- 23 yaşında bir kadınla evlendim, ben ise 60 yaşındaydım… ama düğün gecemizde, gelinliğini açtığımda, vücudunda gördüğüm bir şey kanımı dondurdu. Murat’ın fark ettiği ilk şey sessizlikti. Ama bu, huzurlu bir evin sessizliği değildi. Mezarlık sisi gibi odayı saran, ağır ve boğucu bir sessizlikti. Dışarıda, küçük evin önünde, sokağın biraz aşağısında bir köpek bir kez havladı, sonra sustu. Duvardaki saatin tik takları yavaş ve kararlı bir şekilde ilerliyor, normalden daha yüksek yankılanıyor gibiydi. Murat, Elif’in arkasında duruyordu, elleri titriyordu. Altmış yıllık hayat ona pek çok şey öğretmişti: iş anlaşmaları yapmayı, bir toplantı masasının etrafındaki insanların niyetlerini okumayı, kayıpları belli etmeden taşımayı… Ama bu loş ışıklı odada yaşanan bu kırılgan ana hiçbir şey onu hazırlamamıştı. Yatağın yanındaki abajurun yumuşak ışığı, Elif’in omuzlarına sıcak, kehribar rengi bir ışıltı düşürüyordu. Murat dikkatlice gelinliğinin arkasındaki düğmeleri çözüyordu. Parmakları beceriksizdi. Arzudan değil. Korkudan. Son düğme de açıldı. Elif yavaşça nefes aldı. Gelinlik gevşedi. Sonra omuzlarından kayıp yere usulca düştü. Ve Murat o an gördü. Yaraları. İnce, solgun çizgiler sırtını boydan boya kaplıyordu. Bazıları uzun, bazıları kısa. Bazıları eski ve silik. Bazıları daha kalın, hafif kabarık… sanki silinmeyi reddeden hatıralar gibi. Bir an için nefes alamadı. O izler, acının haritası gibiydi. Bir tane değil. İki tane değil. Onlarca. Murat içgüdüsel olarak geri çekildi. Göğsü sıkıştı. Elif hemen dönmedi. Başını eğdi, sanki tam da bu tepkiyi bekliyormuş gibi. Saat yine tik tak etti. Sonunda Elif konuştu. “Bunu hemen fark etmeyeceğinizi umuyordum.” Sesi sakindi, ama içinde sessiz bir kabulleniş vardı. Murat yutkundu. “Nasıl fark etmem?” Elif yavaşça kendine sarıldı ve yarım dönerek ona baktı, gözleri hâlâ yerdeydi. “Saklamaya çalıştım,” dedi. Murat’ın zihni hızla düşünmeye başladı. Kaza mı? Hastalık mı? Hayır. Bu izlerin bir düzeni vardı. Bir niyet. Birinin bilerek verdiği acı. “Bunu sana kim yaptı?” diye sordu. Elif hemen cevap vermedi. Onun yerine yavaşça yatağa yürüdü ve az önce oturduğu yere tekrar oturdu. Ama artık odadaki her şey farklıydı. Murat ayakta kaldı. İçinde bir şey değişmişti. Bu gece evlendiği genç kadın artık sadece Elif değildi. Bir sırdı. Ve belki de hiç kapanmamış bir yara. Sonunda Elif konuştu. “Üvey babam.” Bu kelime havada asılı kaldı. Murat’ın içinden bir ürperti geçti. “İlk kez on altı yaşındaydım,” diye devam etti. Sesi sabitti. Hatta fazla sabit. “Mutfağı temizlemeyi unuttuğumu söyledi.” Murat yumruklarını sıktı. Elif hafifçe başını kaldırdı. Bakışları boştu, sanki geçmiş odanın bir köşesinde yeniden yaşanıyordu. “Kemer kullanırdı. Metal tokalı olanlardan.” Murat’ın midesine ağır bir şey oturdu. “Bir kere olur sanmıştım,” dedi