- Adım Esma.. Kocam vefat ettiğinden beri yalnız yaşıyordum. Kocamın arkadaşı Ahmet arada bir hal hatır sormak için bize gelirdi. Bir gün yine zil çaldı kapıyı çalan Ahmetti. Ahmet içeri girince, dışarıdaki soğuk havayı da beraberinde getiriyor. Kapıyı kapattığında, Esma onu karşılamak için ayağa kalkıyor ama bacakları biraz titriyor. Ahmet’in yüzündeki ifade endişeli ama sert; siyah ceketinin düğmeleri tam ilikli, duruşu dik. Esma’ya yaklaştığında, erkek kolonyası ve hafif ter kokusunu karışık alıyor. “Nasıl gidiyor?” diye soruyor Ahmet, sesi alçak ama boğuk. Esma cevap veremiyor, sadece başını iki yana sallıyor. Ahmet, ona dokunmak için elini uzatıyor ama havada asılı kalıyor bir an, sonra tereddütle omzuna koyuyor. Dokunuşu sıcak ve ağır, bir yastık gibi üzerine çöküyor.
- İkili mutfağa geçiyor. Ahmet, tezgahın üzerinde duran fincanları alıyor, suyu ocakta kaynatmaya başlıyor. Esma tezgahın kenarına yaslanıyor, Ahmet’in sırtına bakıyor. Gözleri, gömleğinin altındaki kaslı omuzlarına kayıyor. Ömer hayattayken Ahmet hep arkada planda dururdu, şimdi ise bu mutfakta onun varlığı her şeye hükmediyor. Ahmet dönüp ona su uzattığında, parmaklarının hafifçe parmaklarına sürtünmesiyle bir elektrik şoku gibi titriyor Esma. “Yalnız değilsin,” diyor Ahmet, gözlerinin içine bakarak. Esma, bu cümlenin altındaki o gizli, tehlikeli anlamı fark ediyor. Ahmet’in bakışları, sadece bir arkadaşın şefkatinden ibaret değil; daha derin, daha açgözlü bir açlık yatıyor altında. Ahmet bir adım atıyor, aralarındaki mesafe kapanıyor. Esma nefesini tutuyor, Ahmet’in erkekliğinin kokusunu ciğerlerine çekiyor. Ahmet’in eli, tezgahın kenarından Esma’nın beline kayıyor, sert bir şekilde kavrayarak. Esma geri çekilmiyor, aksine oda..

