarla gülmekti. O an zihnimde tek bir düşünce yankılandı: Ya şimdi buradan çıkarım ya da bir daha asla canlı çıkamam. Üç saniye boyunca hiç kıpırdamadan durdum. Krem şanti burnumu tıkıyor, kremanın altındaki ahşap standa çarpan yanağım sızlıyordu. Deniz’in annesi Pervin sevinçle çığlık attı: “Aha bak şuna! Deniz, kızın bütün makyajını mahvettin!” Deniz omzumu daha sıkı sıktı ve kulağıma fısıldadı: “Gülümse Selin. Beni rezil etme.” Yavaşça başımı kaldırdım. Saçlarım, kirpiklerim ve ipek gelinliğim kremayla kaplanmıştı. Burnumdan ince bir kan sızıyordu. Kahkahalar birden kesildi. Sağmdıcım Leyla’nın yüzü kireç gibi olmuştu. Deniz kanı görünce gözlerini devirdi: “Saçmalama Selin, sadece bir şakaydı.” Bu cümle beni az önce yaptığı şeyden daha çok korkuttu. Çünkü on sekiz aydır benzer cümleleri duyuyordum. Tartışırken duvarı yumrukladığında buna “öfke kontrolü” diyordu; bileğimi morartana kadar sıktığında “çok hassassın” diyordu.
- Düğünden üç gün önce ise fısıltıyla şöyle demişti: “Evlendiğimizde, öyle istediğin zaman çekip gidebileceğini sanmaktan vazgeçeceksin.” Ama ben hazırlıklıydım. Yüzümdeki kremayı silerken Deniz şampanya kadehini kaldırdı: “Güzel karımın şerefine!” Pervin de kadehini kaldırdı: “Zamanla şaka kaldırmayı öğrenecek.” Gelin odasına doğru yürüdüm. Deniz peşimden geldi, kolumu sertçe tuttu: “Nereye gidiyorsun?” “Yüzümü temizlemeye.” “Konuşmalar yapılacak!” “Bensiz başlayabilirsiniz.” Odaya girip kapıyı kilitledim. Leyla laptopuyla bekliyordu. Altı haftadır delil topluyorduk. Deniz evlilik hazırlıklarımızı fırsat bilip benim medikal yazılım şirketimdeki hisselerimi ve üstüme olan evi kendi zimmetine geçirmek için sahte evraklar düzenlemişti. Annesiyle e-postalarında “Evlenince sesini çıkaramaz” diyorlardı. Ayrıca gelinliğimin yaka düğmesinin altına minyatür bir ses kayıt cihazı yerleştirmiştim. Leyla’nın çantasında ise Deniz’in okumadan imzaladığı evlilik sözleşmesi duruyordu: Evlilik sonrası kanıtlanmış tek bir fiziksel şiddet veya dolandırıcılık teşebbüsü, tüm mal varlığı haklarını fesheder. O sırada dışarıdan kapı yumruklandı. Deniz bağırıyordu: “Aç şu lanet kapıyı!” Annesi de yanındaydı: “Bütün konuklar bekliyor!” Deniz’in kapı arkasından söylediği son söz içimdeki tüm şüpheleri sildi: “Bu günü mahvedebileceğini sanıyorsa, bu gece hangi eve döneceğini ona hatırlatın!” Ses kaydını avukatıma gönderdim. Birkaç saniye sonra mesaj geldi: “Polis ve güvenlik dışarıda. Sahneye dön.” Kapıyı açtım. Deniz öfkeyle baktı: “Şovun bitti mi?” “Evet,” dedim. Balo salonuna doğru yürüdüm. Mikrofonu elime aldım. İki yüz davetli bana döndü. Deniz zafer kazanmış gibi yerine oturdu. Mikrofona doğru konuştum: “Kocam pastadaki şakanın çok komik olduğunu düşünüyor. Şimdi de sonrasında yaşananları herkesin dinlemesini istiyorum.” Leyla telefonunu salonun ses sistemine bağladı…Deniz’in gelin odasının kapısındaki tehditkar sesi dev