Elif. “Ama olmadı.” Oda yine sessizliğe gömüldü. Dışarıda rüzgâr pencereye hafifçe vuruyordu. “Çok içki içerdi,” diye devam etti Elif. “Babam öldükten sonra annem onunla evlendi. Yardıma ihtiyacımız vardı. Borçlarımız vardı. Hastane masrafları…” Hafifçe güldü ama o gülüşte hiçbir sıcaklık yoktu. “Meğer eve bir canavar almışız.” Murat yavaşça yatağın yanındaki sandalyeye oturdu. Yıllarca dünyanın acımasızlığının sadece hikâyelerde olduğunu düşünmüştü. Şimdi ise birkaç metre ötede, karısının tenine kazınmış haldeydi. “Ne kadar sürdü?” diye sordu sessizce. Elif omuz silkti. “On sekiz yaşıma kadar.” “Annen?” Elif’in bakışları karardı. “Biliyordu.” Kısa bir sessizlik daha. “Gidecek yerimiz yok dedi.” Murat gözlerini kısa süreliğine kapattı. Yalnız bir genç kızın mutfakta durduğunu, sarhoş bir adamın kemer kaldırdığını hayal etti. Bu düşünce göğsünde ani ve sert bir öfke yarattı. “Ona ne oldu?” diye sordu. Elif bu kez doğrudan ona baktı. “İlk kez karşılık verdim.” Murat bekledi. “Bir gece odama geldi. Sarhoştu. Öfkeliydi. Yine bir bahane arıyordu.” Elleri hafifçe titredi. “Yatağımın yanında kırık bir şişe vardı.” Murat’ın kalbi hızlandı. Elif yavaşça devam etti. “Onu öldürmedim.” Bir nefes daha aldı. “Ama bir daha bana dokunamayacağından emin oldum.” Murat detay sormadı. Gerek yoktu. İzler zaten her şeyi anlatıyordu. Elif derin bir nefes verdi ve tekrar gözlerini indirdi. “Ertesi sabah gittim.” “Annen?” “Orada kaldı.” Elif’in dudaklarında acı bir gülümseme belirdi. “Bazı insanlar hayatta kalmaya alışır.” Oda yeniden sessizliğe gömüldü. Murat yere bakıyordu. Murat, onu ilk kez o küçük esnaf lokantasında gördüğü günü hatırladı. İnatçı sesi patrona karşı yükseliyordu. Acımayı kabul etmeyi reddedişi… Şimdi daha önce anlayamadığı bir şeyi anlıyordu. O güç öylece ortaya çıkmamıştı. Şekillendirilmişti. Acı vererek. Elif sonunda tekrar ona baktı. “Bilmen gereken bir şey var,” dedi. Murat başını kaldırdı. “Seninle para için evlenmedim.” Yorgun ve hafif bir gülümseme belirdi yüzünde. “Herkesin böyle düşündüğünü biliyorum.” Elif bir an duraksadı. “Ama seninle kendimi güvende hissettiğim için evlendim.” Sözlerinin samimiyeti aralarında asılı kaldı. Murat alınmadı. Aksine, bir rahatlama hissetti. “Benimle güvende mi hissediyordun?” diye sordu. Elif başını salladı. “Bana bakıp beni kontrol etmeye çalışmayan ilk erkektin.” Sesi yumuşadı. “O gün lokantada bana yardım ettin… karşılığında hiçbir şey istemeden.” Murat o anı çok net hatırlıyordu. Onun öfkesi. Gururu. “Sana âşık olmayı planlamamıştım,” dedi Elif sessizce. Bu sözler Murat’ı şaşırttı. “Ama o otobüs durağına yürüyüşler… iş çıkışı içtiğimiz uzun çaylar…” Gözlerini tekrar onun gözlerine dikti. “Oldum.” Murat’ın boğazı düğümlendi. Altmış yaşında bir adam birçok şeye hazır olur. Ama buna değil. Karanlık bir odada, düğün