DOLAR
Alış: 48.19
Satış: 48.38
EURO
Alış: 55.93
Satış: 56.15
GBP
Alış: 64.93
Satış: 65.41
Süs Havuzundaki İntikam: Otuz İki Yıllık Sessizliğin Büyük Zaferi
O sırada kapı yavaşça açıldı. Annem Pervin içeri girdi. Yüzündeki o sahte huzur kaybolmuştu. “Cansu… Baban öyle demek istemedi…” dedi cılız bir sesle. Annem yıllarca sustuğu için babamın bu zalimliğine ortak olmuştu.
“Beni savunma anne,” dedim net bir sesle. Telefonum titredi: “Yan kapıdayım.”
Annem şüpheyle sordu: “Biriyle mi buluşacaksın?”
“Evet,” dedim aynadaki aksime bakarak. “Kocama haber verdim.”
Annemin rengi attı. “Ne? Sen evli misin? Kiminle?”
“Kaan Yılmaz ile. Üç yıldır evliyiz.”
Annem ismi duyunca şokla arkasındaki kadife koltuğa çöktü. Kaan Yılmaz, iş dünyasının çekindiği, son derece nüfuzlu ve saygın bir ağır ceza ve şirket avukatıydı. Anneme baktım: “Bunu sizden sakladım çünkü hayatımda babamın parasıyla veya kıyaslamalarıyla kirletilmemiş tek bir şeyin kalmasını istedim.”
Topuklularımın üzerinde dikleştim ve annemi tuvalette tek başına bırakıp yan kapıya doğru yürüdüm. Ağır cam kapı açıldı. Kaan, şık koyu takım elbisesi ve o asil duruşuyla içerideydi. Halıdaki ıslak ayak izlerimi ve kırmızı rujumu görünce gözleri buz kesti. “Sana ne oldu Cansu?” dedi yumuşakça.
“Babam beni herkesin önünde süs havuzuna itti,” dedim.
Kaan’ın bakışlarında tehlikeli bir fırtına koptu. Sesini hiç yükseltmeden saçımı kulağımın arkasına itti ve elimi sımsıkı tuttu. “O zaman gidip babana bu şakanın nasıl sonlandığını gösterelim.”
Balo salonunun dev ahşap kapılarına doğru yan yana yürümeye başladık.Dev mahogany kapılar ardına kadar açıldığında, salondaki müzik sesi ve kahkahalar Kaan ile içeri adım atmamızla birlikte bıçak gibi kesildi.
Babam Arif Aksu, ana masada kentin önde gelen müteahhitleriyle kadeh kaldırıyordu. Beni Kaan Yılmaz’ın elini tutarken gördüğünde elindeki kadeh donakaldı. Babam yapmacık bir gülümsemeyle öne çıktı: “Kaan Bey? Sizi burada görmek ne büyük sürpriz! Şirketimizin hukuk danışmanının davetimizi kabul edeceğini bilseydim…”
Kaan babamın tam karşısında durdu. Boyuyla babamı gölgede bırakıyordu. Ses tonu salondaki en uzak masadan bile duyulacak kadar net ve gürdü: “Ben buraya Aksu Holding’in avukatı olarak gelmedim Arif Bey. Ben Cansu’nun kocası olarak buradayım.”
Salonda büyük bir uğultu koptu. Kız kardeşim Ceren elindeki şampanya kadehini yere düşürdü. Babamın yüzündeki bütün kan çekildi. “Kocası mı?! Bu imkansız! Cansu evli değil!”
“Üç yıldır evliyiz,” dedi Kaan, ceketinin iç cebinden siyah bir deri dosya çıkarıp masanın ortasına koyarken. “Ve ben bu üç yıl boyunca, holdingin avukatı sıfatıyla geçmişe dönük tüm finansal yapılandırma belgelerinizi inceledim.”
Babam masaya tutundu. “Kaan… Ne yapıyorsun sen?”