hoparlörlerden salonun her köşesine yayıldı: “Bu günü mahvedebileceğini sanıyorsa, bu gece hangi eve döneceğini ona hatırlatın!” Salondaki tüm fısıltılar kesildi. Buz gibi bir sessizlik çöktü. Pervin’in yüzündeki renk çekildi. Deniz panikle sahneye koştu: “Kapatın şunu!” Tam o anda salonun ana kapıları açıldı. İçeri iki üniformalı polis ve avukatım Melis Hanım girdi. Deniz olduğu yerde donakaldı. Avukatım Melis yanıma geldi: “İyi misiniz Selin Hanım?” “Şimdi daha iyiyim,” dedim. Deniz öfkeyle üzerimize yürüdü: “Ne oluyor burada? Bu ne saçmalık!” Melis Hanım dosyasını açtı: “Deniz Bey, müvekkilim haftalar önce hakkınızda nitelikli dolandırıcılık ve fiziksel şiddet ihbarında bulundu. Dün Selin Hanım’ın kişisel mal varlığı üzerinden iki milyon dolarlık sahte kredi başvurusu yaptığınız tespit edildi.” Pervin öne fırladı: “İftira! Biz bu düğün için binlerce lira harcadık!” Gülümseyerek mikrofona konuştum: “Benim kaporamla harcadınız Pervin Hanım. Müzisyen, mekan, takılarınız ve hatta balayı masrafları… Hepsini finans ekibimin şu an dondurduğu benim hesabımdan ödediniz.” Deniz çıldırmış gibi bağırdı: “Sen benim karımsın! Paralarımızı donduramazsın!” “Bizim paramız mı?” dedim. “O oturduğunuz villa benim vakfıma ait. Şirket hisselerim kişisel mülkümdür. Ayrıca imzaladığın evlilik sözleşmesindeki şiddet maddesini ihlal ettin. İki yüz şahidin önünde yüzümü masaya vurdun.” Polis memuru öne çıktı: “Deniz Bey, dolandırıcılık ve kasten yaralama suçlamasıyla bizimle gelmeniz gerekiyor.” Deniz son bir hamleyle mikrofonu elimden çekip almaya çalıştı: “Seni nankör…” Ama polisler anında müdahale ederek onu masanın üzerine yatırdı ve kelepçeyi taktı. Şampanya kadehleri devrilip kırılırken Deniz’in feryatları salonda yankılandı. Melis Hanım, Pervin’e dönerek bir evrak uzattı: “Bu da tahliye ihbarnamesi Pervin Hanım. Kira ödemeden oturduğunuz müştemilat da Selin Hanım’ın mülküdür. Haftaya boşaltmanız gerekiyor.” O ailenin tüm kibiri o gece iki yüz kişinin gözleri önünde yerle bir oldu. Evlilik altı hafta sonra resmen iptal edildi. Deniz, nitelikli dolandırıcılığa teşebbüs ve darp suçlarından adli kontrol cezası aldı, finans sektöründeki kariyeri bitti. Pervin ise lüks hayatını ve oturduğu evi kaybederek mütevazı bir hayata dönmek zorunda kaldı. Sekiz ay sonra Bodrum’da, denize bakan küçük ama huzurlu evimin balkonunda oturuyordum. Leyla elinde pastaneyle getirdiği küçük bir pastayla yanıma geldi. Pastayı masaya koyup sırıttı: “Çok mu erken?” Nefesim kesilene kadar güldüm. Aylar boyunca insanlar bana o düğün gününden pişman olup olmadığımı sordu. Hiç pişman olmadım. Sadece erken uyarı sinyallerini daha önce fark etmediğime üzüldüm. Ama pastadan sonra yaşanan hiçbir şeyden pişman değildim. Çünkü bazen hayatta verdiğiniz en önemli söz başkasına değil, kendinize verdiğiniz sözdür. Ve ben o gece kendime verdiğim sözü tuttum; arkama bile bakmadan çekip gittim.