gecesinde, tutkunun değil yaraların başladığı bir gecede gelen böyle kırılgan bir itirafa değil. Yavaşça ayağa kalktı. Elif onu dikkatle izliyordu. Belki hayal kırıklığı bekliyordu. Belki pişmanlık. Ama Murat ona doğru yaklaştı ve önünde diz çöktü. Konuştuğunda sesi yumuşaktı. “Çok korkunç bir şeyden sağ çıkmışsın.” Elif gözlerini kırptı. “Ve hâlâ aşka inanıyorsun.” Başını hafifçe salladı. “Bu zayıflık değil.” Bakışları yumuşadı. “Bu cesaret.” O gece ilk kez Elif’in gözleri doldu. Gerçek gözyaşları. Yıllardır içinde tuttuğu o sessiz, kontrol altındaki gözyaşları değil. Murat yavaşça elini uzattı ve onun ellerini tuttu. “Senin yaşındaki insanlar aşkla evlenir derler,” dedi. “Benim yaşımdakiler ise huzur için.” Parmaklarını hafifçe sıktı. “Belki biz başka bir şey için evlendik.” Elif fısıldadı: “Ne için?” Murat gülümsedi. “İkinci bir şans için.” Duvar saati yine tik tak etti. Ama bu kez sessizlik farklıydı. Daha sıcak. Daha yumuşak. Elif öne eğildi ve alnını onun omzuna yasladı. Uzun bir süre ikisi de kıpırdamadı. Dışarıda rüzgâr dinmişti. Sessiz odada, düğün geceleri tutkuyla ya da aceleyle değil… Çok daha nadir bir şeyle devam etti. Anlayışla. Ve yıllar sonra ilk kez Elif, geçmişin hayatının geri kalanını belirlemek zorunda olmadığına inanmaya başladı. Ama ikisi de henüz şunu bilmiyordu: Geçmiş, onunla işini bitirmemişti. Çünkü iki hafta sonra, o geçmişten biri kapılarını çalacaktı. Güneş battıktan hemen sonra kapı çalındı. Bu, komşuların kapıyı çalma şekli değildi. Ahşap kapıya vurulan üç yavaş ve kararlı darbe. Murat o sırada mutfaktaydı. Elif ocakta kaynayan mercimek çorbasını karıştırırken o da ekmek kesiyordu. Küçük ev sarımsak ve kekik kokuyordu. Bir anlığına akşam sıradan, neredeyse huzurlu görünüyordu. Elif birden donakaldı. Kaşık tencerede hareketsiz kaldı. “Birini mi bekliyordun?” diye sordu Murat. Elif cevap vermedi. Kapı tekrar çalındı. Üç kez. Bu sefer daha yavaş. Murat ellerini bezle sildi ve kapıya doğru yürüdü. Arkasından Elif’in sesi fısıltı gibi geldi. “Dur.” Murat döndü. Elif’in yüzü bembeyaz olmuştu. Bu, şaşkınlıktan gelen bir solgunluk değildi. Tanımaktan gelen bir solgunluktu. “Elif?” Başını hafifçe salladı, sanki kötü bir rüyadan uyanmaya çalışıyormuş gibi. Ama kapı tekrar çalındı. Bu sefer daha sert. Murat kapıyı açtı. Kapının önünde bir adam duruyordu. Elli yaşlarının ortalarında. Geniş omuzlu… Geriye doğru taranmış, yağlı gri saçlar geniş alnını ortaya çıkarıyordu. Murat’ın ilk fark ettiği şey kokuydu. Ucuz alkol. Eski sigara. Adamın bakışları Murat’ın üzerinden kayıp doğrudan evin içine yöneldi. Bakıyordu. Arıyordu. Sonra gülümsedi. Ve Murat bir anda anladı. Bu bir misafir değildi. Bu bir sorundu. “Elif evde mi?” diye sordu adam. Sesi pürüzlüydü, sanki taşların üzerinden geçen lastikler gibi. Murat kapı aralığında biraz öne çıktı. “Sen