“Üç yıl önce, Cansu’nun hiçbir şeyden haberi olmadığını varsayarak Aksu Holding’in oy hakkına sahip yüzde otuzluk hissesini onun adına kurulan özel bir aile fonuna devretmiştiniz,” dedi Kaan soğukkanlılıkla. “Cansu’nun resmi vekili ve eşi olarak, bu öğleden sonra o hisselerin tüm kontrol yetkisini yürürlüğe koydum.”
Salondaki dörtyüz davetli nefesini tutmuş dinliyordu. Kaan devam etti: “Yönetim kurulu iki saat önce acil toplandı. Şirket sermayesini usulsüz kullanmanız ve bu gece sergilediğiniz kamuoyu prestijini zedeleyen davranışlarınız nedeniyle, Aksu Holding Yönetim Kurulu Başkanlığı görevinden resmi olarak azledildiniz.”
Babam çıldırmış gibi öne fırladı: “Kızımın düğününü mahvettiniz! Hayatımı mahvettiniz!”
Öne çıktım ve az önce beni buz gibi suya iten adama, babama doğru baktım: “Kendi hayatını kendin mahvettin baba. Sana havuzun kenarında o anı unutmamanı söylemiştim. Beni değersiz sandın. Ama benim her şeyi izlediğimi unuttun.”
Arkamızı dönüp salondan çıktık. Babamın çöküşü, Ceren’in lüks hayatının bitişi ve davetlilerin şaşkın bakışları arkamızda kaldı.
Altı ay sonra…
Ege kıyısında, Urla’daki eski bir taş evin geniş verandasında sabah güneşini izliyordum. Düğün gecesinden sonra yaşanan fırtına dinmişti. Babam emekli olmak zorunda kalmış, şirketteki tüm yetkilerini kaybetmişti. Kız kardeşim Ceren ve kocası, ellerindeki sınırsız imkanlar gidince kendi yağlarında kavruldukları mütevazı bir hayata çekilmişlerdi. Annem Pervin ise nihayet sesini bulmuş, babamdan boşanarak kendi huzurlu dünyasını kurmuştu. Kaan ile ben, holdingin yönetim yapısını tamamen değiştirerek elde edilen gelirin büyük kısmını dar gelirli aileler için konut projelerine aktaran şeffaf bir vakıf kurmuştuk.
Kaan elinde iki fincan taze kahveyle yanıma geldi. Verandaki salıncağa yanıma oturup kolunu omuzlarıma doladı. “Ne düşünüyorsun hayatım?” diye sordu.
Gözlerimi masmavi denize dikip gülümsedim: “Süs havuzunu düşünüyordum. O soğuk suya düşmenin başıma gelen en güzel şey olduğunu fark ettim. Çünkü o sudan çıktığımda, artık onların beklentilerinde boğulmayı bıraktım.”
Otuz iki yıl boyunca beni bir gölge sanmışlardı. Ama kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenen bir kadının, sesini çıkardığında bir krallığı bile yıkabileceğini unutmuşlardı. Kahvemden bir yudum aldım, kocama sarıldım ve özgürlüğün tadını çıkardım.
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.
Diğer Galeriler
-
Tabuttaki Gizli Nefes: Torunumu Kurtardığım O Gece
-
Süs Havuzundaki İntikam: Otuz İki Yıllık Sessizliğin Büyük Zaferi
-
Kaderin Gecikmesi: Düğünüme Üç Saat Geç Kaldığım Gün Başlayan Yeni Hayatım
-
Gölgedeki Silüet: Düğün Gecesi Başlayan Büyük İhanet
-
Dört Kızımı Alıp Evi Terk Ettiğim Gün Başlayan Hain Yalan: Veliaht Yüzüğünün Arkasındaki Şok Gerçek
-
“Düğün Takılarını Babama Verim Yapacaksın!” Diyen Kocamın Kurduğu Hain Tuzak ve Beklenmedik Sonu
