DOLAR
Alış: 48.19
Satış: 48.38
EURO
Alış: 55.93
Satış: 56.15
GBP
Alış: 64.93
Satış: 65.41
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
4.09.2026
Süs Havuzundaki İntikam: Otuz İki Yıllık Sessizliğin Büyük Zaferi
- “Şuna bakın, bizim Cansu yine tek başına! Kız kardeşinin bu mutlu gününde kendine bir kavuk bile bulamamış!” İstanbul Boğazı’ndaki lüks bir otelin balo salonunda çınlayan bu cümle, babam Arif Aksu’nun mikrofonu eline alıp dörtyüz davetlinin önünde beni rezil ettiği andı. Otuz iki yıldır ailem beni hep yalnız, sorunlu ve küçük kız kardeşim Ceren’in ışığını parlatmaya yarayan gölge bir figür olarak gördü. Ceren’in görkemli düğünü de bu aşağılamaların zirvesi olacaktı. Kahkahalar salonu doldururken nefes almak için terasa, süs havuzunun kenarına çıktım. Babam peşimden geldi. Omuzlarıma bastırarak küstahça fısıldadı: “Suratını asmayı kes! Şovun estetiğini bozuyorsun.” Ardından beni hiç tereddüt etmeden geriye doğru itti. Sert görünmüyordu ama beni aşağılamaya fazlasıyla yetti. Topuklarım kaydı ve buz gibi suyun içine yuvarlandım. Yeşil elbisem üzerime yapıştı, saçlarım bozuldu. Asıl canımı acıtan soğuk su değil, salondan yükselen alkışlardı. Kimse dehşete düşmedi, kimse yardıma koşmadı. Babam elinde mikrofonla tepemde durup harika bir şaka yapmış gibi sırıtırken, dörtyüz kişi bu rezilliği alkışladı. Otuz iki yıllık suskunluğum o havuzun dibinde bitti. Islak kirpiklerimi silip gözlerinin içine baktım: “Bu anı hiç unutma,” dedim fısıltıyla. “Şu an bana ne yaptığını sakın unutma. Çünkü ben unutmayacağım.” Ayağa kalktım, tuvalete gidip o ıslak elbiseyi çıkardım. Çantamdaki yedek siyah kokteyl elbisemi giydim, kırmızı rujumu sürdüm ve aynadaki güçlü kadına baktım. Artık kaçmak yoktu. Telefonumu çıkarıp üç yıldır ailemden sakladığım o gizli numaraya tek bir mesaj attım: “Şimdi gel.” Ailem bana zavallı demeyi çok seviyordu. Ama birazdan kocamla tanışacaklardı.
- O sırada kapı yavaşça açıldı. Annem Pervin içeri girdi. Yüzündeki o sahte huzur kaybolmuştu. “Cansu… Baban öyle demek istemedi…” dedi cılız bir sesle. Annem yıllarca sustuğu için babamın bu zalimliğine ortak olmuştu. “Beni savunma anne,” dedim net bir sesle. Telefonum titredi: “Yan kapıdayım.” Annem şüpheyle sordu: “Biriyle mi buluşacaksın?” “Evet,” dedim aynadaki aksime bakarak. “Kocama haber verdim.” Annemin rengi attı. “Ne? Sen evli misin? Kiminle?” “Kaan Yılmaz ile. Üç yıldır evliyiz.” Annem ismi duyunca şokla arkasındaki kadife koltuğa çöktü. Kaan Yılmaz, iş dünyasının çekindiği, son derece nüfuzlu ve saygın bir ağır ceza ve şirket avukatıydı. Anneme baktım: “Bunu sizden sakladım çünkü hayatımda babamın parasıyla veya kıyaslamalarıyla kirletilmemiş tek bir şeyin kalmasını istedim.” Topuklularımın üzerinde dikleştim ve annemi tuvalette tek başına bırakıp yan kapıya doğru yürüdüm. Ağır cam kapı açıldı. Kaan, şık koyu takım elbisesi ve o asil duruşuyla içerideydi. Halıdaki ıslak ayak izlerimi ve kırmızı rujumu görünce gözleri buz kesti. “Sana ne oldu Cansu?” dedi yumuşakça. “Babam beni herkesin önünde süs havuzuna itti,” dedim. Kaan’ın bakışlarında tehlikeli bir fırtına koptu. Sesini hiç yükseltmeden saçımı kulağımın arkasına itti ve elimi sımsıkı tuttu. “O zaman gidip babana bu şakanın nasıl sonlandığını gösterelim.” Balo salonunun dev ahşap kapılarına doğru yan yana yürümeye başladık.Dev mahogany kapılar ardına kadar açıldığında, salondaki müzik sesi ve kahkahalar Kaan ile içeri adım atmamızla birlikte bıçak gibi kesildi. Babam Arif Aksu, ana masada kentin önde gelen müteahhitleriyle kadeh kaldırıyordu. Beni Kaan Yılmaz’ın elini tutarken gördüğünde elindeki kadeh donakaldı. Babam yapmacık bir gülümsemeyle öne çıktı: “Kaan Bey? Sizi burada görmek ne büyük sürpriz! Şirketimizin hukuk danışmanının davetimizi kabul edeceğini bilseydim…” Kaan babamın tam karşısında durdu. Boyuyla babamı gölgede bırakıyordu. Ses tonu salondaki en uzak masadan bile duyulacak kadar net ve gürdü: “Ben buraya Aksu Holding’in avukatı olarak gelmedim Arif Bey. Ben Cansu’nun kocası olarak buradayım.” Salonda büyük bir uğultu koptu. Kız kardeşim Ceren elindeki şampanya kadehini yere düşürdü. Babamın yüzündeki bütün kan çekildi. “Kocası mı?! Bu imkansız! Cansu evli değil!” “Üç yıldır evliyiz,” dedi Kaan, ceketinin iç cebinden siyah bir deri dosya çıkarıp masanın ortasına koyarken. “Ve ben bu üç yıl boyunca, holdingin avukatı sıfatıyla geçmişe dönük tüm finansal yapılandırma belgelerinizi inceledim.” Babam masaya tutundu. “Kaan… Ne yapıyorsun sen?” “Üç yıl önce, Cansu’nun hiçbir şeyden haberi olmadığını varsayarak Aksu Holding’in oy hakkına sahip yüzde otuzluk hissesini onun adına kurulan özel bir aile fonuna devretmiştiniz,” dedi Kaan soğukkanlılıkla. “Cansu’nun resmi vekili ve eşi olarak, bu öğleden sonra o hisselerin tüm kontrol yetkisini yürürlüğe koydum.” Salondaki dörtyüz davetli nefesini tutmuş dinliyordu. Kaan devam etti: “Yönetim kurulu iki saat önce acil toplandı. Şirket sermayesini usulsüz kullanmanız ve bu gece sergilediğiniz kamuoyu prestijini zedeleyen davranışlarınız nedeniyle, Aksu Holding Yönetim Kurulu Başkanlığı görevinden resmi olarak azledildiniz.” Babam çıldırmış gibi öne fırladı: “Kızımın düğününü mahvettiniz! Hayatımı mahvettiniz!” Öne çıktım ve az önce beni buz gibi suya iten adama, babama doğru baktım: “Kendi hayatını kendin mahvettin baba. Sana havuzun kenarında o anı unutmamanı söylemiştim. Beni değersiz sandın. Ama benim her şeyi izlediğimi unuttun.” Arkamızı dönüp salondan çıktık. Babamın çöküşü, Ceren’in lüks hayatının bitişi ve davetlilerin şaşkın bakışları arkamızda kaldı. Altı ay sonra… Ege kıyısında, Urla’daki eski bir taş evin geniş verandasında sabah güneşini izliyordum. Düğün gecesinden sonra yaşanan fırtına dinmişti. Babam emekli olmak zorunda kalmış, şirketteki tüm yetkilerini kaybetmişti. Kız kardeşim Ceren ve kocası, ellerindeki sınırsız imkanlar gidince kendi yağlarında kavruldukları mütevazı bir hayata çekilmişlerdi. Annem Pervin ise nihayet sesini bulmuş, babamdan boşanarak kendi huzurlu dünyasını kurmuştu. Kaan ile ben, holdingin yönetim yapısını tamamen değiştirerek elde edilen gelirin büyük kısmını dar gelirli aileler için konut projelerine aktaran şeffaf bir vakıf kurmuştuk. Kaan elinde iki fincan taze kahveyle yanıma geldi. Verandaki salıncağa yanıma oturup kolunu omuzlarıma doladı. “Ne düşünüyorsun hayatım?” diye sordu. Gözlerimi masmavi denize dikip gülümsedim: “Süs havuzunu düşünüyordum. O soğuk suya düşmenin başıma gelen en güzel şey olduğunu fark ettim. Çünkü o sudan çıktığımda, artık onların beklentilerinde boğulmayı bıraktım.” Otuz iki yıl boyunca beni bir gölge sanmışlardı. Ama kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenen bir kadının, sesini çıkardığında bir krallığı bile yıkabileceğini unutmuşlardı. Kahvemden bir yudum aldım, kocama sarıldım ve özgürlüğün tadını çıkardım.
Benzer Galeriler
-
Süs Havuzundaki İntikam: Otuz İki Yıllık Sessizliğin Büyük Zaferi
-
Kaderin Gecikmesi: Düğünüme Üç Saat Geç Kaldığım Gün Başlayan Yeni Hayatım
-
Gölgedeki Silüet: Düğün Gecesi Başlayan Büyük İhanet
-
Dört Kızımı Alıp Evi Terk Ettiğim Gün Başlayan Hain Yalan: Veliaht Yüzüğünün Arkasındaki Şok Gerçek
-
“Düğün Takılarını Babama Verim Yapacaksın!” Diyen Kocamın Kurduğu Hain Tuzak ve Beklenmedik Sonu
-
Havalimanındaki Sahte Gözyaşı: Kocamın Milyonluk İhaneti ve Büyük Çöküşü