kimsin?” Adam soruyu görmezden geldi. Onun yerine yana eğilip evin içine daha fazla bakmaya çalıştı. “Elif!” diye bağırdı. Murat’ın sabrı tükeniyordu. “Sana bir soru sordum.” Adamın gülümsemesi genişledi. “Aile.” Murat’ın göğsüne soğuk bir şey yerleşti. Arkasından Elif’in ayak seslerini duydu. Yavaş. İsteksiz. Koridorda belirdi. Adamı görür görmez yüzü bembeyaz kesildi. Elindeki kaşık düştü ve zemine çarpıp yankılandı. Adam kısık bir kahkaha attı. “Vay… kendine bak,” dedi. Elif’in sesi neredeyse duyulmayacak kadar zayıftı. “Yavuz…” Murat hafifçe döndü. Demek buydu. Üvey baba. Yavuz elini rahatça kaldırdı, sanki sokakta eski bir tanıdığını selamlıyormuş gibi. “Çok güzel olmuşsun.” Elif kıpırdamadı. Murat dışarı çıktı ve kapıyı arkasından neredeyse tamamen kapattı. “Gitme vaktin geldi,” dedi sakin bir sesle. Yavuz’un bakışları yavaşça ona döndü. “Sen kimsin?” “Kocasıyım.” Yavuz gözlerini kırptı. Sonra güldü. Yüksek sesle değil. Ama kirli, ağır bir alayla. “Kocası mı?” diye tekrarladı. Bakışları Murat’ın gri saçlarına, yüzündeki çizgilere kaydı. Sonra tekrar eve döndü. “İlginçmiş.” Murat cevap vermedi. Yavuz çenesini kaşıdı ve sanki hiç acelesi yokmuş gibi kapı önündeki korkuluğa yaslandı. “Aile meseleleri tuhaf olur,” dedi. “İnsan geçmişinden öylece kaçamaz.” Murat kollarını kavuşturdu. “Sen aile değilsin.” Yavuz’un gülümsemesi hafifçe soldu. “Elif aynı fikirde olmayabilir.” Evin içinde Elif koridorda donup kalmıştı. Eller titriyordu. Sırtındaki izler sanki yeniden açılmış gibi hissediyordu. Bu anı defalarca hayal etmişti. Geceler boyunca. Korkular içinde. Ama gerçekten olacağını düşünmemişti. Yavuz tekrar konuştu. “Bak ihtiyar, sorun çıkarmaya gelmedim.” Murat buna zerre inanmadı. Yavuz’un sesi alçaldı. “Sadece konuşmaya geldim.” “O zaman başka yerde konuş.”
- Yavuz’un bakışları sertleşti. “Bunu yeni karının önünde mi yapmak istiyorsun?” Murat bir adım daha yaklaştı. “Git.” Yavuz’un çenesi gerildi. Bir an için o sahte samimiyet tamamen yok oldu. Ve işte… Elif’in anlattığı adam. Yavuz ceketinin içine uzandı. Murat’ın vücudu gerildi. Ama Yavuz sadece katlanmış bir zarf çıkardı. İki parmağıyla tutuyordu. “Bunun için geldim.” Murat zarfı hemen almadı. “Bu ne?” Yavuz omuz silkti. “Elif’in görmek isteyebileceği bir şey.” Evin içinden Elif’in sesi geldi. “Hayır…” Yavuz’un gülümsemesi geri döndü. “Görmek isteyecek.” Murat zarfı yavaşça aldı. İçinde fotoğraflar vardı. Eski. Elif on altı yaşında. Mutfakta ayakta duruyor. Kolunda morluk. Bir başka fotoğraf. Ağlıyor. Bir diğeri. Sırtındaki izler. Murat’ın midesi bulandı. Yavuz onu dikkatle izliyordu. “Görüyorsun ya,” dedi rahat bir tonla, “hatıralar tuhaf şeylerdir.” Murat’ın sesi buz gibi oldu. “Ne istiyorsun?” Yavuz biraz daha yaklaştı. “Para.” Elbette. Murat hiç şaşırmadı. Yavuz zarfı hafifçe tıklattı. “Bu fotoğraflar…” dedi. “İlginç hikâyeler anlatıyor.” Başını eğdi. “Polisin kafasını karıştırabilecek hikâyeler.” Murat gözlerini ondan ayırmadı. “Elif’e şantaj yapıyorsun.” Yavuz gülümsedi. “Hadi buna… aile desteği diyelim.” Evin içinde Elif elini ağzına götürdü. En büyük korkusu gerçek olmuştu. Yavuz’un sesi neredeyse yumuşadı. “Altı yüz bin lira.” Murat hiç tereddüt etmedi. “Hayır.” Yavuz’un gülümsemesi dondu. “Rakamı duymamış olabilirsin.” “Duydum.” Yavuz’un bakışları karardı. “Genç karının geleceğini riske atmaya hazır mısın?” Murat bir adım attı. Aralarındaki mesafe neredeyse yok oldu. “Sen ona zaten yeterince zarar verdin.” Sesi sakindi. Ama tehlikeli bir sakindi. “Bir daha veremezsin.” Yavuz ona baktı. Sonra tekrar güldü. “Kendini kahraman mı sanıyorsun?” Murat gözünü kırpmadı. “Gitmen gerekiyor.” Yavuz başını yavaşça salladı. “Sizin gibi yaşlılar hep aynı hatayı yapar.” Sesi fısıltıya dönüştü. “Paranın güç verdiğini sanırsın.” Parmağıyla evi işaret etti. “Ama ben onun hakkında şeyler biliyorum.” Gözleri parladı. “Onu mahvedebilecek şeyler.” Murat cevap veremeden— Kapı aralığından Elif’in sesi geldi. “Yeter.” İki adam da döndü. Elif oradaydı. Titriyordu. Ama ayaktaydı. Bu kez saklanmıyordu. Yavuz gülümsedi. “İşte burada.” Elif verandaya doğru yürüdü. Sesi sakindi. Ama kararlıydı. “Tek kuruş alamayacaksın.” Yavuz alaycı bir şekilde güldü. “Eskisinden daha cesursun.” Elif gözlerini ondan ayırmadı. “Gitmelisin.” Yavuz ona doğru eğildi. “Kocanın her şeyi bilmesini gerçekten istiyor musun?” Murat hemen yanına geçti. “Zaten biliyorum.” Yavuz’un gülümsemesi hafifçe sönümlendi. Elif derin bir nefes aldı. Ve Yavuz’un hiç beklemediği şeyi söyledi. “Ona anlattım.” Yavuz gözlerini kırptı. “Ne?” “Her şeyi.” Sessizlik uzadı. Yavuz’un kendine olan güveni ilk kez sarsıldı. Elif devam etti. “Artık beni tehdit edebileceğin hiçbir şey yok.” Yavuz’un çenesi gerildi. “Hata yapıyorsun.” Elif’in sesi sertleşti. “Hayır.” Bir adım daha attı. “Hayatımda ilk kez… doğru olanı yapıyorum.” Yavuz ona baktı. Sonra Murat’a. Sonra tekrar Elif’e. Uzun birkaç saniye kimse hareket etmedi. Sonunda Yavuz alaycı bir ses çıkardı. “Peki.” Verandadan indi. “Ama bu daha bitmedi.” Murat cevap vermedi. Yavuz sokağın aşağısında park edilmiş eski bir kamyonete doğru yürüdü. Araca binmeden önce son kez döndü. Ve gülümsedi. Yavaş, zehirli bir gülümseme. Sonra motoru çalıştırıp uzaklaştı. Gece motorun sesini yuttu. Elif’in dizleri çözüldü. Murat onu yere düşmeden yakaladı. Elif yüzünü onun omzuna gömdü, titriyordu. “Geçecek,” diye fısıldadı Murat. Ama içinde bir şey onu rahatsız ediyordu. Yavuz gibi adamlar, ellerinde koz olmadan kapıya gelmezdi. Ve giderkenki o gülümseme… Kaybetmiş birinin gülümsemesi değildi. Yeni başlayan birinin gülümsemesiydi. Kamyonetin sesi uzaklaştı. Ama geride bıraktığı gerginlik, yangın sonrası duman gibi havada asılı kaldı. Murat kapıyı yavaşça kapattı. Küçük ev artık farklı görünüyordu. Daha dar. Daha güvensiz. Elif koltukta oturuyordu. Ellerini o kadar sıkmıştı ki parmak eklemleri bembeyaz olmuştu. Gözleri yerdeydi, sanki ahşap zeminden kötü bir şey çıkacakmış gibi. Murat bir süre pencerenin yanında durdu. Issız sokağa baktı. Kamyonet gitmişti. Ama o his hâlâ oradaydı. Sonunda döndü. “Bir konuda yalan söylüyor,” dedi alçak sesle. Elif başını kaldırmadı. “Hep söyler.” Murat yanına oturdu. “Bana her şeyi anlattığını söyledin.” “Anlattım.” “O zaman elinde ne olduğunu sanıyor?” Elif gözlerini kapattı. “Bilmiyorum…” Ama Elif’in bunu söyleme biçimi Murat’ı huzursuz etti. Sözlerinin arkasında başka bir şey vardı. Çözülmemiş bir şey. Murat bekledi. Sonunda Elif tekrar konuştu. “Bir gece vardı,” dedi yavaşça. Murat sessiz kaldı. “O gece her zamankinden daha fazla içmişti.” Nefesi yavaşladı, sanki o ana geri dönmeye kendini zorluyordu. “Yine odama geldi.” Murat’ın çenesi gerildi. Elif’in sesi hafifçe titredi. “Ama bu sefer… sadece öfkeli değildi.” Oda sanki bir anda soğudu. “Yanımda duran kırık şişeyi aldım… sana anlattığım gibi.” Murat hafifçe başını salladı. Elif devam etti. “Onu kestim. Derin bir şekilde. Kolundan.” Murat gözünde canlandırdı: camın keskinliği, alkol kokusu, panik. “Geri çekildi,” dedi Elif. “Her yerinden kan akıyordu.” Sesi neredeyse fısıltıya dönüştü. “Onu öldürdüğümü sandım.” Murat’ın içinden bir ürperti geçti. “Ama ölmedi,” dedi Elif. “Bayıldı.” Murat biraz öne eğildi. “Peki fotoğraflar?” Elif başını salladı. “Onları çeken birini hiç görmedim.” Sessizlik tekrar çöktü. Murat ayağa kalktı ve odada yavaşça yürümeye başladı. Yavuz, polisten korkan bir adama benzemiyordu. Henüz oynamadığı bir kozu olan birine benziyordu. Giderkenki o gülümseme… Murat’ı rahatsız ediyordu. Çok fazla. Elif aniden tekrar konuştu. “Bir şey daha var.” Murat durdu. “Ne?” Elif tereddüt etti. Sonra kelimeler zorla çıktı. “Ertesi sabah… ortadan kayboldu.” Murat kaşlarını çattı. “Kayboldu mu?” “Tamamen.” “Ne hastane kaydı vardı, ne de polis.” Bakışları yine boşluğa daldı. “Annem şehirden gittiğini söyledi.” Murat dikkatle düşündü. “Ama bunu hiç doğrulamadın.” Elif başını salladı. “İstemiyordum.” Murat yavaşça tekrar oturdu. “Yani yıllarca kaybolduğunu düşündün.” “Evet.” “Ve şimdi geri döndü.” Elif başını salladı. Murat derin bir nefes verdi. Bunların hiçbiri Yavuz’un kendine güvenini açıklamıyordu. Şantaj, ancak gerçek bir koz varsa işe yarar. Ve Yavuz bundan emindi. Murat ayağa kalktı. “Yarın bir avukat arayacağım.” Elif başını hızla kaldırdı. “Hayır.” Murat döndü. “Neden?” “Çünkü Yavuz avukatlardan korkmaz.” Sesi kararlıydı. “Ama ortaya çıkmaktan korkar.” Murat onu dikkatle izledi. “Ne demek bu?” Elif yine tereddüt etti. Sonra Murat’ın içini altüst eden şeyi söyledi. “O, insanlara zarar veren tek kişi değildi.” Murat’ın içindeki hava değişti. “Ne diyorsun sen?” Elif yutkundu. “Başka adamlar da vardı.” Murat ona baktı. “Başka mı?” Elif yavaşça başını salladı. “On altı yaşındayken… eve adamlar gelirdi.” Eller yeniden titremeye başladı. “Ona para verirlerdi.” Murat’ın içini öfke kapladı, öyle hızlı ki göğsünü sıktı. “Neden?” diye sordu, cevabı tahmin etmekten korkarak. Elif’in gözleri doldu. “Bana ulaşmak için.” Bu söz odaya kırılmış cam gibi düştü. Murat yumruklarını sıktı. “Onlar…” “Hayır,” dedi Elif hemen. “Asla izin vermedim.” Sesi titriyordu. “Direndim. Bağırdım. Bazen komşular daha bir şey olmadan polisi arardı.” Gözlerini sertçe sildi. “Ama Yavuz beni suçladı.” Murat kendini kötü hissetti. “O zaman bu fotoğraflar…” dedi yavaşça. Elif başını salladı. “Belki sadece fotoğraf değiller.” Murat anladı. Kanıt. Bir suçun kanıtı. Hem de çok daha büyük bir suçun. Yavuz paraya muhtaç olduğu için gelmemişti. Korktuğu için gelmişti. Elif fısıldadı: “Eğer o adamlar benim konuşabileceğimi düşünürse…” Murat cümleyi tamamladı. “Seni susturmak isterler.” Gerçek aralarında asılı kaldı. Yavuz kapıya geldiğinden beri ilk kez korku odayı tamamen doldurdu. Ama Murat’ın korkusu uzun sürmedi. Sertleşti. Daha soğuk bir şeye dönüştü. Daha kararlı. Kapıya gidip kilidi kontrol etti. Sonra pencereleri. Arka kapıyı. Elif onu izliyordu. “Korkuyorsun,” dedi yavaşça. Murat ona döndü. “Evet.” Elif başını salladı. “Ben de.” Murat yanına gelip tekrar oturdu. “Ama korku her zaman kötü değildir,” dedi. Elif ona baktı. “Bazen korunması gereken bir şey olduğunu gösterir.” Elif onun elini tuttu. “Benimle evlenmemeliydin,” diye fısıldadı. Murat hemen başını salladı. “İşte burada yanılıyorsun.” Parmaklarını nazikçe sıktı. “Geçmişinin kolay olmadığını biliyordum.” Bir an durdu. “Sadece hâlâ tehlikeli olabileceğini bilmiyordum.” Elif ona yaslandı. Bir an için ev yeniden sessizliğe büründü. Ama bu huzur kırılgandı. Çünkü dışarıda— Bir araba yavaşça sokaktan geçti. Farları kısıktı. Motoru neredeyse sessizdi. Ve o arabanın içinde biri evi izliyordu. Salonun ışıklarına bakıyordu. Kanepede yan yana oturan yaşlı adamla genç kadını izliyordu. Bekliyordu. Ve şehrin başka bir köşesinde, Yavuz loş bir meyhanede oturuyordu. Elinde bir bardak rakı vardı. Karşısında başka bir adam oturuyordu. Üzerinde kusursuz bir takım elbise. Yavuz fotoğrafların olduğu zarfı masaya doğru itti. Adam açtı. İçine baktı. Sonra kaşlarını çattı. “Evlenmiş mi?” diye sordu. Yavuz başını salladı. “Zengin, yaşlı bir aptalla.” Adam arkasına yaslandı. “Bu işleri zorlaştırır.” Yavuz uzun bir yudum aldı. “Pek sayılmaz.” Adam fotoğrafa tekrar baktı. Sonra alçak sesle sordu: “Depodaki o geceyi hatırlıyor mu?” Yavuz gülümsedi. Yavaşça. Zalimce. “Oh…” dedi. “Hatırlamak üzere.”

